Garantör İngiltere!

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Geçenlerde İstanbul’da eski bir dost olarak tanıdığım emekli bir İngiliz Dışişleri mensubuna rastladım. Yarım saat kadar konuşmak fırsatı buldum. “Yazılarının tercümelerini görüyorum. Bizden çok şikâyetçisin” diye söze başlayan dostuma şikâyet nedenlerini sıraladım. “Makarios’un Anayasayı değiştirme girişiminin 1960 Antlaşmalarından kurtulmak için tevessül edilen bir oyun olduğunu İngiliz intelijansının bilmemesi mümkün müydü? Buna rağmen İngiliz Yüksek Komiseri Makarios’a bu konuda yardımcı oldu, teşvik etti” diye başlayan şikâyet listem “eli kanlı Rum idaresinin Kıbrıs Hükümeti olarak tanınmasına ve bu sıfatla- 1960 Antlaşmalarının yasağına rağmen- AB üyesi yapılmasında yardımcı olunmasına kadar” devam etti. Beni “haklısın” der gibi dinleyen dost “geçmişi bırakalım; bu güne kadar ne siz, ne de Türkiye devletinizin tanınması için bir girişimde bulunmadınız; federasyon görüşmeye hazır olduğunuzu söylediniz; bizlerin de çabası bu yönde olmuştur” dedi. Devleti kurduktan sonra “tanınıncaya kadar görüşmeyeceğiz” dememenin cezasını çektiğimizi ima eden dostuma bu konuda fazla bir şey söyleyemedim. “Görüşmelere devam diye Türkiye’yi bastıran sizdiniz. Biz masa başında statümüzü (eşit-egemen bir halk olarak) korumağa çalıştık ancak yine sizlerin Rum tarafını meşru hükümet olarak tanımanız karşısında başarıya ulaşamadık; ancak çift referandumlardan sonra dahi bizi hâlâ bir toplum olarak algılamanız ve Rum idaresini bizim de hükümetimiz addetmeniz karşısında cidden üzülmekteyiz” diyebildim.

Bugün hâlâ Uluslararası hoş görü için “KKTC ve Garantiler olmadan uzlaşma olamaz” demediğimiz takdirde kimsenin bize hak vereceğini zannetmeyelim. Kendi kendimizi kandırmayalım.
Lefkoşa’ya dönüşümde masamda Londra’daki Türk Cemiyetinin 15 Ocak tarihli Basın Bildirisini buldum. Cemiyetin, Başbakan Gordon Brown’a gönderdiği (ambargolar, izolasyonlar ve Londra’da yaşayan insanlarımızın sorunları ile ilgili yazıya) Dışişleri Bakanlığı adına aldıkları cevabı içeren bildiriyi okuduğumda “Garantör İngiltere’den bize hayır gelmez” kanaatim güçlenmiş oldu. Cevapta “toplum, toplumlar” var, iki ayrı referanduma rağmen Halk’tan, Halklar’dan bahis yok. Dışişleri eski Bakanı Jack Straw ile Bakan Hoon’un Cumhurbaşkanı Talat’la “Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak” görüştüklerinin altı çiziliyor. Böylelikle Türk Basınında Milleti kandıran “KKTC Cumhurbaşkanı şunu gördü, sunu kabul etti” başlıklarının aldatmaca olduğunu yeniden görmüş oluyoruz. Devam ediyor ve “her iki toplumun liderleri ile görüştükleri” yalanına tevessül edilerek Rum lideri Papadopullos’u “Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı olarak” gördükleri saklanmaya çalışılıyor. Bu da yetmedi “Sözde KKTC’yi, Türkiye dışında uluslararası toplum gibi biz de tanımıyoruz” diye ekleniyor. Antlaşmalara ve Garantörlüklerine rağmen eli kanlı, suçlu tarafı ne diye “meşru hükümet” olarak tanıdıklarını herhalde kendileri de pek bilmiyorlar! Ve en sonunda bilineni açıklıyor: Ambargolar uzlaşma olduğunda zaten kalkmış olacaktır.
“Zaman bir çözüm bulma çabalarının lehine değildir” tekerlemesi ile de,
Referandumu şeker suya düşmüş gibi acele yaptırdıkları gibi, yine bizi masaya derhal oturtmanın aceleciliği kayda geçirilmiş oluyor. Her iki tarafın ayrı ayrı yorumladığı 8 Mart Gambari anlaşması “esnek çerçeve” olarak benimseniyor ve önemli fırsat varmış, bundan yararlanılması gerekiyormuş.

Bildiriye göre Cemiyetin gönderdiği yazıda temas edilen bir çok konuya İngilizler cevap vermemiş.
Bu şartlarda, bizim Kırmızı Çizgimizi belirlemeksizin oturacağımız bir görüşme masasından sağ ve salim çıkmamızı beklemek mümkün mü? Şubat geliyor. Tehlike çanları çalıyor. Sayın Talat’ın Ankara’daki zirve toplantısında Devlete ve garantilere sahip çıkılmalı anlamına gelen anlaşmaya uygun olarak burada Partilerarası bir uzlaşma gerekmektedir. Halkın istemi Devlet ve garantilerdir. Devletin anlamı da egemenliktir, bağımsızlıktır, KKTC’dir.

Yazarın Diğer Yazıları