Gazetecilik dersleri: Genel yayın müdürleri görevlerinden nasıl gider?..

Altemur KILIÇ

Ertuğrul Özkök’ün, Doğan Grubu Amiral Gemisinin “Kaptan Köşkünden” -bazılarına göre muvakkaten- fırtına geçiştirilene kadar ayrılması, genel olarak Medya, özel olarak da Genel Yayın Yönetmenliği ve bunların görevden ayrılış sebep ve şekilleri üzerinde, yorumlara yol açtı... Özkök’ün “nasıl gittiği veya gitmediği”, kişiliğinden, Doğan Holdinge hizmetlerinden, Emin Çölaşan’ı nasıl “götürdüğünden” malum! Ben burada bazıları gibi gözyaşları dökecek ve “merhumu” hayırla anacak değilim... Sağken daha doğrusu iktidarda, kaptan köşkünde iken yazdıklarımın özeti: Peter Prensibi gereği yükselerek en layık olmadığı mevkie çıktı ve ne yazıları ne yönetimiyle merhum Sedat Simavi’nin “Türkiye Türkler’indir” inancıyla kurduğu ve Nezih Demirkent ve merhum Çetin Emeç’in aynı inançla yürüttükleri Hürriyet’in Genel Yayın Müdürlüğüne layık olmadı...

Medyanın durumu
“Özkök olayı” aslında, Türkiye’de medya olayına ışık tutuyor... Kısacası, holdinglere ve tekellere ait medya, demokrasinin gerektirdiği gibi, bütün olayların ve seslerin duyulmasına, halkın doğru, vaktinde haber almak özgürlüğüne hizmet edemez... Aksine çıkarları için köstek olur.
Genel Yayın Yönetmeninin nasıl gittiği kadar “Medya nasıl gidiyor” sorusu da şu sırada mühim... Bazı cesur yazarlar yüzünden Doğan Holding’e ağır cezalar kesildi... Aydın Doğan Bey kurtulmak için yönetimden ayrılıyor ve “amiral gemisi” Hürriyet’in başından Özkök’ü tezgaha çekti... Aydın Bey’in iktidarla arasını düzeltmek için başka fedakarlıklar yapacağı; mesela Milliyet, Vatan gazeteleri ve Star televizyonunun bir gruba satılması için pazarlıkların devam ettiği söyleniyor... Hiç şaşmam!.
Holdingler için gazete, televizyon ve dergiler neticede meta, maldır. Şartlar gerektirirse en ehven fiyata satılırlar. Bu işin duygusal takıntısı yoktur.. 

Abdi İpekçi-
Aydın Doğan
Genel Yayın Yönetmenleri artık “Özkök gibi gidiyor”, ama rahmetli Abdi İpekçi “başka türlü gitti” veya götürüldü...
Koç Grubu’nun yedek parça bayii Aydın Doğan işlerini daha iyi yürütmek için bir gazeteye sahip olmayı düşünmüş veya teşvik edilmişti... Ne var ki, o zaman bunun iki taraflı kesecek bir kılıç olacağını bilmiyordu!
Rahmetli Abdi İpekçi buna şiddetle karşı çıktı... Abdi benim gözümde sadece Türkiye çapında değil dünya çapında, Türk basınında devrim yapan dürüst bir gazeteciydi. Onunla çalışanlar Hasan Pulur, Tufan Türenç daha iyi bilirler.
Hayatta iyi yaptığım işlerin başında Abdi İpekçi’nin Genel Yayın Yönetmeni olmasına aracı olmam gelir... Milliyet’in kuruluş safhasında rahmetli Ali Naci Karacan ve oğlu Ercüment Karacan’a onu önerdim ve o sırada Kore’de askerlik görevini yapan İpekçi’ye duyurdum... Dönünce elinden tutup Karacanlara götürdüm!
 Abdi Türk basınında bir yönetici olarak başlı başına bir ekol, bir dürüstlük kriteri idi...
Ama şimdi başka türlü giden Ertuğrul Özkök’ün, bir Abdi kompleksi vardı. Takıntısı -kompleksi- “Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu” gibi olamamak; gazeteciliği, rol modelleri Abdi İpekçi-Uğur Mumcu tekelinden kurtarmak istermiş!
Şöyle yazmıştı: “Yeni insanlar bulmak, gazetecilikte yeni zihniyetler, yeni rol modelleri yaratmak iddiasındaydım... Kafamda Babıâli’ye meydan okumak vardı...”
Ertuğrul Özkök, o yazısında “Bazılarınız, megalomanyak diyecek, ama ben, Babıâli’ye devrim yapmak için geldim” diyor!
Özkök, başarılı oldu mu?.. “Devrimi” amacına erişti mi? Hürriyet şimdi, böyle, ideal bir gazete oldu mu? Türkiye’nin en fazla satan gazetesi olduğu için, bir bakıma başarılı. Eğer bulvar gazeteciliğini ve her gün arka sayfada çıplak kadınları yarıştırmasını, hakiki, ciddi, gazetecilik sayıyorsanız, çok başarılı!.. Eğer bu gazetede ciddiyet kalmışsa Oktay Ekşi’nin, Yalçın Doğan’ın ve Tufan Türenç’in köşesinde... İnce, cesur eleştiri varsa Yılmaz Özdil’in sütununda!
Ama Ertuğrul Özkök’ün Sedat Simavi’nin kurduğu Hürriyet’i değiştirdiği ve gazetenin başındaki “Türkiye Türklerindir” sloganını orada apandisit gibi işlevsiz hale getirdiği yazdıklarından ve tuttuğu başka yazarların yazdıklarından belli!
Ancak unutmamalı ki, Hürriyet bugünkü sürümünü, Sedat Simavi’nin, Haldun ve Erol Simavi’nin, rahmetli Nezih Demirkent’in kurdukları, sağlam temellere borçlu. Öylesine sağlam temeller ki, Ertuğrul bile bunları yıkamadı!

Türk medyasının geleceği
Peki Özkök, Abdi İpekçi’yi neden kıskanır? İpekçi kompleksi, ikide bir neden azar? Kısacası, Abdi İpekçi’nin olduğu “her şey” olamadığı için!
Abdi İpekçi dürüst, hiç taviz vermeyen bir gazeteci, bir yönetici ve başyazardı... Günlük DURUM yazısı Türkiye’nin objektif bir aynası idi. Haberlerin doğruluğu hususunda o kadar kılı kırk yarar, “Bir defa daha çek edin” derdi ki, beni de çileden çıkarmıştı.
Ve bugün, Milliyet’in yabancı ellere “gitmesinden” söz ediliyor... Bu da Abdi İpekçi’nin alçakça öldürülmesine üzüldüğüm gibi, beni hem kişisel olarak ve hem de daha fazla Türk medyasının geleceği açısından çok üzüyor!
Cemaat desteklerinden, holding ve tekellerin reklam ve dağıtım imkanlarından mahrum gazete ve televizyonlar, halka doğruyu tam ve zamanında haber vermek ve cesur yorumlar yapmak görevlerinde ne dereceye kadar başarılı olabilirler? Bu soru Ertuğrul Özkök’ün gitmesinden çok daha önemli...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş