Gazeteci olmak pek çok fedakarlığı gerektirirdi...

A+A-
Şemsi SILKIM

İşte büyük gazetelerden Son Posta’nın daha sonra bazıları ayrılıp başka gazetelere transfer olan ünlüler kadrosu: Münif Fehim (Cumhuriyet)  Feridun Osman (Cumhuriyet) Orhan Ural (Son Posta) Nusret Safa Coşkun (Son Posta)  Ekrem Uşaklıgil (Son Posta) Selim Ragıp Emeç (Son Posta Gazetesi sahip ve Baş yazarı) İsmet Hulusi İmset (Ankara Radyosu) Açma namıyla tanınan Burunsuz Tevfik (Son Posta)        

 

Bab-ı Ali döneminde Vakit, Son Posta ve Son Telgraf gazeteleri okul gibiydi. Buradan yetişenleri diğer gazeteler hazır gazeteci olarak alırlardı. Gazeteci olmak isteyen, alacağı parayı düşünmez, bu meslekte kariyer sahibi olmayı, çok iyi tanınmayı ve daha doğrusu sükseli olmak hevesinde ise, başta Vakit Gazetesi olmak üzere Son Telgraf ve Son Posta gazetelerine kapağı atmaya gayret ederdi. Kabiliyetli, el yazısı güzel ve okunaklı, konuşması pürüzsüz ve kendini tanıtmakta çekingenlik yoksa bu gazetelerdeki ömrü uzun olurdu. Bunlara ilaveten daha da önemlisi önemlisi, usta gazetecilerin bakkaldan sigara, peynir ekmek, bozacıdan boza veya şıra siparişlerini yerine getirmek, PTT’ye mektup götürmek, tren bileti almak, yazarların ayakkabıların çamurlarını silkmek, büyüklerin paltosunu tutmak ve gelen misafirlere gerektiğinde oturduğu iskemleyi ikram edip, yazısını ayakta yazmak gazeteci olmak isteyen gençlerin yerine getirmesi gereken vazifelerdendi. Ayrıca işe giderken ne tramvay parası ne vapur parası istememek de gazeteci olmak isteyenlerin uymak zorunda oldukları o zamanki Bab-ı Ali’nin yazılı olmayan kuralları arasındaydı. İcabında çay ocağından tepsi veya salgı gibi içinde 3-5 bardağı dökmeden istenene sunmak ve musluktan doldurulan terkos suyunu da bardaklarla taşımak, yeni gelen stajyer gazetecilerin asli vazifelerinin başlıcalarıydı.

Poğaçanın hatırı büyüktü
Bu asli görevleri lâyıkiyle yapan “gözde” olurdu. İstihbarat şefine, Yazı işleri Müdürüne ara sıra cebinden Sipahi Ocağı sigarası satın alan, yılbaşında paskalya çöreği, sabahları da Sirkeci’deki fırından 5 kuruşa satılan peynirli- kıymalı poğaçalardan taşıyanların haber ve yazıları da gazetede öncelikli olarak hem de imzasıyla yayınlanırdı.. Vakit, Son Posta ve Son Telgraf gazetelerinde aylarca her işi yaptıkları gibi yazılarıyla da isim olanlardan şansı olanlar, büyük gazetelerin kadro eksikliği varsa oralarda iş bulurdu. Ama, maaşları da, bir evvelki çalıştıkları gazetedekini geçmezdi. Gene “stajyer” olarak bedava çalışmaya mecburdular. Bu çok kez yıllarca bile sürer, dayanabildiği kadar işinde kalır, sonra da insafa gelen Gazetenin Yazı ve İdare Müdürleri 40 lira kadar maaşla kadroya alırlardı. O dönemlerde bu para büyük bir rakamdı. Yıllanmış öğretmen, polis ve memurların maaşı bile 60 liraydı... Muhabir olarak imzası da çıkınca daha da tanınır ve daha büyük para veren gazetelere geçmesi kolaylaşırdı.
O yıllarda bile gazetelerin Yazı Müdürleri, fıkra yazarları arasında yüksek maaş karşılığında transferler vardı ki, başı Burhan Felek, Cemal Nadir Güler, Karikatürist Ramiz Gökçe gibi ünlü kişiler çekerdi.


Mesai 16:00’da başlardı
1945-46 yılına kadar sabah gazetelerinde mesai saat 16:00’da başlar, o süreye kadar topladıkları haberleri ve köşe yazarları yazılarını Gazeteye getirirler, İstihbarat şefi daha önce geldiğinden bir gün öncedeki yazı ve haberleri toparlar, Yazı Müdürleri Saat 18:00’de gelir, yazı müdürleri, bir de yardımcıları 6 ve nihayet 8-12 sayfanın  sekreterliğini yapardı. Resimler ise, Cumhuriyet Gazetesi’nin ünlü yakışıklı şefi Benli Kenan’a gönderilir, yarım saate çinko halinde teslim edilirdi.  Bazı gazetelerin klişe atölyesi olmadığından Son Posta Gazetesi’nin zemin katında, Ermeni asıllı Takfor Usta ile kalfası Halit usta veya Vakit Gazetesi’nin arkasında, 7 Gün Dergisi binasının altındaki Kenan Klişehanesine,  çıraklarla gönderilir, çok defa da stajyer muhabirlere bu yük de yüklenir, atölyeden bir saat içinde klişeler ile resimleri alır gazeteye getirirlerdi. 

Son haber beklenirdi
Bu arada, gazetede çalışanın eve dönüşü  hiçbir zaman gecenin zifiri karanlığından önce olmazdı.  Her Gazetenin yazı Müdürleri veya yardımcısı gece saat  24:00’de Anadolu Ajansı’ndan gelecek haberi, sırtında paltosu, başında fötr şapkası, hava yağmurlu ise elinde şemsiyesi olduğu halde bekler, bültende önemli haber varsa, ayrılan boş sütuna yerleştirilir ve gazetecinin görevi biterdi.


Tüm yazılar gazeteye verilmiş olsa da, stajyerin evine dönmesine izin verilmez, gırgır, fanteziler, espriler, olayların karikatürize edilmesiyle işler tamamlandıktan sonra toplu olarak gazetelerden çıkılırdı. Bab-ı Âli’nin yokuşundan aşağı gürültüler, kahkahalarla Sirkeci’ye inilinip, oradan dağılınırdı. Kimi, Bahçekapı’daki Topkapı, kimisi de  Sirkeci durağına gelen  28 numaralı Beşiktaş- Fatih tramvayına atlar, bazıları da Sirkeci Garı’hdan trene binip evinin yolunu tutardı. En yorucu yolculuk Kadıköy ve Kartal da oturanlar içindi. Onlar, Galata Köprüsü’nden yürüyerek Karaköy Kadıköy İskelesine ulaşırlardı.

Yazarın Diğer Yazıları