Füze kalkanı krizi ve çözüm

A+A-
Armağan KULOĞLU

Proje esas itibariyle bir ABD projesidir. Füze tehdidinden korunması planlanan yerler, İsrail, Avrupa ülkeleri ve ABD ana kıtasıdır. Tehdit olarak zikredilen ülkelerin başında İran, sonra Kuzey Kore gelmektedir. Daha sonra dolaylı olarak Rusya’dır. ABD, her fırsatta Türkiye’nin bu sistemdeki önemini dile getirmekte ve sistemin bir parçasının Türkiye’de kurulması gerektiğine işaret etmektedir. Türkiye ise, bölgede uygulamaya çalıştığı politikanın gereği ve özellikle İran ile olan ilişkilerinden dolayı sistemin bir parçası olmaya istekli görünmemektedir. Ancak diğer taraftan füze savunma sistemindeki eksikliğin de farkındadır.
Türkiye, kendi füze savunma sistemindeki eksikliği giderebilmek için geçen yıl bir Füze Savunma Sistemi almak için teşebbüste bulunmuş, bunun belirlenmiş ülkelere karşı olmadığını, mobil olduğunu, ihtiyaca göre her cephede kullanılabileceğini de açıklamıştır. 
ABD projeyi, kendi projesi olmaktan çıkarıp, bir NATO projesine dönüştürme çabasındadır. Böylece projenin kabul edilebilme oranını artırmak istemektedir. Türkiye ise teknik detaylar yerine ilkeler üzerinde durmakta, bu konuda endişeleri bulunmakta ve kendi uyguladığı politikalarla bağdaşmadığı gerekçesi ile iki çekince ortaya koymaktadır. Birincisi, projenin NATO’nun 5’inci madde çerçevesinde “caydırıcılık” kapsamında olması ve tüm NATO topraklarına yaygınlaştırılması, ikincisi de, NATO belgelerinde İran ve Suriye’nin tehdit olarak gösterilmemesidir. Diğer taraftan Rusya, sistemin gizli hedefinin kendisi olduğunu değerlendirerek kuşatılmışlık hissinin gittikçe artacağını düşünmekte, Türkiye ise Rusya ile olan ilişkilerinin bu gelişmelerden olumsuz olarak etkileneceği hesabını yapmaktadır.
Konu, 19-20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nde ele alınacaktır. Türkiye bu süreçte “evet” ile “hayır” seçenekleri arasında zor bir seçim yapmak durumundadır. Ancak NATO’nun da stratejik planlama çerçevesinde olası tehditlere karşı önlemler almasını da doğal karşılamaktadır. Burada Türkiye’yi zorlayan husus, Ankara ile Batılı müttefikler arasında İran’dan kaynaklanan tehdit algılamasındaki görüş ayrılığıdır. NATO’da kararların oybirliği ile alındığı dikkate alındığında, Türkiye’nin hayır demesi, hem NATO içinde, hem de Türkiye ile Batı ülkeleri arasındaki ilişkilerde ciddi bir kriz yaratabilecektir.
ABD, projede engel çıkarabileceğini düşündüğü Türkiye üzerinde çeşitli vasıtaları harekete geçirebileceğini, bu kapsamda, Türkiye’nin İran konusuna yaklaşımı, İsrail ile olan ilişkileri ve NATO füze savunma sistemindeki tutumunun Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini belirleyeceğini ima etmektedir. Hatta bu konularda ilerleme kaydedilmemesi halinde “Ermeni soykırımını” tanıyan bir kararın Kongreden geçmesinin sürpriz olmayacağının mesajlarını vermektedir.
Türkiye, projeye katılması halinde, bölge ülkeleri nezdinde itibarının azalabileceğinin ve çıkarlarının zedelenebileceğinin hesabını yapmakta, ancak diğer taraftan ekseninin doğuya kaydığı düşüncesinin güçlenmemesini, ABD, NATO ve müttefikleri ile olan ilişkilerinin bozulmamasını da arzu etmektedir.
Türkiye, bölgesindeki ülkelerin potansiyel füze tehdidi altındadır. NATO’nun öngördüğü füze savunma sisteminde, tehdit ülkeler ile korunması gereken ülkeler ve projenin amacı net olarak ortadadır. Türkiye’nin çekinceleri de bellidir. Ancak Türkiye’nin füze savunma sistemindeki zafiyeti de bir gerçek olup, milli bir füze savunma sistemine ihtiyacı olduğu da bilinmektedir.
Neticede hem milli ihtiyacı sağlamaya yönelik, hem de NATO’nun öngördüğü sistemin bir şekilde parçası olacak tarzda bir yaklaşım izlemenin çıkarlarımız açısından uygun olacağı değerlendirilmektedir. Bu durumda Türkiye’nin, bir taraftan ittifakın tamamını kapsayacak ve tüm müttefiklerin güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte bir proje konusunda çalışmalarını sürdürürken, diğer taraftan milli bir projeye sahip olma yönündeki girişimini de devam ettirmesi gerekmektedir. Sorun, İran ve Suriye’nin NATO dokümanlarında tehdit olarak gösterilmekten çıkarılması ise bunun, diplomatik bir üslupla formüle edilmesi üzerinde durulmalıdır.
Türkiye’nin, milli ihtiyaçlar için kendi komutası altında ve kendi inisiyatifi ile kullanacağı, ihtiyaç halinde yine kendi komutasında ve inisiyatifinde NATO sistemine entegre edebileceği, milli bir füze savunma sistemi üzerinde çalışmasının ve bunu NATO Zirvesi’ne taşımasının en iyi hareket tarzı olacağı düşünülmektedir. Hatta bu suretle milli sistemin finansının bir kısmının, aynı zamanda NATO projesinin bir parçası olacağı düşüncesinden hareketle NATO tarafından karşılanmasını talep etmesi de mümkün olabilecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları