Garanti belgesi de lazım

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

‘Her soruyu sordum’ diye kasılmak kolay. Gül cevap verirken ekranın altından son kullanma tarihini geçtiniz mi, sen onu söyle Fehmi Koru!

TRT 1’de ağırladığı eski dostu, yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Fehmi Koru ve program ortaklarına “Her soruyu sormakta serbest hissedin” demiş. “O rahatlıkla sorduk” diyor Koru.
Diyelim aynen Koru’nun dediği gibi oldu, diyelim “eski dost”una çatır çatır en dişli soruları sordu. Gül de cevaben hiç yapmadığı açıklamaları yaptı...
Eeee? Bu cevapların bir hükmü var mı? Daha önce iki kez veto yediği TRT Genel Müdürlüğü’ne Gül tarafından atanan İbrahim Şahin izleyicisine “Gül’ün bu programda yaptığı açıklamalar 10 yıl süreyle geçerliliğini koruyacaktır” türü bir garanti verebilir mi? Bu açıklamaların bir hükmü olduğu garantisini verebilir mi Şahin ya da Koru?
Yıl 1991. Abdullah Gül Refah Partisi Milletvekili olarak “İncirlik’in Türkiye için milli bir utanç tablosu haline geldiğini, Türkiye’nin ulusallığını, bağımsızlığını zedelediğini” savundu.
Yıl 2008. Gül “Cumhurbaşkanı” sıfatıyla Beyaz Saray’da. Geçen zamanda ABD, askerimizin başına çuval geçirmek dahil sayısız “utanç”a vesile olmuş. Bakın ne diyor: “ABD herhangi değil en önemli müttefikimizdir.”
O ünlü AB muhalefetinin de yerinde yeller esiyor Gül’ün:
 “Avrupa’nın menfaatleri söz konusu olduğunda tavizler verilmektedir.  AB bir Hristiyan Birliği’dir. Sizi o zenginler Köşkü’nün bahçesindeki bir kulübeye böyle koyarlar işte...” (1995)
 “Türk milleti reform sürecinde, koşar adım gitmelidir. Bunu Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu tartışmalı ortadan daha güçlü şekilde çıkaracağına inandığım için tavsiye ediyorum.” (2008)
Ve elbette Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde çok tartışılan ‘laiklik’ kavramına bakışındaki dönemsel değişim: “Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, en ziyade tahribatı vermiş sistemin ilkelerinin birisi de laiklik ilkesidir.” (1992)
 “85 yıllık Cumhuriyet döneminde sağlanan kazanımlar, cumhuriyetimizin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma özelliklerini güçlendirmiştir.” (2008)
“Söylem değişikliği”nin bariz göze battığı konular arasında “Ermenistan ilişkileri” de var. Son dönemde sık sık altını çizdiğimiz o tarihi serüven de şöyle gelişmiş:
1993: “Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek, ‘Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz elini sıkacaksınız..”
2007: “Ermenistan 1915 olaylarının yorumlanmasını başka ülkelerin parlamentoları nezdinde takip etmeyi sürdürdükçe, ilişkilerin normalleşmesiyle ilgili bir gelişme beklenmemelidir.”
2008: “Bu maç vesilesiyle yapılacak ziyaretin bölgede yeni bir dostluk ikliminin oluşmasına katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.”
Gül 2008 10 Kasım’ındaki Anıtkabir ziyaretinde, “Büyük Atatürk, en büyük eserinizi gösterdiğiniz istikamette ilelebet yaşatmaya kararlıyız” dediğinde neden “Söyle sana nasıl inanalım” diye manşet atmıştık dersiniz?
1992’de “İkinci cumhuriyet, Osmanlıcılık kavramlarının ortaya gelmesini ben çok sağlıklı olarak görüyorum” dediği için olmasın sakın?
Demem o ki, tablo bu iken, Abdullah Gül’e herkes istediği soruyu sorabilmiş olsa ne olur, olmasa ne olur?
 “İzleyiciler zihinlerinde beliren onlarca sorunun cevabını Cumhurbaşkanı Gül’ün ağzından alabildi” diye kasılıyor Koru.
Aynı sorulara iki saat sonra başka cevaplar verebilme ihtimali varken, bu manasıyla “yok hükmünde” olan bir programda cevapları almaktan ziyade, cevaplara inanabilmekle ilgilenmez mi TRT izleyicisi?
Sayın Şahin, bu konuda bir girşiminiz olacak mı acaba?  İzleyiciye programın yanında bir de kullanım süresi ve servis hizmetlerini kapsayan bir garanti belgesi verecek misiniz?
Fehmi Koru, Gül’ün muhalefetin de MGK’ya dahil olması konusunda ki son “demokratik açılım”ıyla ilgili olarak, bir dostundan gelen şu soruya da yer vermiş yazısında: “Acaba Cumhurbaşkanı Gül’le görüşürken de robot kameralar kurulmasını ister mi Deniz Bey?” Hal bu iken istemesin mi yani?


++++++


Patlıcan dalkavuğu
Aşağıdaki satırlar Yenişafak’ın çiftkimlik yazarından: “Hiçbir TV programına bu kadar tedirgin çıktığımı hatırlamıyorum. ‘Yağmur yağar mı?’ tedirginliğiydi bu... Çankaya Köşkü Ankara’nın en yeşil alanı. Kapıdan girer girmez insanı içine çeken yeşillikler rengârenk mevsimlik çiçeklerle zenginleştirilmiş. Bir yandan yağmur yağabileceği tedirginliğini yaşarken, bir yandan etraftaki güzelliklerin dikkatimi dağıtabileceği kaygısının esiri oldum.”
Bu da meşhur  fıkra: Patlıcanı çok seven padişah yemekte “Şu patlıcan ne güzel sebze” demiş. Dalkavuğu lafı tamamlamış:“Bu patlıcan öyle lezizdir ki, kırk çeşit yemeği olur, tatlısı olur, turşusu olur, yemeğe doyamazsınız.”  Padişah “musakka” dese, dalkavuğu “Aman padişahım, siz söyleyince ağzımın suyu akıyor” der, padişah “imambayıldı” dese, dalkavuk ‘İcat edenin mekanı cennet olsun’ diye yere göğe koyamazmış. Bir gün padişah bıktığından mı aksiliği tuttuğundan mı bilinmez patlıcanı görünce  “Yine patlıcan. Bari bir şeye de benzese” diye çıkışmış. Dalkavuk durur mu: “Evet Sultanım. Zaten kara kuru bir şey, yemeği yemek değil, tatlısı tatlı, turşusu turşu. Yenilmesini, yetiştirilmesini yasaklamalı...” diye patlıcan muhalefetine başlamış. Biri dayanamamış:“Daha iki gün önce patlıcanı öve öve bitiremeyen sen değil miydin? Şimdi ise kötülüyorsun. Nasıl bu kadar değişebilirsin.”  Dalkavuğun cevabı malum: “Bana bak arkadaş... Ben patlıcanın değil, padişahın dalkavuğuyum.”
Dalkavuğun dalkavukluğunu itiraf ettiği final diyaloğunun “Aman Sultanım, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil” biçiminde geliştiği haller de var tabii.
İnsan düşünmeden edemiyor, velev ki imparatorluk düşleri gerçek, savarosky taşlarla süslü deri koltukları, kadifelerle, ipeklerle kaplı taht olsun...
Dalkavuk enflasyonuna nasıl mani olurduk?
Bize yıllarca “ağanın tuvaleti”ni kutsayan filmleri izlettiren sinemacıların bir bildiği varmış demek ki...


++++++

Boynumuza da sarılsınlar mı?
Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz Bakü’de bulunan Türk şehitliğindeki Türk bayraklarını indiren Azerbaycan’ı “ticari ve uluslararası gerçekliklerden kopuk duygusal bir tepki” vermekle suçluyor.
İşgal ettiği İzmir’de Türk bayrağını çiğneyen Yunan Kralı’ndan intikamını, ayağının altına serilen Yunan bayrağını “Bayrak bir milletin onurudur. Çiğnenmez. O bayrağı hemen yerden kaldırın”  diyerek alan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü yönetenleri değil düşmanı, değil komşusu, dostu; kardeşinin, kandaşının, soydaşının bayrağını tuvalet dibindeki çöpe attırdı geçen hafta. Şimdi kim, hangi mantıkla, Türk tarihinde bir eşi olmayan ve herhalde olmayacak bu şuursuzluğa tepki gösteren Azerbaycan’a kızıp küsebilir?
Yıllarca her türlü, kimliksizleştirme poltikalarına direndikten sonra kavuştuğu o bayrağı özgürce dalgalandırabilmek uğruna, yirminci yüzyılda Ortaçağ’ı aratmayan yöntemlerle soykırımdan geçirilen bir millet, toprakları işgal altında olan bir devlet, “düşmanlarımızın yapamadığını yaptınız” diyerek boynumuza mı sarılacaktı yani?
Bir de akıl veriyor Yılmaz: “Azerbaycan’ın duygusal tepkilerle uğraşmak yerine, Türkiye-Ermenistan protokolünün bölgeye getireceği barışa odaklanması, bu yakınlaşmayı Karabağ sorununun çözümü için bir fırsat kapısı olarak görmesinde yarar var.”
Biz “el kuklası” oluyoruz diye Azerbaycan da “tavırsız” olmaya mecbur mu?

 

++++++


Amerikan düdüğü üfleyicileri
Dileyelim, “Azeri kardeşliği kopup gitmesin”  ve dileyelim Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,  “size efsunlar olsun” diye kızgınlığını ifade ederken politik davranıyor olsun. Teessüf ederim, anlayana çok ağır kırgınlığın ifadesi olarak söylenir ve  “sizin adınıza çok üzgünüm, bu davranışınızı size yakıştıramadım” anlamını taşır. Kardeşlikler kolay kurulmuyor, parayla-pulla satın alınmıyor, Amerikan, Rus ya da Avrupa düdüğü ile kardeşlikler gelişmiyor, pekişmiyor, güçlenmiyor.
Amerikan düdüğü verdiler. Başbakan da bu düdüğü çalıyor, yandaş gazetelerin büyük düşünür havasına sokulmuş yazar çizeri de Amerikan düdüğü ile üflüyorlar. Bu düdüğü çalanların yazdıklarına göre ABD, yüzyılın barışını başlattı ve hem Kafkasya’da hem Orta Doğu’da “Türkiye’ye yeni Osmanlı olmak rolünü” verdi.
Tarihi fırsat işte budur. Light Osmanlı olmak.
Türkiye, bütün Orta Doğu ile Kafkaslar’daki ulusların yöneticisi, yönlendiricisi, akıl sunucusu, ABD adına yol göstericisi olacak. Olacak da! Azeriler koptu gidiyor.
 “Yeni Osmanlı (yani iktidarı törpülenmiş ve ABD uydusu yapılmış) olma pirincine” giderken “Atatürkçü TC’nin meyvesi eldeki Azeri bulgurundan olma” tehlikesi belirdi. Amerikan düdüğü üfleyicileri;  “yüzyılın barışma modelinin arkasında Obama var, o nasıl olsa Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i hem Karabağ ve hem de Ermenistan sınırının açılması konusunda ikna etmiştir” diyorlardı.
Demek henüz etmemiş! Azeriler Türkiye bayrağını şehitlikten çıkartıp attılar, Azerbaycan’da iş kurmuş Türkiye şirketlerinin üzerine gitme düğmesine bastılar, doğal gazı kardeşlik hakkı olarak ucuza veriyorduk, şimdi teessüf yüklü tepkiler yükseltiyorlar.
Doğal gaz ve petrol! Kavun değil, karpuz değil. Bastırırım parayı. Başkasından alırım. Diyeceğin ürünler değil. Türkiye hem doğal gaz ve hem de ham petrolde Azerbaycan ile çok ciddi yatırımlara girdi. Azerbaycan kardeşliği fasulye bir laf değil. Bakü-Ceyhan petrol boru hattının canı Azeri’nin elinde, Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattının canı da Azeri’nin elinde, imzası yeni atılmış Nabucco boru hattının yüreği de Azeri’nin elinde atıyor.
Ticaret dengesi Türkiye’nin lehine; yaklaşık 925 milyon dolar mal satıyor, 1 milyar 666 milyon dolar Türk malı satın alıyor. Ayrıca Türkiye inşaat şirketleri Azerbaycan’da 4 milyar dolarlık iş almış durumda. Türkiye iş adamlarının Azerbaycan’da 5 milyar dolarlık yatırımı var.
Dilerim düdükçüler farkındadır.
Dilerim, “Yeni Osmanlı olacaksınız”  üfürüğünün arkasından giderken iyi hesap yapmışlardır.
* Necati Doğru / Vatan

++++++


‘İstenmeyen kişi’ ilan edildiler
Azeri gazeteci Araz Aslanlı’ya, güdümlü Türkiye-Ermenistan protokolünün, kardeş ülke Azerbaycan’da halk tarafından nasıl karşılandığını sorduk. İşte izlenimleri:
 “Karabağ Azatlık Teşkilatı isimli sivil toplum kuruluşu Gül, Erdoğan ve Davutoğlu’nu ‘istenmeyen kişiler’ ilan etti. Bu kuruluş ve bir parti Bakû’daki Türkiye Büyükelçiliği önünde 1 gün arayla protesto gösterisi yaptı.  Azerbaycan’da Türk bayrağına karşı sevgi, saygı çok yüksek. İnsanların evlerinde, işyerlerinde Türk bayrağı asılıdır. Son yaşananlar bu süreci tersine çevirecek.  Bu da, Türkiye ve Azerbaycan dışında birçok ülkenin istediği bir sonuç olarak görülüyor.”
Güdümlü protokol, özetle hançer işlevi gördü. Arkadan vurulan hançer. Hem bize, hem onlara...
* Işık Kansu / Cumhuriyet


++++++

Takıldığınız yerde arşivimize bakın!
Gazete manşetleri, köşe yazarlarının sütunları “Osmanlıcılık” diye yıkılıyor. Meğer bu iktidarın yegane amacı buymuş. Vay be!
ABD’nin “Yeni Osmanlı” brifingi veren, medyadan “akil adam” devşiren büyükelçi kılıklı ajanlarına “Hoop orada duracaksın” dedi diye, Yeniçağ’ı “yabancı düşmanı” ilan ederken aklınız nerdeydi?
Cumartesi günü de belirttim; Yeniçağ’ın yıllardır yazdığı gerçekleri “Ne yapalım ben dün duydum”  pervasızlığıyla manşete çıkarıp, “kurtarıcılığa” soyunduğunu görmek bir anlığına epey eğlenceli oluyor... Ama sonrası acı!
Bu gazetede “Kalkınma Ajansları,  İl Özel İdareleri, Maden, Mahalli İdareler, Petrol, Kamu Yönetimi, İstinaf Mahkemeleri gibi yasalarla, Türkiye’yi  AB ve ABD’nin dayattığı eyalet / Osmanlı modeline sürüklüyor” diye bas bas bağırırken, “komplo teorisi” ürettiğimizi ileri sürerek “tedaviye muhtaç” muamelesi yapan, gerçeklerden kopuk  yaşadığımızı, topluma korku pompaladığımızı savunanların uyanması için illa “geri dönüşüm” özelliği olmayan imzaların atılması, kan kardeşlerimizin bayrağının çöpe atılması mı gerekiyordu?
Yeni Osmanlıcılık öyle bir diziyle, iki demeçle kotarılacak iş değil. Konuya birden dalıp, nefesiniz kesilirse sudan çıkmış balığa dönersiniz. Geç oldu ama, bari yaptığınız iş işe benzesin, millete hayrı dokunsun; takıldığınız anda açın Yeniçağ’ın arşivini bakın. Her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilirsiniz. Hem Gül’ün sözlerine benzemez, hepsi garantilidir.


++++++

GÜNÜN SÖZÜ
Ermenistan’la protokole kızan Azeriler gaz kartını kullanacakmış.
Erdoğan’a “AB ve ABD’nin gazına gelmeyecektiniz” diyecekler herhalde...
* Haldun Ertem

++++++

MİNİ YORUM
Özel (servis) haber

Yenişafak, Sabah ve Star’ın “özel haber” logosuyla yayımladığı “Doğan Grubu’na RTÜK incelemesi haberi” nde pişti oluşu karşısında Post Medya “Bu nasıl özel haber?” diye sormuş. Yandaş medyanın kendi arasında “ayrı-gayrı”sı yok ya “bize özel” demek istediler herhalde. Hem bu özel “servis” haberi durumu ne ilk ne de son olacak!...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları