Gazeteci Deniz Yıldırım’dan Başbakan’a cevap

A+A-
Behiç KILIÇ

Erdoğan’ın “mutlu gazetecilerin” ağırlıklı olduğu “medya açılımı(!)” ikna odasında bir sözü olmuştu!..
Silivri’de tutuklu gazetecilerin, gazetecilik faaliyetleri ile ilgili değil, başka sebeplerden hapiste olduklarını söylemişti..
Hapis yatan gazetecilerden bir de Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım.. Yıldırım, Başbakan’a itiraz eden bir mektup gönderdi.. Bu genç gazetecinin satırları şöyle..
“Suçumu açıklıyorum: İşçi Partisi’nin açıkladığı Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ses kayıtları haberini Aydınlık’ta yayımladığımız tarih 18 Ekim 2009, eve ve dergiye yapılan operasyonun tarihi 19 Ekim 2009’dur. Haberden bir gün sonra İstanbul Emniyeti harekete geçirilmiştir. Haber yaptığımız için tutuklandığımızın başka kanıta ihtiyacı yoktur. Diğer yandan davada başka bir suçlama yoktur. Bu haberi yaptığımız için ’Ergenekoncu’olduğumuz iddianamede açıkça yazılmaktadır. Yani Başbakan’ın sevmediği haberler “Ergenekon” kapsamına girmektedir. Ancak gerçekler böyle değil. Tutuklandığımız günden beri her gün gazetelerde özellikle yandaş gazete ve televizyonlarda güncel olarak Yargıtay üyelerinin, generallerin, işlerine gelen bütün dinleme haberlerini ibretle okuduk, izledik. Yayınlarken hiçbirisiyle ilgili bir soruşturma başlatıldı mı? Basın özgürlüğü kimler için geçerli?
En son başbakan yasadışı dinlenmiş bir ses kaydını referandum mitinginde gündeme getirdi ve ‘Yargıtay’da nasıl hesaplar yapıldığı ortaya çıktı” dedi. Peki bizim yaptığımız haber için ne dedi? “Bu derginin üzerine gidin!” Aydınlık Dergisi’nde haberi yapılan “Başbakana ait telefon kayıtları” özel hayata ilişkin olmadığı gibi; tele-kulak olayının geldiği noktayı göstermektedir. Açık bir kamu yararı vardır haberimizde. Bunun birinci sorumlusu bugünkü iktidardır. Hâkimler, savcılar, genelkurmay başkanları, siyasi parti genel başkanları ve bütün bir toplum yasadışı olarak dinlenirken sesini çıkarmayan hükümet, hatta ses kaydı haberi yapmak gazetecilik faaliyetidir diyen bakanlar ortadayken, söz konusu başbakan olunca, bizi açık hedef gösterdiler. Buradan da açıkça yaptığımız haberin yargılandığı ortaya çıkıyor. Yaptığımız bu haberden dolayı Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni’ni seçerek, başbakan mağdur oldu dedirtmek için tutukluluğumuz sürdürülmektedir. Türkiye’de bu şekilde tutuklanan ilk gazetecileriz. Tutuklanışım, Uluslararası Basın Enstitüsü’nün gündemine “muhalif haberlere, iktidardan misilleme” değerlendirmesiyle girmiştir. Bu durum basın özgürlüğü bakımından ülkemiz adına utanılacak bir durumdur.
Böyle bir durumda “adaletin erken tecellisini istemekten” bahsetmek, kamuoyunu oyalamaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. İktidarın işine gelmeyen bir haberin karşılığı bir yıl esaret ise orada adaletten bahsetmek mümkün değildir. Bu uygulamaların devamı Türkiye’nin basın faaliyeti dahi yapılamayacak bir uçuruma sürüklenmesidir. Tüm basın kuruluşlarını bu konuda uyarıyor, basın özgürlüğüne sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bir gazeteciye dahi yapılan haksızlık, tüm basına yapılmış sayılmalıdır!”
Deniz Yıldırım, çağdaş-uyanık gazeteci olmamanın bedelini ödüyor!. Biraz kafası işleseydi de TRT’de bir program kapıp, çağdaşlığın keyfini çıkarsaydı ya!..
Silivri’de olacağına sofrada olurdu, oh olsun!..
Ona selam olsun!..

Yazarın Diğer Yazıları