Gazeteci ve ulusal çıkar!

Özcan YENİÇERİ

Sabah gazetesinden Erdal Şafak bir süre önce şunları yazdı:  “Gazete yöneticileri bazen de bir haberi milli menfaatler adına yayımlayıp yayımlamama ikilemine düşer.../...Türkiye’yi ayağa kaldıracak, günlerce, hatta haftalarca konuşulacak, dahası dünyada da çok geniş yankılar yapacak bir haberin bilgilerine ulaştık.../... Türkiye’nin önemli bir ülkeyle ekonomik ve diplomatik ilişkileriyle ilgiliydi” . Erdal Şafak bu sözlerine  “Türkiye’nin milli menfaatlerinin ağır zarar göreceği gerekçesiyle haberi yok saydık. Haberi belleğimizden de sildik”  diye ilave etmiş.
Erdal Şafak’ın bu tavrı, beklendiği gibi necip basın tarafından birçok bakımdan eleştirilmiştir. Esas olanın haber olduğunu, “milli çıkar” gerekçesiyle gerçeklerin saklanmasının doğru olmadığını, gazetecinin devlet görevlisi gibi davranamayacağını ileri sürenler oldu. Bunlar bir haberi yayımlamada esas olanın  “milli çıkar” ların zedelenmesi değil, doğru ve belgeye dayanması olduğunu savunmaktadırlar. Bu tür tartışmaların geride kalması gerekirken hâlâ sürmesini Türkiye’deki gazetecilik mesleği bakımından düşündürücü bulanlar da yine bunlar oldu.
Bu tür yorumları yapanların tamamına yakını, iktidar yanlısı yayın yapmaktadırlar. İktidarla beraber yolları yürüyenler, devletlilerle birlikte havada uçanlar ve onlarla ziyafetlere katılanlar bunları söylüyor.  İktidarı kutsayan, öven, yücelten; muhalefeti ise yerden yere vuran bütün haberleri bunlar yapmaktadır. Bu zevatın iktidarı ve AKP’yi sıkıntıya sokacak hiçbir gerçeği, sırf gerçek olduğu için dile getirdikleri de görülmemiştir. Bunlar Deniz Feneri olayını küçümseyip yok saydılar. Ali Dibo’ları  “olur böyle vakalar”  edası içinde karşıladılar. Muhalefeti yerden yere vurdular, iktidarın uyguladığı her politikayı da yüceltip durdular. Hayatları boyunca yerdikleri Bilderberg’e birdenbire hidayete erip katılmayı da etik açıdan sakıncalı bulmadılar. Kaldı ki milli çıkarları takmayanların, AB ve ABD çıkarları karşısında iki büklüm olmaları da söylemlerinin gerçekle değil güdümle ilgili olduğunu da ortaya koymaktadır. Kısacası bizim, bir haberin  “gerçek ve doğru olmasından başka hiçbir ölçütümüz yoktur” diyenler, bu sözleriyle yalnız başkalarına değil kendilerine de yalan söylemektedirler.

Hasan Tahsin de gazeteciydi!
Gazetecinin doğruluk, belge ve bilgiye dayanan her haberi her şart altında yurttaşlara ulaştırması, olması gereken bir durumdur. Elbette bir haberin, birilerinin işine yarıyor ya da bundan birileri zarar görüyor gibi oportünist bir ölçüt dikkate alarak yapılması her şeyden önce etik değildir. Ne var ki, birey ya da toplum vicdanının bir haberi kaldıramayacağı durumlar da vardır. İnsanları sindirmeye, korkutmaya ya da paniğe sevk etmeye neden olacak gerçekleri gazetecilik yapıyoruz diye yayımlamak, gazeteciyi insanlığa karşı kurgulanmış bir olgunun parçası haline getirebilir. Toplum tarafından çirkin, iğrenç ve kaba olarak görülen tavırları da gerçek diye yayımlamak doğru değildir. Şiddeti özendiren; uyuşturucu ve keyif verici maddelerin kullanımını yaygınlaştırma ihtimali bulunan sahneleri gerçeklik içerdiği savıyla yayımlamak da mantıklı görülemez. Diğer yandan gazeteciyi toplumsal gerçekliğin ölçütü olarak görmek de ona aşırı bir misyon yüklemek demektir. Gazeteciler uzaydan gelmiş yaratıklar değildir. Onlar da içinde yaşadıkları toplumun, ulusal çıkarların bir parçasıdır. Bu bağlamda gazetecinin de sorumluluk duygusu içinde hareket etmesinden daha doğal bir olgu olamaz. Unutmamak gerekir ki, işgalci Bush’a ayakkabı fırlatan da Yunan’a ilk kurşunu sıkan da bir gazeteciydi.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş