Felaketlerden felaket beğen

Altemur KILIÇ

AKP kapatılamadı... Bu da bir garip oldu ya; Anayasa Mahkemesi yargıçlarının 10'u, bu partinin "laikliğe karşı eylemlerin odağı" olduğuna karar verdiler. AKP'yi pek fazla "ırgalamayacak" bir para cezası vermekle yetinildi... Bir oy farkla!
Şimdi, Anayasa Mahkemesi başka bir partinin -Kürt kökenli ve PKK bağlantılı DPT'nin (Demokratik Toplum Partisi)-  kapatılması davası da karara bağlanmak üzere... Anayasa Mahkemesi'nde bir değişiklik olmamışsa, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, sözlü savunmasını yapmış olacak! Ve partinin "terör eylemlerinin odağı olmadığını, PKK ile organik bağlantısı bulunmadığını" "külahlara" anlatacak... Hem de, Türk (neden "Türk") ve diğer DPT milletvekillerinin, PKK ve Apo hakkındaki methiyeleri, Eşkıya başına, "sayın" dedikleri Abdullah Öcalan'a, üstüne basa basa "onursal önderimiz" demeleri, hâlâ gözlerimizin önünde olmuş ve kayıtlarda sabitken!
 

Felaket tellalcısı

Üstelik Türk, "Parti kapatılırsa felaket olur" diyor ve açıkça tehdit ediyor. PKK'nın ve terörün "sebeb-i mevcudiyeti" Kürtlere yapılan haksızlıklarmış! Bu, ayrı ele alınacak, tevil götürmeyen bir zırva!
DPT kapatılırsa "felaket" olmaz, AKP hakkındaki karar emsal sayılıp kapatılmazsa asıl "felaket" o zaman olur: PKK ve bölücüler bundan cesaret alırlar ve büsbütün azarlar!
AKP de, "cezadan" ders almadı. Erdoğan büsbütün coştu, coşar... Fakat iki durumun "anlamı ve önemi" konusunda büyük fark var: AKP, eğer böyle devam ederse, er veya geç iktidarının sonunu getirecek. Ama DTP kapatılmazsa da kapatılırsa da PKK terörünün ve bölücülüğün "odağı" olmaya,  devam eder. Asıl "anormali", DTP'nin, bu işlevlerini, TBMM'de ve de "dokunulmazlık" altında pervasızca yapması... Yoksa ha TBMM'de olmuş ha açıkça PKK'nın yanında, dağa çıkmış arada fark yok!
Sabah gazetesinde Ergun Babahan der ki: "DTP, önemli bir toplumsal işlevi yerine getiriyor, bölgenin, halkın taleplerini yasal bir zeminde seslendiriyor. Bu fikirlerle uyuşmayabiliriz, hatta bazıları bizi rahatsız bile edebilir, ama demokratik sistemin esası da budur. Bizi rahatsız eden fikirlerin serbestçe dile getirilebilmesi."
Kısacası; DTP'nin, açıkça PKK'nın, TBMM'de "vekilleri"   olması, "demokratik sistemin" esası!(!) Bu gaflet, tartışmaya bile değmez!
Gene Babahan der ki: "DTP kapatılınca Kürtlerin talepleri sona ermeyecek. Şiddet sona ermeyecek; belki de demokratik sistemden umudu kesen gençlerin dağa daha sıcak bakmasına yol açacak... DTP kapatılırsa, Kürt sorunu ortadan kalkmayacak"
Pek âlâ;  DTP açık kalırsa bu talepler sona erecek ve PKK bitecek mi?.. Hayır, büsbütün azacak! Babahan devam ediyor: "Bu coğrafyada Kürtler var ve onların Türkiye Cumhuriyeti devletinden belli talepleri var."
Önce bu "belli talepler" haklı mı ve uçları nereye varıyor? Türkiye'nin, başka yörelerinin, etnik gruplarının da, her halde  "belli talepleri" var, ama onlar, gençleri bu taleplerı için dağa mı çıkarıyorlar/ ... Şeyh Sait, Dersim ve Ağrı isyanları aslında neden çıktı ve kimler tarafından, nasıl tahrik edildi, hem de 19. yüzyıldan beri! Babahan'a bu konudaki kitabımı okumasını tavsiye ederim... ("Küçük Türkiye-Büyük Kürdistan", Akasya Yayınları)
Ve şimdi, AB'nin, ABD'nin katkılarıyla, Barzani ve Talabani'nin "Büyük Kürdistan" hayâli gerçekleşirken, Kürt gençleri, dağa çıkmaya bile gerek görmeden, Türkiye'nin bölüneceğini umut ederler!
"PKK-Kürt sorunu" nasıl çözülür... Her halde "verip, kurtulmakla" değil! Önce, Mustafa Kemal'in, Kürt isyanları üzerine vaz ettiği tılsımla; "Ne Mutlu Türk'üm diyene" inancının, bir suretle canlandırılmasıyla!

 

İlker Başbuğ inisiyatifi
Yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, ilk iş olarak, Güneydoğu'ya gidip halkla yakından temas etmesi çok önemliydi... Önce, kendisini duygulardan, manzaralardan ve konuşmalardan anlamış ki, yöre halkının büyük kısmını kaybetmemişiz. Bunları tutmak ve diğerlerini kazanmak ve muhafaza etmek için bölgenin ekonomisini, iş ve aş imkânlarını sağlamak gerekiyor! Gençlerin "dağa çıkmalarını önlemek-çıkanları da yeniden kazanmak için bu imkânlar gerekli! 
Bu konuda iki naçizane görüşüm var: TC'nin Barzani ve Talabani'den medet ve destek umacağı ve böylelikle de zafiyet eseri göstereceği yerde, "Büyük Kürdistan'ın" umudunu, Türkiye açısında umutlarını radikal bir şekilde kesmek lazım! ...Bu umut var oldukça ve iktidar bu umuda imkân verdikçe, "Büyük Kürdistan-PKK" cazibesinden kolay kurtulamazlar.
Bir başka önerim de, bölgede yatılı askeri ortaokullar açılması ve gençlerin Atatürk ilkeleri doğrultunda eğitilmeleri! Rahmetli Kazım Karabekir Paşa böyle yapmıştı! 
Fakat AB baskılarıyla, Kürtçe eğitim ve radyo-TV yayınlarına imkân sağlanmışsa, aksi oluyor-oldu!
DTP'liler, bizim "sözde aydınlar" buna "asimilasyon"  diyecekler... Varsın desinler; ben "Atatürk'ün uyum formülünün devamı" diyorum. "Entegrasyon" veya "asimilasyon"; herhalde Türkiye'nin bölünmesine yol açacak "sözde demokrasi"den çok daha iyidir!
TEŞEKKÜR - Geçirmiş olduğum göz ameliyatı dolayısıyla bana geçmiş olsun diyen dostlara, okuyuculara teşekkür ediyorum... Hamdolsun, gözüm olayları, hainleri, gafilleri hâlâ görüyor ve kafam onlarla mücadele edecek kadar işliyor!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş