Felsefesiz iman

Ahmet SEVGİ

Geçen gün kahvehanede sohbet ederken söz dönüp dolaşıp dine, imana geldi. Arkadaşlardan biri: “Ben onu bunu bilmem, bana felsefesiz iman lazım” diyerek kestirip attı. Bendeniz:  “Taklîdî imanla yetinmemek gerekir, Allah’ın verdiği ‘akıl’ı kullanarak inandığımız şeyler üzerinde düşünmek, onları anlamaya çalışmak lazım. Ana-babadan görüp duyduğumuz gibi inanmak avam inancıdır ve bir bakıma mirasyedilikten ibarettir”  dedimse de pek ikna edici olmadı. Bugünkü yazımda meseleyi biraz açarak bu mevzudaki düşüncelerimi yazıya dökmek istiyorum. 
Biz maalesef felsefe hakkında peşin hükümlüyüz. Felsefeyi dinsizlik olarak görmüşüz. Şair Vehbî (ö. 1809)  “Lütfiyye” adlı nasihatnâmesinde bakınız bu konuda ne diyor:
“Gizlidir hikmet-i Rabb-i müteâl//Hükemâ (filozof) sözleridir vehm ü hayâl//Görünür gerçi muvâfık akla//Ekseri lîk muhâlif nakle//Felsefiyyâta teveggul etme//Rûz u şeb anı teemmül etme.” 
Görüldüğü gibi Sünbülzâde Vehbî, oğluna, dolayısıyla da gençlere felsefeyle uğraşmamalarını söylüyor. Hoş, bizde  “felsefe” değil, sıradan “düşünme” bile makbul sayılmamış ya... “Ayağını sıcak tut, başını serin, kendine bir meşgale bul, düşünme derin” sözü hayata bakışımızın resmidir. Hatta düşünen adam heykelini Bakırköy akıl hastanesinin önüne dikişimiz tesadüfî değildir.
Neyse, sadede gelelim.  “Felsefesiz iman” ne demektir?
Lügatte iman  “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın onun kulu ve resûlü olduğuna şahadet etmek”tir. Geniş anlamda iman ise “nass”a (Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler) inanmaktır. Diğer bir ifade ile iman akla değil, vahye dayanır. Bu sebepledir ki İslâm toplumunda genellikle “inancın söz konusu olduğu yerde akıl devre dışı kalmalıdır” düşüncesi hâkim olmuş ve felsefeden hep uzak durulmuştur. 
Bana sorarsanız inançlar konusunda aklı yani felsefeyi devre dışı bırakmak imanın olgunlaşmasına mani olur. Tabir caizse felsefe “inanç”ın arka planını araştırma işidir. Söz gelimi namazı ele alalım. “C. Allah namaz kılmamızı emrediyor. Bize düşen namaz kılmaktır. Allah niye namaz kılmamızı emretmiştir? Namazın hikmeti nedir? Arka planında ne vardır? Bunları sorup araştırmak bize düşmez.”  demek işin kolayına kaçmak olur. Ve ibadeti (namaz) birtakım mekanik hareketler seviyesine indirir. Aynı şeyi zekât, oruç, hac ibadetleri için de söyleyebiliriz. Nitekim Yunus Emre:
“Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil// Yetmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz değil” diyerek namaz kılmanın, abdest almanın arka planında “gönül kırmama”nın yattığını, bu yüzden, gönül kıranların namaz ve abdestinin gayrimüslimlerin ellerini yüzlerini yıkamalarından ve spor yapmalarından bir farkı olmayacağını söylüyor. 
Bu noktada şu hikâyeyi de nakletmek yerinde olacaktır:
Rivayete göre bir gün mahallenin kadınları köşe başında laflanırlarken ileride bir bey görünür. Kadınlardan birisi parmağıyla göstererek “Bu bey, Allah’ın varlığına bin delil bulan İmam-ı Gazâlî’dir”  deyince, içlerinden yaşlı bir nine “Çağırın o beyi bana”  der ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
- Oğlum, sen Allah’ın varlığına bin delil bulmuşsun öyle mi?
- Evet anne...
- Vah, vah, vah! Demek ki senin Allah’ın varlığından bin şüphen varmış ki zahmete girip Allah’ın varlığına bin delil bulmuşsun.
Burada ninemizin imanı  “felsefesiz iman”ı temsil eder, İmam-ı Gazalî’nin imanı da  “felsefeli iman”ı... 
Kısacası; “nass”ları tartışmak başka, “nass”ların hikmetini anlamaya çalışmak, arka planını keşfe gayret etmek başka... Bence bunlardan birincisi ne kadar tehlikeli ise ikincisi de o kadar elzemdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş