Gazetecilik dersleri

Altemur KILIÇ

Ergenekon Başsavcısı Sayın Zekeriya Öz, son tutuklamalara karşı, ulusal ve uluslararası tepkilere -kendi ifadeleriyle- “bir kısım basın yayın organlarında soruşturmanın içeriği ile bağdaşmayan ve savcılığımızı hedef alan yayınlar yapılması üzerine” Ergenekon soruşturmalarının başladığı 2007 yılından beri ilk defa yazılı açıklama yaptı. Özetle dedi ki; “Yürütülmekte olan soruşturma, bir kısım basın mensubunun gazetecilik görevleri, yazdıkları/yazacakları yazılar, kitaplar ve ileri sürdükleri görüşleriyle ilgili olmayıp, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında elde edilen ve soruşturmanın gizliliği nedeniyle bu aşamada açıklanması mümkün bulunmayan bir kısım delillerin değerlendirilmesi sonucu yapılması zorunlu hale gelen hukuksal bir işlemdir.”
Sayın Öz açıklamasında, “hukuksal gereklilikler dışında herhangi amaç ve saikle hareket ettiğinin/edeceğinin, kabul edilmeyeceğini ve kamuoyunun bu yönde “asılsız değerlendirmelerle” yönlendirilmeye çalışılması, büyük bir titizlik ve ciddiyetle yürüttüğümüz soruşturmaya zarar vereceği gibi, adı geçen terör örgütünün hedef ve amaçlarına katkı sağlayacağı da açıktır. Kimseye ayrıcalık tanımayız” diyor ve “Suçluluğu sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğunu ifade eden ‘masumiyet karinesi’ şüphesiz tarafımızca da en az bu değerlendirmeleri yapan kişiler kadar bilinmekte ve öncelikle gözetilmektedir” dedikten sonra, diyor ki; “Bu görevi yerine getirirken hiçbir makam ve merci tarafımıza emir ve talimat veremez, yönlendirmede bulunamaz” .
Soruşturma, yargılama safhasında, yargıya savcılara müdahalede bulunulamaz. Hem Sayın “özel yetkili” Başsavcının işine karışmak, eleştirmek ne haddime. Maazallah dokunanı yakar.
Sayın Öz ve ekibinin, adalet ve hukuk kaidelerine göre bağımsız hareket ettiklerine, inanmamız lazım. Fakat, gene yargı sürecine müdahale etmemek kaydıyla, beş yıla yakın hiçbir hüküm verilmeden devam eden bu süreçte sanık ve tutuklu olanların, son yakalanan gazetecilerin, “masumiyet” karinesine rağmen suçları ispat edilmeden, cezaevlerinde “mahkum” gibi yatmaları, daha ne kadar sürecek? Sayın Öz’ün dediklerine inanmak istiyorum. Soruşturmalar “büyük” titizlikle yürütülüyor ve muhtemeldir, Cumhurbaşkanın da uyardığı bu “titizlik” , davaların bu kadar uzun sürmesine sebep olmakta.. Ama daha ne kadar beklenecek? Sayın Savcılar, bir “temrin” verebiliyorlar mı?... “Masumiyet karinesi” ile birlikte bir de “geç kalan adalet” endişesi vardır! Unutulmamalı; o tutuklanan ve yargılananlar da savcılar ve yargıçlar kadar fanidirler!
Tabii, Sayın Başsavcının kimseden, iktidardan talimat almadığı ve yönlendirilemeyeceklerini, esas kabul etmek gerekir. Eğer buna da inanamazsak gerisi boştur!
Sayın Başsavcının, hukuk bilgeliğinden meslek dürüstlüğünden şüphe etmemek gerekiyor. Yoksa bugün bulunduğu konuma gelemezdi. Ancak doğrusu gazetecilik hakkında, icapları ve işleyişi hakkında yeter bilgisi var mı? Son tutuklanan meslektaşlarımıza, Nedim Şener’e Ahmet Şık’a sorulan suallere ve “delil” kabul edilen bilgilere bakılırsa, doğrusu şüphem var.
Yarım hukuk öğrenimim (Hukuk Fakültesi’nde iki yıl okudum) ve bilgimle olayın hukuksal yönleri konusunda ahkam kesecek değilim... Ancak 66 yıllık gazetecilik geçmişim var. Amerika’da gazetecilik konusunda eğitim gördüm, Ankara’da ilk Basın Yayın Okulu kurulunca orada ders verdim, gazete ve dergilerde muhabirlikten başlayarak Yazı işleri Müdürlüğü, Genel Yayın Yönetmenliği yaptım ve elli yıldır köşe yazarı olarak onbinden fazla makale yazdım. Kısacası, naçizane, gazeteciliğin ne olduğunu, neyin haber neyin suç delili olabileceğini savcılardan daha iyi bilirim. Gazetecilerin mesleklerini yaparken neler çektiklerini ben de gazetecilik yaparken ve de netameli bir dönemde Basın Yayın Genel Müdürlüğü yaptığım için yakından bilirim. Aklıma geldi, o dönemlerin İstanbul Basın Savcısı merhum Hicabi Dinç’i hatırlayan var mı? Ben hatırlarım..
Benim, gazetecilikte baş ilkem; Sansasyon yapsa, yüksek tiraj -reyting- getirse de ülke çıkarlarına ve orduma zarar verebileceğine inandığım haberleri, yazıları yazmamak ve yazdırmamak olmuştur. Bunların dışında asıl ve esas olan, evrensel anlamda basın ve ifade özgürlüğüdür.
Demokrasinin temeli olan bu ilkelerin bir unsuru, gazetecilerin “otokontrol” yani, bir yazıyı, haberi kontrol süzgecinden geçirmeden yayınlamamaktır. Ama şimdi gazetecilerin, otokontrolü “yazarsam ben de Ergenekon sürecinde yakalanır mıyım” oldu! Ölçüt kimin elinde?
Son soruşturmalarda, savcılar tarafından meslektaşlarımıza sorulanlara göre, hala mevcudiyeti kanıtlanmamış Ergenekon terör örgütüne, hatta Gazetecilik Cemiyetleri dışında herhangi bir örgüte, hatta PKK’ya bile “üyelik” hususunda, somut deliller var mı?
Ortalık öylesine karıştı ki, kafalar hatta, benim de kafam o kadar karışık ki, anlayamadığım bilemediğim şeyler var. Anlayan,bilen beri gelsin... 
Sonuçta; Adalete, yargıç ve savcıların adaletine, bağımsızlıklarına inanmak istiyorum, adaletin titizlikle fakat süratle tecelli etmesini bekliyorum. Ömürler -ömrüm- vefa ederse!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş