Geleceği okumayan ayakta kalabilir mi?

İsrafil K.KUMBASAR

Adamın biri  “Ya biz geleceği ele geçireceğiz ya da gelecek bizi”  diye çok güzel bir söz söylemiş.
Bilinmelidir ki, günümüzde gelişen olayların hepsi ‘geleceğin şekillenmesi’ ile ilgilidir.
Bu sebeple geleceğe yönlenmeli ve ‘geleceği iyi okumayı’ başarmalıyız.
Ecdadımız, bunu iyi yaptığı için, binlerce yıldır millet ve devlet olarak varlığımızı koruyup sürdürebilmekteyiz.
Bugünkü sıkıntılarımızın en önemli sebeplerinden biri geleceği okuma noktasında gösterdiğimiz zaafiyetlerdir.
Dumura uğratılmış devlet yapımızdaki bazı kurum ve kuruluşlar geleceği okuma noktasında ‘kısa vadeli’ çalışmalar yürütüyor. Ancak bürokratik yapılanma ‘daha uzun vadeli’ çalışmaların yapılmasını engelliyor.

***


Dünya, dün olduğu gibi yarın da mutlaka değişecektir.
Değişim, yaşamın değişmeyen kurallarından biridir. Ve siz buna ‘hazırlıksız’ yakalanırsanız, ‘varlığınızı’ tehlikeye atmış olursunuz.
Herkes kendi açısından bunu önlemek için ‘gelecek bilimcilerine’ ve de onların hazırladıkları ‘senaryolara’ büyük ilgi duymakta ve önem vermektedir.
Gelecek, bizler için, hem ‘tehditleri’ hem de ‘fırsatları’ birlikte içerir. Gereken hamleleri, ‘doğru zamanda’ ve ‘doğru yerde’ yapamazsanız, fırsatlar, sizin için ‘tehdit içeren bir unsur’ haline geliverir.
Örneğin ‘genç nüfus’, ülkemiz açısından bir fırsattır. Ancak iyi değerlendiremezsek, bu bizim için gelecekte ‘büyük bir sorun’
olacaktır.

***


Gelecek okumasını iyi yapan milletler, geleceği şekillendirecek, tarih yazacak, öngörülmeyen durumlarda diğerlerinin daima ‘bir adım önünde’ olacaktır.
Bu yüzdendir ki dünyanın egemenleri, Yoshihiro F. Fukuyama, Samuel Huntington, George Friedman, Henry Kissinger ve Graham E. Fuller gibi adamlara geleceği yazdırmaya çalışıyor.
Üçüncü bin yılda ‘Asya’yı hırıstiyanlaştırmak’ hedefini ortaya koyan Vatikan, Asya’daki geleceğin bu şekilde gerçekleşmesine çalışıyor.
Buna karşın biz de geleceğe dair hesaplarımızı, binlerce yıllık geçmişimizi göz önünde tutarak ‘en az 1000 yıllık bir süreç’ için yapmalı, önümüzdeki yüzyılı hiç ‘hata payına’ mahal vermeden okumayı başarabilmeliyiz.

***


İlk önce ‘bilgisayarın’, ‘cep telefonlarının’, sonra da ‘internetin’ yarattığı teknolojik devrimi, gençliğimizde hayal bile edemezdik.
Sonradan öğrendik ki, hakim güçler, en az ‘bir yüzyıl öncesinden’ bugünü okuyor ve geleceği istedikleri gibi şekillendiriyorlardı.
Birinci Dünya Savaşı’nın çıkış nedenlerinden biri ‘geleceğin enerji kaynağı’ olarak görülen petrolün üzerine konmaktı. İkinci Dünya Savaşı’na katılan büyük devletler ‘ekonomik güç sahalarını’ genişletmeye çalışıyordu.
İlk önce ‘SSCB’ adı altında Rusya’nın, daha sonra da ‘NATO’şemsiyesi altında ABD’nin Afganistan’a girişi, hep bir hesapla ilgilidir.
Irak, Tunus, Mısır, Libya ve şimdi de Suriye’de olup bitenlerin de amacı bellidir.

***


 “Geleceği okumak”  başlıklı yazısında özetle böyle diyor Özcan Pehlivanoğlu.
Ve ekliyor:
 “Geleceği iyi okuyabilmek için rakamlara, istatistiklere, ihtiyaçların ve kaynakların bilinmesine gereksinimimiz vardır. Geçmiş tarihi iyi bilmek, gelecekle ilgili doğru irtibatın kurulmasına sebep olacaktır.
Bu yüzden devletimiz, siyasetçilerimiz, kamu kurum ve kuruluşlarımız, meslek örgütlerimiz, aydınlarımız ve hatta tüm vatandaşlarımız, geleceği okumak noktasında çok donanımlı ve şuurlu olmalıdır.” 
‘Lobileri’, ‘kulisleri’, ‘pavyonları’ mesken tutup, dünyayı ‘uçkur ekseninden’ yorumlayan Ankara’daki ‘balık hafızalı’ zevattan herhangi birisine sorun bakalım.
Dün ne yediklerini hatırlayabiliyorlar mı?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş