Gelin Suriye’ye birlikte bakalım...

Kürşad ZORLU

Baştan söylemek gerekirse her hangi bir ülkenin ya da örgütlenmenin başka bir ülkenin içişlerine müdahale etmesine karşıyım. Belirli evrensel kurallar ve her ülkenin kendi güvenliği ile ilgili meşru müdafaa hakkı dışında bu görüşümü değiştirebilecek bir gelişme olduğunu sanmıyorum. Önemli olan bu kural ve ihlallerin objektif bir doğrultuda tespit edilerek, uygulamaya konulabilmesidir. Son yüzyıl böylesi bir yaklaşıma oldukça zıt gelişmelerle doludur. Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika’da yoğunlaşan “dönüşüm” ve “iyileşme” odaklı müdahale çabaları, bugün artık tüm dünya ülkelerini tehdit eder durumdadır. Dış politikasında diyalog ve içe dönüklük gel gitinde yaşayan ülkelerin bu dengeyi uygun ölçüye getirememesi “müdahale” , “dayatma ve baskı” hatta “işgal” edilebilme ihtimalini pekiştirmektedir. Dünya çok açık bir şekilde yeni yüzüyle sahne alan “emperyal-kapitalist” örgüt ve düşüncelerin tahakkümü ile karşı karşıyadır. Üstelik bu evrimle, soğuk savaş döneminin kurallarını tamamen rafa kaldırma gayretindedir. Teknoloji ve bilgi üretiminde öne çıkan bazı ülkelerin işine geldiğinde “barış çabalarına” işine gelmediğinde “savaş çığırtkanlığına” soyunmasının temelinde de söz konusu gelişmeler yatmaktadır.
Çok açık ki kapitalist sistemin acı yüzü, teknoloji ve bilgi üretiminde geri kalmış toplumların düşünce ve coğrafya bazında işgali ile kendisini göstermektedir. Irak, Afganistan, Libya ve diğerlerinde meydana gelen gelişmeleri bu yaklaşımla sorgulamak, bazı kavramsal boşlukları doldurabilir kanaatindeyim. Muhakkak ki bu gelişmelere zemin hazırlayan pek çok toplumsal olay, yanlış atılmış politik ve ekonomik adımlar bulunmaktadır. Toplumlar alt sistemleri ile bir bütündür. Ve bütünün parçaları arasındaki ahenk ve uyum kadar, herhangi bir parçada oluşacak problemin tüm sistemi etkilemesi kaçınılmazdır. Toplumları homojen bir varlık olarak kabul etmek ya da böyle bir muhtevaya sürüklemeyi hedeflemek, er ya da geç daha güçlü bir toplumsal travma meydana getirecektir.
Suriye’de olup bitenler elbette çok üzücüdür. Çok değil, daha bir yıl öncesine kadar birlikte ticaret ve uluslararası duruş örneği gösterebilme niyetinde olduğumuz Suriye’nin, bir toplumsal travma ve beraberinde işgal tehlikesi ile karşı karşıya olması dış politikadaki hüzünlü seyrin tipik bir yansıması görünümündedir. İşin ilginç tarafı, kapitalist dönüşümün öncüleri bu kez ciddi bir kafa karışıklığı içerisindedir. Olası bir müdahale sürekli ötelenmektedir. ABD ve İsrail ile Rusya, İran ve Çin’in bölgesel bir kırılmanın olası sonuçları üzerinde zımni bir mutabakat sağlayamamaları -ki bunun mümkün olması için Beşşar Esad’ın yoğun çabası gözler önündedir- Suriye’de üzücü hadiseleri tetiklemektedir. Dünya bu hesapları yapadursun her gün yüzlerce sivil hayatını kaybetmekte ve bir çoğu mülteci olmak için sınır kapılarına dayanmaktadır. Basına yansıdığı kadarıyla bu sürecin devamında Türkiye’ye sığınanların beş yüz bini bulması muhtemel görülüyor. Fakat her şeye rağmen, emperyal-kapitalist sitemin yeni yüzü yansımasını gösterecektir. Suriye lideri Esad’ın buna çanak tutması ve halkının üzerine bomba yağdırması, tıpkı babası gibi bilgi ve teknoloji üretiminden yoksun bıraktığı ülkesini bir uçurumun kenarına sürüklemektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş