Gazetecilik anılarım...

A+A-
Altemur KILIÇ

Hayata atılırken “bol para kazanacağım” ve şimdi moda olan deyimiyle “köşeyi döneceğim” diye bir işe girmek aklımdan geçmiyordu.
Hayatımın en hareketli günleri gazetecilik ve askerlik hayatım!
1944’de okuldan mezun olduktan sonra üniversiteye başlarken  çocukluğumdan beri idealim olan gazeteciliğe atılmak istedim. 
Bu öyle bir tutkuydu ki daha yeni okuma yazma öğrenirken o zaman eseri cedit denilen kağıtlarda güya gazete çıkarır ve anam de bunları karşıdaki Acemin aktar dükkanında satar bana bir iki kuruş getirirdi.
Fakat gerçek gazeteciliğe başlamam pek kolay olmadı. Tasvir-i Efkâr zamanın önemli gazetelerinden di. Sonraları Bakan olacak Cihat Baban aile dostumuz olduğu halde, “İyi aile çocukları gazeteci olmazlar, züppelik yaparlar ve hemen imzasının görünmesini isterler. Git kendine başka iş seç” diye beni kovaladı! Bir yıl bir ortaokulda İngilizce öğretmenliği  yaparak bekledim ve nihayet Tasvir-i Efkar’da stajyer muhabir olarak işe başladım. Yazıişleri Müdürleri, merhum Atıf Sakar ve Abbas Parmaksız, İstihbarat Şefi Hüsnü Söylemez idi. Muhabirler arasında ilk hatırladıklarım merhum Kadri Kayabal ve sonraları bakanlık yapan Nihat Kürşat!
Beni o zamanın  deyimiyle Beyoğlu ve Deniz “mahfili” ne verdiler. Rahmetli Ümit Deniz’in yedeğinde...
 Önce her sabah zamanın en önemli haber kaynağı olan Denizyolları İç Hatlar Müdürünün huzuruna gider, ayakta elpençe divan “Bugün bir emriniz var mı” diye sorardık.. Ama Beyoğlu mahfili eğlenceliydi. Otel lobilerinde önemli yabancıları izler  “Türkiye’yi nasıl buldunuz” diye sorardık. Bu dönemde en mühim yabancı, Pera Palas’ta kalan polis romanları yazarı  İngiliz Agatha Christie idi...
Tasvir-i Efkar’daki ilk yılımda II. Dünya Savaşı daha sona ermemişti ve İstanbul’da o zaman da ilginç casusluk olayları oluyordu. Tabii bunların hepsini de yazamıyorduk, çünkü bir “ön sansür” vardı. Yazıişleri müdürleri, haberleri dikkatle süzerlerdi.
O yıllarda İstanbul ve bu mekanlar Müttefik ve Mihver devletlerinin casusları ve ajanları ile kaynıyordu, çeşitli entrikalar dönüyordu. Taraflar birbirlerinin adamlarına, özellikle son harp yıllarında müttefikler, Mihver ajanlarına çengel atıyorlardı... Park Otel’in ve Tokatlıyan’ın barlarında bir masada Almanların Abwehr ve Gestapo ajanları, diğer bir masada İngiliz Intelijens servisinin ve diğer bir masada da CIA’nın öncüsü ABD OSS teşkilatının mensupları karşılıklı otururlar ve birbirlerini husumetle süzerler, zaman zaman da atışırlar hatta yumruklaşırlardı... Bir defasında Park Otel’in “Snake Pit” inde zavallı Edi’ye kendi marş ve şarkılarını çaldırmak yüzünden birbirlerine girmiş yumruklaşmışlardı...
Zavallı Edi, bu dövüş esnasında, hâlâ çalmaya devam ediyordu.

Vatan’daki günlerim...
Sonra Vatan gazetesine transfer oldum...
Biz muhabirler akşamları Meserret Kahvehanesinde buluşur ve haber teati ederdik. Fakat atlatma haberleri kendimize saklardık. Bir akşam kıdemli arkadaşlar bana “Altemur sen yeni başladın bir atlatma haber var. Ama senin başarın için bunu biz yazmayacağız sen yaz” dediler. Atlatma haber zamanın önemli mağazalarından Sümerbank’ın hükümet tarafından kapatılacağı idi. Hemen gazeteye gittim haberi süsleyerek yazdım. Haberi ben yuttum, ama tecrübeli Yazıişleri müdürü de “yuttu” ...
Doğrusu muhabirlik beni sarmıyordu ve galiba harcım da değildi. Ben gazetenin mutfağında, yabancı haber ve yazıların kotarıldığı yazıişlerinde çalışmak istiyordum. Vatan gazetesine transfer olunca, muradıma erdim, gece sekreteri yardımcısı oldum. Görevim, akşamları yabancı radyoları dinlemek ve Anadolu Ajansı’ndan daha sonra da Associated Press’den gelen bültenleri kesip tasnif etmek ve gece sekreterine teslim etmekti. Sonraları haberlere başlık atmaya da terfi ettim!

Bu görevimde de müthiş atladım. Naziler yargılanmış, haklarındaki idam hükümleri infaz edilecekti. Ama bu infazların ayrıntılı haberleri gazetelerin o zaman tek baskısına yetişmiyordu. Rahmetli şefim Sadun Galip Savcı bana  “sen bu olayı takip ettin olmuş gibi yaz” dedi. Ben de hayal gücümü çalıştırdım hele sıra Göring’e gelince “Şişman Nazi boynunu ilmiğe uzattı ve Heil Hitler diyerek asıldı” diye yazdım. Oysa Göring asılamamıştı çünkü intihar etmişti... Gazetecilikte İstanbul günlerinden sonra Ankara muhabirliği var... O günler de ayrı bir yazı konusu. O dönem de beni rahmetli Nizam Payzın (güzel sunucu Şirin Payzın’ın babası) atlatmıştı. 

Tasvir-i Efkar gazetesi Cağaloğlu’nun Şeref Efendi Sokağı’ndaki üç katlı konakta bulunuyordu. En alt kattaki rotatif çalışınca bina zangır zangır titrerdi. Vatan’ın binası ise biraz daha hallice konak bozması idi.

Her iki gazete diğer bütün gazeteler gibi rotatiflerde basılırdı. Yazılar da Linotip ve Entertip dediğimiz dizgi makinalarında kurşuna dökülür mürettiphanede usta mürettipler tarafından Yazıişleri Müdürünün planına göre sayfa haline getirilir, bunlardan kalıp alınır, o kalıplar yarı üstüvane şeklinde dökülür ve rotatiflere takılarak basılırdı. Sonra ofset çıktı...
Gazetecilik anılarım çok; devamı gelecek.

Gereksiz ve
önemsiz bilgiler

Özellikle Amerika’da “Trivia” denilen önemsiz/gereksiz fakat ilginç bilgilere merak vardı. Bu konuda kitaplar var oyunlar var... Ben de bu köşede bunlardan bazılarını aktarmak istiyorum. Mesela günlük hayatımıza giren harcıalem “fermuar” ı kim icat etti? Cevap: 1853’de dikiş makinesini de icat eden Elia Howe icat etti. Ama patentini 1893’de Whitecomb Judson aldı ve piyasaya sürdü. Fakat pek revaç bulmadı... Aynı fermuarın bugünkü şekli 1917’de Gideon Sundback tarafından geliştirildi ve yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. İngilizce Zipper denen fermuarın yaygın kullanılışı 1930’larda başladı ve 2. Dünya Harbi’nde savaşa katıldı!... Ben ilk fermuarı (Zipper)1934’te Almanya’dan gelen bir cekette gördüm.. Pantolonlar düğmeliydi, ilk defa fermuarlı pantolon giyen bir adam sıkışıp tuvalete gittiğinde düğmeleri bulamayınca, “kurtarın beni” diye feryadı basmış...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları