Geleceğimizi israf etmeyelim

Agah Oktay GÜNER

                10 Kasım 1938'den günümüze kadar 77 yıl geçmiş. İki gün önce 10 Kasım 2015'te bütün vatan coğrafyamız aziz Atatürk'ü sevgiyle, saygıyla, şükranla yad etti. Vefatından 77 yıl sonra O'nun doğrularını görenlerin, inançla bu doğruları yaşayanların, yaşatmak isteyenlerin hüzünle gölgeli sevincini gördük. Hüznün kaynağı O'nu inkâr edenlerin sınır tanımayan nankörlüğünden kaynaklanıyor. O'nu sadece millî mücadelenin önderi, başarılı komutanı olarak görmek yetersizdir. O yaşadığı hayatın bütün tecrübelerinden aziz milletimize yeni bir diriliş yolu çizmiştir. Bu çizgide tarihi kimliğimiz vardır, zamanın şart kıldığı değişme ve gelişme projeleri vardır. Atamız, Cumhuriyetin temelinde yüksek Türk kültürü ve Türk ordusunun eşsiz kahramanlığını görüyordu. Bu kültürü derinlemesine tanımak ve tanıtmak için uluslararası düzeyde kongreler toplamaya büyük önem verdi. O'nun için Türk dili millî bağımsızlığın ifadesiydi. Bunu her vesileyle söylüyor; "Dilini kaybeden milletler yok olmaya mahkûmdur" diyordu. Tarih konusunda adeta millî bir tez geliştirmişti. Geçen zaman O'nun ne kadar haklı olduğunu pek çok örnekle göstermiştir. İslam dininin yüceliğine inanıyor, bu aziz dinin üstüne yığılmış olan bütün safsataları temizleyerek onu Mevlânâ'nın anladığı gibi anlamak istiyordu. 17 kere Hz. Mevlânâ'yı ziyaret etmesi bu inancın en büyük delilidir. Atatürk sağlam bünyeli, sağlam karakterli, millî kimliğine sahip, öğrendiği yabancı dillerle dünyaya açık bir gençlik yetiştirmek istiyordu. O'nun eğitimdeki amacı; düşünmesini bilen, sorgulayan, asla aşağılık duygusuna düşmeyen, millî değerlerini tanımış ve çağdaş olmayı kavramış nesiller yetiştirmekti. Bu amaçla yılmadan ve yorulmadan çalıştı.

Okuma yazmanın öncüleri

                Sakarya Meydan Muhaberesi'nin ne kadar çetin şartlarda geçtiğini biliyoruz. Fevzi Paşayla birlikte omuzladığı bu meydan muhaberesinde; ağzında 17  çürük diş vardır. Dizleri romatizma sancılarıyla ıstırap vermektedir. Ama karşımızda inleyen, of çeken bir Mustafa Kemal yoktur. Aksine o şartlarda Ankara'da eğitimcileri toplayarak Maarif Şurası'nı ayağa kaldıran bir irade adamı vardır. Öğretmenlerle eğitimin yeni hedeflerini görüşür ve onlara: "Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!" buyruğunu verir. Bu ne müthiş bir ufuktur. Nitekim ileriki yıllarda alfabe değiştiği zaman gencecik öğretmenler kara tahtaları sırtlarına bağlayarak köy yollarına düşmüş ve halka okuma yazma yolunda öncülük etmişlerdir.

                Mustafa Kemal'in temel hedefi çağdaş medeniyetin üstüne çıkmış bir Türkiye'ydi. O Türkiye'yi bir Avrupa devleti ve milleti yapmak istemiyordu. O'nun istediği medeniyetin bütün nimetlerine kavuşmuş, her alanda gelişmiş ileri teknoloji üreten bir Türkiye idi. Eğitim, sağlık, tarımda modernleşme, sanayileşme; daima takipçisi olduğu kalkınma stratejisinin ana unsurlarıydı. O'nun verdiği kalkınma ivmesiyle Türkiye'nin 1950'li yıllarda İspanya, İtalya ve Yunanistan'dan ileride olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki O'nun en hassas olduğu vatan coğrafyasının bütünlüğünde bugün acı tartışmalar yaşıyoruz. Yunanistan ekonomisi dökülürken bize ait 16 adayı ve bir kayalığı işgal ediyor buralara Türkiye'yi tehdit edecek askeri tesisler kurabiliyor. Dostumuz geçinen bir kısım ülkeler vatan coğrafyamızı bölecek haritaları çoktan çizmiş durumda.

Görüntü iç açıcı değil

                Birkaç ay önce, Sosyal İlerleme Hareketi'nin (İng. Social Progress Imperative)  hazırlayıp yayınladığı ve Türkiye de dâhil olmak üzere 130'dan fazla ülkenin durumunu ele alan Sosyal İlerleme Endeksi'ni kamuoyumuz yeterince tartışmadan 2015 güncellemesi yayınlandı. Bu çalışmada dünya genelinde sosyal ilerlemenin 2014'ten 2015'e nasıl değiştiğini ortaya koymak hedef alınmış. SİE verilerine göre; sosyal ilerleme düzeyi en yüksek üç ülke İsveç, Norveç ve İzlanda'dır. Türkiye 133 ülke arasında 58. sırada ve Avrupa ülkeleriyle diğer OECD ülkelerinin gerisinde kalıyor. İnternette yer alan ve Forum Dergisi'nin son sayısında yayınlanan bu rapora göre ne yazık ki hiç iç açıcı bir görüntümüz yok. SİE'nin temel amacı bir ülkenin kalkınma ve insani gelişme göstergelerinin değerlendirilmesinde, sadece üretim temelli olan, kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla(GSYİH) değişkeninin ötesine geçmektir. Sadece kişi başına GSYİH düzeyi, sosyal ilerlemeyi tam olarak açıklayamamaktadır.

                                Türkiye, bu rapor bütünüyle ele alındığı zaman insana acı veren gerçekler gösteriyor. Bize yakışan aziz Atatürk'ün çizdiği ışıklı yolda inançla gelişmeye çalışmaktır. Kaynaklarını israf eden, millî serveti toprağa gömen inşaat çılgınlığıyla bir yere varamayız. Hele hele hiç bir şey üretmemiş baba parası yiyen çocuklarımıza seçimi kazandık size bir Jeep alayım diyen israf çılgınlığıyla çocuklarımızın geleceğini de yok ederiz.

                Babalar çocuklarına Jeep yerine Atatürk'ün Nutuk'unu ve Kuvay-ı Milliye kahramanlarının hatıralarını hediye etmelidir. Kemalizm'in özünü kavrayan, yaşayan nesiller yetiştirmemiz ayakta kalmanın, yükselmenin tek çaresidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş