Genç subaylar, genç "Mustafa Kemal'ler"

Altemur KILIÇ

“Ergenekon kapsamında”  8. dalga da  “vurdu” ! Beş genç teğmen ve bir askeri öğrenci (iki de sanatçı hanım), Başsavcı Zekeriya Öz’ün talebi üzerine, önce Merkez Komutanlığı tarafından gözaltına alınmış sonra da Öz’e sevk edilmişler! Haklarındaki, daha şimdiden medyaya sızdırılan iddialar yargı tarafından tespit edilene kadar masum sayılmaları, en basit hukuk ve adalet kuralıdır. İddialar sabit olursa ve hakikaten suç işlemişlerse cezaları bağımsız yargı tarafından verilir.  Fakat bildiğim kadar, “muvazzaf” oldukları için, askeri mahkemede yargılanmaları gerekmez mi?  Ancak bu genç subayların meslek hayatlarının daha başında bu muamelelere tabi tutulmaları ve malûm gazetelerde, sanki suçluymuşlar gibi teşhir edilmeleri en hafif deyimiyle  “ayıp”.  Hiçbir şeye yanmıyorum; bazı medya  “farelerinin” , bu tutuklamalar hususunda, keyif duyup yazdıklarına, yandığım ve kızdığım kadar!
 “Malûm”  Taraf gazetesinin malûm başyazarı, teğmenlerin tutuklanması dolayısıyla sevinçten dört köşe! Merak ediyorum; Ahmet Altan ve onun gibiler yedek subay okullarında ve temel eğitimde içtiğimiz  “andı” , içtenlikle içmişler mi?


Askerin andı 
Askerin andı şöyle (İç Hizmet Kanunu Madde: 37):  “Barışta ve savaşta, karada, denizde, havada, her zaman ve her yerde, milletime ve Cumhuriyet’ime, doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara,  nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime, askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını, canımdan aziz bilip, icabında vatan, Cumhuriyet ve vazife uğruna, seve seve hayatımı feda eyleyeceğime, namusum üzerine ant içerim.”


Napolyon mu, Mustafa Kemal mi?
Ahmet Altan yazıyor: “Ben askerdeyken çok sevdiğim, babayiğit, hoşsohbet bir yüzbaşım vardı. ’Bütün teğmenler Harp Okulu’ndan birer Napolyon olarak çıkar’derdi!”. Yüzbaşının maksadı iyi ama eksik söylemiş; bütün teğmenler harp okullarında yeni Mustafa Kemal’ler olarak yetişirler ve birer  “Mustafa Kemal”  olarak çıkarlar!
Ahmet’in bazı söyledikleri çok doğru... Genç bir subayın okuldan mezun olup, omuzlarına ilk yıldızını, beline altın yaldızlı meçini taktığı günü düşünsenize. İçi hayallerle doludur.
Başı diktir, göğsü şişkin, artık bambaşka bir âlemin kahramanıdır o, gideceği ilk kıtadaki erlerinin  “komutanıdır” , savaşlara katılacaktır, ülkesini kurtaracaktır, ailesine, ülkesine, sevdiklerine layık olacak, onları koruyacaktır. Ülkesi için hayatını feda etmeye razı olmanın getirdiği sorumluluğu sevinçle sırtlanırlar... Ve her zaman, her yerde saygı görürler. Bu saygıyı da hak ederler...  “Hayatlarını ortaya koyacakları”  bir meslek seçmişlerdir.
Ahmet Altan, sonrasında subayların  “sapıttıklarını” , darbe heveslisi olduklarını, darbe yapmayı öğrendiklerini, yazıyor... 12 Eylül zamanında tutuklanan babası Çetin Altan’ı, Selimiye Kışlası önünde beklerken, genç subayların beyaz eldivenlerini görmüşler... O sırada gözaltına alınan denizci genç subaylar, o parmaklıklara tutunup dışarıyı seyretmeye çalışıyorlarmış... Beyaz eldivenler onlarınmış! .
Altan,  “Dün altı genç subay, gizli bir örgütün üyesi olmaktan  gözaltına alındı, sorguya çekiliyorlar... İçim bir cız etti”  diyor! Bizlerin de, şimdi  “içimiz cız ediyor”  ama Altan’ınki gibi - o zamanki gibi- değil. Der ki onlara  “Siz vatanın asıl sahibisiniz” , onlar da vatanın sahibi gibi hareket etmenin, gizli örgütlere katılıp vatanı  “akılsız sivillerden”  kurtarmak olduğunu sanmışlardı.  “Yani asıl suç onları böyle yetiştirenlerin! Bırakınız da sadece asker olsunlar,  Cumhuriyet’in korunmasına, kollanmasına hiç karışmasınlar”  diyor! Yani  “Mustafa Kemal askeri olmasınlar... Hollandalı vb.. subaylar gibi saray muhafızları olsunlar”  demeye getiriyor.
Ama; sizin gibiler içimizde ve her tarafımızda, bu kadar düşman oldukça,  “genç subaylar”   “Mustafa Kemaller”  olacaktır...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş