Gelin bu işi başlatalım...

Kürşad ZORLU
S.S.C.B’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetleri değişen dünya dengeleri bakımından tarihi bir fırsat ortaya çıkardı. Bu fırsatı nasıl değerlendirdik? Neler yaptık? Şimdilerde neler yaşanıyor? Bunları yeri geldikçe sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Fakat özellikle Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin bahsedilen coğrafyada yeni bir sıçrama yaratacağına kesin gözüyle bakıyoruz. Bu iki ülkenin gereken işbirliğine yönelmesi için hem geçmişten hem de gelecekten kaynaklanan pek çok sebep ve sonuç ilişkisi bulunmaktadır.
Azerbaycan halihazırda, coğrafya, kültür ve dil olarak Türkiye’ye en yakın ülkedir. Nüfus dokusu, sosyal yaşamı ve düşünme biçimi, çeşitli enstrümanlarda görülen sıcak temaslar iki ülkeyi her geçen gün yakınlaştıran unsurlardır. Bugün Azerbaycan sokaklarında dolaşan çoğu kimse kendisini Türkiye’de zanneder. Misyon refleksinin oluştuğu anı düşünürsek ilk temasta yabancılık hissi uyanmaz. Çok fazla ortak meselemiz ve dürtümüz vardır. En önemlisi de bu hissiyat halkın geneline yayılmaktadır.
İki ülkenin ticari ve ekonomik ilişkileri diğer bölge ülkelerine kıyasla oldukça yüksek seviyededir. Ancak bu durum potansiyeli yansıtmamaktadır. 1992 yılında iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi 137.3 milyon dolar iken, 2005 yılı itibariyle 794.7 milyon dolara yükselmiştir. Bu artışta hiç şüphesiz 2005 yılından itibaren kullanıma başlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattının etkisi büyüktür.
Ekonomilerinin yapıları ve coğrafi süreklilik göz önüne alınırsa Türkiye ve Azerbaycan ekonomileri birbirlerini tamamlar niteliktedir. Azerbaycan ekonomisi daha çok hammadde, Türkiye ekonomisi ise dışa dönük ve imalat ağırlıklı bir yapıya sahiptir.
Azerbaycan zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahiptir. Türkiye ise ihtiyacı olan petrol ve doğal gazın büyük bir bölümünü ithal etmek durumundadır. Bu oran Rusya lehine olmak üzere yüzde 65 seviyesindedir. Öte yandan Türkiye, Azerbaycan’ın bu kaynaklarının dünya piyasalarına ulaşımı ve bilakis doğrudan satışı için önemli bir piyasadır. Aynı şekilde Azerbaycan da Türkiye’nin enerji çeşitliliği ve güvenliğini sağlaması bakımından vazgeçilmez bir alandır. Bu sebeple iki ülkenin enerji alanında tek vücut olması kime ne kaybettirir? Neden bunu çıkıp tartışmıyoruz bilinmez...
Bakıldığında bardağın yarısı doludur. İnkâr edemeyiz. Ama iş öyle bir yere geldi ve dayandı ki rutin işbirliği unsurları beklenen muhtevaya ses veremez oldu. Öyle ki her iki ülkenin ortak meselesi olarak karşımıza çıkan Karabağ ve Kıbrıs meselelerinde yaşananlar... AB ülkelerinin tutumları... Hatırlayalım lütfen! Sayın Başbakan’ın daha geçen gün Bakü’de söylediği şu cümle bunu özetlemiyor mu ? “Birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Ve şahlanışı gerçekleştirmeliyiz. Yoksa bizi lime lime ederler...” 
Bu açıdan geçen yıl gerçekleştirilen Diaspora toplantısı doğru bir işti. Bize göre bu toplantıyı her yere yaymak lazım. İki ülke yeni bir teşkilat modeli ile bir çok Avrupa ülkesi ve hatta ABD’de ortak sözcüler oluşturmalı. Medya kuruluşlarında yeni dostlar edinilmelidir. Devlet Başkanlarının karşılıklı ilişkileri buna önemli bir zemin yaratabilir. Mesela ilkini ABD’de yapabiliriz. Hem de Hocalı Katliamının yıl dönümünde... Kendimizi daha iyi ifade etmek adına bu ve benzerlerini mutlaka yapmalıyız.
Ve düşünüyoruz... Önce Azerbaycan-Türkiye arasında AB benzeri bir birliği başlatma ve ardından diğer Türk Cumhuriyetlerini buna davet etmeyi kendi iç dünyamızda sorguluyoruz. Hem kulağa ve hem de tarihin akışına uygun geliyor. Gerçeklerle ayrışmıyor.
Üstelik düşünmekle de olmaz diyoruz. Gelin bu işi başlatalım... Tarih bizden ve nesillerimizden hesap sormasın.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş