Gençlik ve siyaset...

Ahmet SEVGİ

Gençliğimizde bir ara biz de siyasete meyletmiştik.  “Seçim Kılavuzu ve Mevzuatı” (Kervan Yayınları, İst. 1973) adlı eseri Eylül 1973’te alıp okuduğumuza hatta siyasî partilerin illerdeki artık oylarının bir havuzda toplanarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine dair söz konusu kitabın kenarına notlar düşmüş olduğumuza göre, demek ki o yıllarda kendimizi siyasete epey kaptırmışız... Lakin zamanla Fuzûlî’nin  “ilimsiz şiirden, ruhsuz bir cesetmiş gibi tiksinmesi” misali biz de bilgi ve tecrübeden yoksun,  “cahil cesur olur” hesabı, cehaletinden güç alarak ortalığa dökülen politikacıları gördükçe siyasetten uzaklaştık.
18 yaşını dolduranlara milletvekili seçilme hakkı veren anayasa değişikliği teklifini değerlendirmek üzere masaya oturduğumda aklıma birden bu hatıralarım geldi.
Bana sorarsanız, siyaset öncelikle bilge insanların işi olmalıdır. Bilgelik de bir süreç işidir ve zamanla kazanılır. “Akıl yaşta değil baştadır” diyeceksiniz. Doğru, ama unutmayalım ki “aklı başa yaş getirir.”
Siyaset her şeyden önce bilgi ve tecrübe ister. Bilgi ve tecrübe denilen şey de gökten zembille inmiyor. Her bilginin arkasında uykusuz geceler ve her tecrübenin harcında dayanılmaz acılar vardır.  “Orhun Âbideleri” nden günümüze doğru Türk tarihini ve Türk kültürünü inceleyerek tarih boyunca yaşadığımız acıları ve sevinçleri ruhunun derinliklerinde hissedip yerine göre sevinecek, yerine göre gözyaşı dökecek bilgi ve tecrübeye sahip olmayan bir delikanlı nasıl yasa hazırlayacak yahut devlet çarkını döndürecek? Şairin  “Âsiyâb-ı devleti (devlet değirmeni) bir har (eşek) da olsa döndürür” dediğine bakmayın siz. Devlet yönetmek kolay bir iş değildir.
Bazı meslekler vardır ki kişiler o mesleğe girdikten sonra da yavaş yavaş kendilerini yetiştirebilirler. Ama siyasette bu mümkün değildir. Bunun içindir ki gençlerin kendilerini yetiştirdikten sonra siyasete girmeleri, ülkemiz ve kendileri açısından daha faydalı olur kanaatindeyim. Acemi nalbant mesleği gâvur eşeğinde öğrenirmiş hesabı, memleketi tarumar ettikten sonra siyaseti öğreneceklerin politikaya hiç girmemeleri bence daha hayırlı olur.
“Ecdadımız 22 yaşında İstanbul’u fethetmişti” lakırdısını popülist bir yaklaşım olarak görüyorum. Çünkü Fatih’in yetiştiği çağ ve yetişme şartları bugünkünden çok farklıdır. Özel durumları genelleyerek sağlıklı sonuçlar elde edemeyiz.  “Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?//Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”  diye öğrencisine çıkışan öğretmene “Onun hocası Akşemseddin’di, ya bizimki?”  şeklinde mukabelede bulunan öğrenci pek de haksız sayılmaz.
Kısacası; bilgisiz siyaset insanları partizanlığa sevk eder. Devleti bilge insanlar yönetsin diyorsanız gençleri rahat bırakın. Onlar zamanı geldiğinde bileklerinin hakkıyla o makamlara zaten geleceklerdir. Yok, bize Meclis’te militan gençler hazım diyorsanız, buyurun seçilme yaşını 18’e indirin. Eskiden beşik ulemâsı varmış, şimdi de beşik vükelâsı olur.
Ne yapalım...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş