Geçtiğimiz yollar

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Liderler nihayet bir araya geldi. Uluslararası  “aferinler ve alkışlar”  başladı. 44 yıldır bu yollardan çok geçmiş, bu köşe başlarında ümitle çok beklemiş olan halkımızda da  “ihtiyatlı bir iyimserlik” havası hakim. Halkı, Annan Planında olduğu gibi, “ya imza, ya istifa”  diye meydanlara dökme meraklısı birkaç kuruluşun sesleri şimdilik zayıf. ABD, gün gele işler referanduma kaldığında, Annan Planı günlerinde harcadığı 30 milyon doları ikiye katlarsa ne olur, göreceğiz. Yeter ki bir anlaşmaya varılsın ve yeniden iş referanduma kalsın!
“Temaslar başladı”  diye dış dünyanın alkışları kimseyi, özellikle görüşmeci Cumhurbaşkanımızı, etkilemesin. Bu işin gereğidir. Ağır yük altında olan insanlara seyircilerin “haydi aslanlar”  deyişidir. Yükün ne olduğuna bakmayanların  “biz de varız”  kabilinden  “çorbaya tuz”  katmış görünmek istemlerinden kaynaklanan bir gelenektir. Vuruşacağınıza konuşunuz yaklaşımının bir icabıdır.  “Bir anlaşma olsun da nasıl olursa olsun” görüşünden kaynaklanan bu yaklaşım, bu alkışlar ve methiyeler, sakın ola halkımızı yeniden kandırmasın. Bunları yapanların 44 yıldır, her safhada, her görüşme süreci başladığında bu oyunu oynadıklarını unutmayalım. Bunlar, görüşülmekte olan meselenin ne olduğuna da bakmazlar. 44 yıldır Kıbrıs meselesine teşhis koymamışlardır. Kendi çıkarları için meseleye teşhis koymaktan kaçınmışlardır. Kendi çıkarları için, şampiyonluğunu yaptıkları ilkeleri çiğnemiş olan Rum tarafını  “meşru hükümet” olarak algılamışlar ve Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlığa kasten göz yummuşlardır.
Yine, hatırlayalım ki, teşvik ve takdir mesajları ile gazete sütunlarını süslemekte olan bu “dostlar” Annan Planı referanduma sunulduğunda  “hayır”  diyenlerin başına gelecekleri de sayıp durmuşlardı. Tehditler Kıbrıs Türklerineydi. Rumların  “evet”  diyeceklerine inanmışlardı. Ancak Rumlar  “hayır”  deyince  “demokratik tercihlerini kullandılar, bir şey diyemeyiz” dediler. Bunlardan ders alalım ve müzakerelerde Rumlarla destekleyicilerinin bizi nereye götürmek istediklerini görmek için kâhin olmak gerekmediğini bilelim. Geçmişi değerlendirelim ve Rum-Yunan ikilisinin 1800’lere dayanan  “milli davalarının”  devam etmekte olduğunu unutmayalım!
Aklımız varsa, 1960’da kurulmuş olan Garantili Ortaklık Devletinin ne maksatla kurulduğunu ve 1963’de niye yıkıldığını değerlendirir ve şu hesabı yaparız:
(1) Rum-Yunan ikilisi, Enosisi yasaklayan ve Türklere eşit kurucu ortak statüsü veren 1960 Anlaşmalarından ve Anayasadan kurtularak Kıbrıs’a hakim olmak ve  “Kıbrıs Halkı” olarak self-determinasyon yolu ile Enosisi sağlamak için 1963 harekâtını başlatmışlardı;
(2) Şimdiye kadar önümüze konulmuş olan her plan (Enosisi öngören Acheson Planı dahil) Kıbrıs Türklerine veya Türkiye’ye karşılığında  “kabul edilemez”  haklar verdiği için bu planları ret etmişlerdir;
(3) Rum-Yunan ikilisinin kabul edebileceği bir uzlaşmada çoğunluk idaresinde üniter bir devlet öngörülmektedir (Kıbrıs Halkı’nın -yani çoğunluğun- self determinasyon hakkını kısıtlamayan bir anlaşma)!
(4) Bunu engelleyen Türk Garantisidir ve KKTC’nin varlığıdır;
(5) bu nedenle görüşmelerin sonunda Kıbrıs Türklerinin kurucu ortaklık vasfı  “imtiyazlı azınlığa”  dönüşmeli, Garantiler ve KKTC ortadan kalkmalıdır. Herkesin alkışladığı  “görüşmelerin başlamış olmasının”  arkasında yatan sır ve hikmet budur. Bu oyuna gelinmeyecekse KKTC’deki tüm kuruluşların uyanık olması, ayağa kalkması ve sesini duyurması şarttır.
Halka yol gösterecek bir girişimin başlatılması zamanıdır. KKTC’nin varlığına dayanmayan ve Türkiye’nin etkin ve fiili Garantörlüğünü içermeyen bir anlaşmanın yok oluşumuz olacağının bilincinde olan kişi ve örgütlerin bir araya gelerek, zor günler geçireceği kesin olan görüşmeci Cumhurbaşkanının arkasında  “milli hedefi”  dünyaya duyurmak görevini yapması için harekete geçmek zamanı gelmiştir inancındayım.

Yazarın Diğer Yazıları