Gaflet devrinin “odası”

Altemur KILIÇ

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden önce “fetret” -duraklama- devri vardı. Tarihçiler, ileride Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yaşamakta olduğumuz dönemini, herhalde “gaflet” aymazlık ve de “yozlaşma” devri olarak tanımlayacaklardır!
Osmanlı’nın, o dönemlerinde, içeriden ve dışarıdan, saldırılar isyanlar karşısında, devlette büyük bir gaflet hakimdi. Güçlü hükümdarların, vezirlerin yerini aciz, yabancılara kolay boyun eğen ve onlardan medet uman kişiler almıştı.
Bugün, bu iktidar döneminde de “derin devlet” varken, aslında “sığ” bir devlet var. Devletin bütün erkleri bölündü, zaafa uğratıldı. Bu durumda düşmanlar keyif ve cesaret almazlar mı? Eşkıya, PKK azmaz mı? Azmak ne kelime, TC Hükümetine kesin uyarı veriyor, barış şartlarını dikte ediyorlar. Dün bu “şartların” neler olduğunu yazmıştım. Apo konusundaki “şart”ı BDP’liler, DTK daha da açıklığa kavuşturdu. İmralı’daki eşkıya başı, her konforu haiz “hücresinden” başka bir yerde “oda hapsine” konulsun! Nerede? Belki de Boğaz’a nazır bir yalıda. Osmanlı’nın bir yenilgi ve teslimiyet antlaşmasının imzalandığı yalıda!
Apo’ya oda hapsinin gerekçesi, Ahmet Türk ve Tuğluk’a göre eşkıya başıyla devlet arasındaki pazarlık daha kolay olur ve sıkı durun “aydınlarla” yani o malum diplomalı, doktoralı aydınlar, yalaka yazarlar, Apo’nun huzuruna kolayca çıkarlar, irşad olurlar. O dağdayken yaptıkları gibi “barış” güvercini avukatları da var. İmralı’ya kadar gitmek zahmetinden, hava muhalefetinden kurtulurlar. “Oda hapsi” İstanbul’daki bir yalıda olursa, Dolmabahçe’deki “ofise” de yakın olur.
Hükümetin bu şart hakkındaki duruşu, en azından muğlak, daha doğrusu “kıvrak” ; kıvırıyorlar. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Öcalan’a ev hapsi ile ilgili kanuni şartların olmadığı kanaatini ifade ediyor. Şu sırada Silivri’de, Balbay ve Özkan’a her nedense “ayrı odalar” verilmesini tevile çalışan Adalet Bakanı Sadullah Ergin de, “Gerek mevzuat açısından, gerek şu andaki yasal konum itibariyle kanunlarımıza göre böyle bir şeyin olabilmesi mümkün değil” diyor. Yani “şu sırada” kanunlar müsait değil ama “kapı” açık; bir torba yasa çıkarılır, o şartlar yerine getirilir! Oysa muktedir bir iktidarın, özellikle bir Başbakanın, bu adamlara ve şartlarına karşı kapıyı, yüzlerine münasip bir el işaretiyle ve şiddetle kapatmaları gerekirdi.
Ama yapmadılar, yapamadılar... Erdoğan Apo’yla pazarlık yapıldığını iddia edenlere “haysiyetsiz, şerefsiz” demişti ama sonra devlet memurları, hatta Bakanlarla, görüşmeler ayyuka çıkınca da “Barış için her şey yapılır” demişti. Bütün “olmazlar” oluyor!
 Hem, daha önce “genel af” umudunu vermediler, hatta “torba yasaya” koymaya çalışmadılar mı? Ve en acısı Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da “genel affı” ima etmedi mi? Barış ve seçim uğruna her şey mubah! AKP’nin “ekseni” malum, CHP “ekseni” de kaygan. Bu gidişler sonunda, Türkiye’nin “ekseni” kaymaktan öte, batar! CHP’nin “ekseninin” kaydığı, Kılıçdaroğlu’nun Londra’dan askere “Otur, oturduğun yerde kışlanda” diye emretmesinden de belli oldu. CHP milletvekili Çetin Soysal da, oda hapsi konusunda, “Barışı sağlamanın bütün koşulları konuşulmalıdır” dedi. Tabii “Barış” ama ne pahasına ve ne karşılığında?.. “Oda hapsindeki” eşkıya ile Meclis’teki BDP ile danışılacak, neyin pazarlığı yapılacak? Soysal “tartışmanın” sonundaki “pahasının” ne olacağının farkında mı?.. Bu bedeli, Apo ve PKK’ya ödemeye hazır mı?.. Türkiye’nin birliği, bütünlüğü söz konusu olduğunda, asla tartışılmayacak şeyler vardır.
TC Hükümetinin, şu sırada yapması gereken, eşkıyanın ve temsilcilerinin önüne Türkiye’nin vaz geçilmez şartlarını koymaktır. “Demokratik Özerklik” taleplerinden, “Büyük Kürdistan” hayalinden, “kesintisiz isyandan” tek taraflı vazgeçin... Yoksa... Demektir... Ama “yoksa” nın arkasını getirmek şartıyla.
Ne var ki “gaflet devrindeyiz” . Bu devrin gafletlerinin, şahikası, şaheseri, özellikle “Kürt sorunu” konusunda, Apo’nun ortaya çıkışından 40 yıl ve idama mahkum edildiği tarihten sonra 12 yılda yazıldı ve yazılmakta! Unutan varsa hatırlatalım: Apo deliller sabit olunca, 1999’da idama mahkum edildi... Ama zamanın hükümeti, her ne sebepleyse -ABD’nin şartı- AB’nin baskısıyla, idam hükmünü infaz etmedi. Ve o zamandan beri iktidarlar. “Onu kullanırız” hayalinde iken Apo, koca Türk Devletini kullanıyor. Bu gafletin son noktası “Oda hapsi” şartını tartışmak! Kısacası, darağacından kurtarılan göbeğini kaşıyan adam, şimdi, TC Devletinin muhatabı ve muhtemel barış masasında, Büyük Kürdistan temsilcisi, Cumhurbaşkanı ve “baş müzakereci” olacak. İnanılmaz bir serencam! Olmaz olamaz demeyin. Bizde bu gaflet -onlarda bu cüret ve yabancı dostlar- içimizde de hainler oldukça, her şey olur!
Aklı başında kim, bu “kirli savaşı” , “analarımızın” ağlamasını ister! Ancak, gerçek Türk vatanseveri, sözde barış uğruna, TC’nin onurundan, varoluşundan, fedakarlık yapamaz, topraklarımızdan çakıl taşı vermeyi, tartışamaz! Kısacası Apo’nun “oda” sı, gaflet ve teslimiyetin kapısıdır!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş