Gençlik yıllarımın sinema ve filmleri

A+A-
Altemur KILIÇ

Okul çağlarımızın en güzel günleri Cumartesi öğleden sonra tatil, en hüzünlü saatleri de pazar akşamları okula dönüş saatleriydi... Cumartesi eve gelince izin ve biraz para koparabilirsek kendimizi Alkazar Sinemasına atardık...  “13 kısım tekmili birden” kovboy ve macera filmleri oynatan sinema! Her bölümün sonu kahramanın veya kadın oyuncunun, gelen trenin altında kaldığı veya uçurumun kenarında bir dala asıldığı sahneyle biter, devamı gelecek bölüme kalırdı...

Diğer sinemalar
Tabii tek sinema Alkazar değildi. Alkazar’ın  “B” filmlerini değil  “A”  filmlerini gösteren lüks sinemalar vardı. Taksim’de; Glorya (Saray)  İpek, Melek, Lale, Yıldız, Şişli’de Tan sinemaları gibi. İstanbul tarafında da ünlü sinemalar vardı.. Kadıköy’de Süreyya sineması meşhurdu. Bu sinemalarda kadın ve erkek personel ellerinde fenerler koltukları gösterir, program dağıtırlardı. Bu programlar reklam araçlarıydı, yani ilanlar vardı... Filmin  konusu da özetlenir ve özet  “Devamı beyaz perdede”  diye bağlanırdı!
Sinema sahiplerinin ünlüleri de İpekçi kardeşler ve Cemaliler idi. İpekçi kardeşler sonra yapımcı da oldular. Nişantaşı’nda eski bir ekmek fabrikasını stüdyo yaptılar.  “Bir Millet Uyanıyor” , Ertuğrul Muhsin’in  “Bataklı Damın Kızı Aysel” i,  “Lüküs Hayat” ve  “Cici Berber” e kadar bir çok Türk filmi orada çevrildi ve dublajları yapıldı.

Dublaj
Dublaj deyince bizim kuşağın aklına hemen Marks Kardeşler  ve Lorel-Hardi filmleri gelir. Rahmetli Ferdi Tayfur’un (Şimdiki şarkıcı Ferdi Tayfur’la uzaktan yakından alakası yok) ve Adalet  Cimcoz’un konuştukları filmler asıllarından daha hoştu!

Parantez arasında dublaj harikası bugün devam ediyor. Bilmek isterim bu dublajlar bugün nasıl ve kimler tarafından yapılıyor... Bu kadar güzel konuşanlar, hatta çocuk filmlerini seslendirenler kimler. Bir genç gazeteci arkadaş bu konuyu ele alsa ve isimsiz kahramanları tanıtsa... Belli ki dublaj başlıbaşına bir endüstri olmuş. Çeviriler de iyi ama hep takılıyorum, belki Amerikan jargonunu bilmedikleri için hatalar yapıyorlar... Mesela Amerika’da polis tahkikatında beyaz ırktan olanlara  “Caucasian- Kafkasyalı” denir. Herhalde halkımız merak ediyordur ne kadar Kafkasyalı katil ve maktül varmış diye!

Melek sinemasının prömiyerleri önemliydi. O akşam elit tabakanın hanımları takar takıştırır gelirlerdi. Evlenecek yaşta kızları varsa, localarda oturtup onları topluca görücüye çıkarırlardı...
Sinemaların üst katlarına  “Paradi” denirdi ve koltukları daha ucuzdu. Bıçkınlar da orada otururlardı. Filmler başlamadan önce fragmanlar -sonraki haftanın filmleri- parçalar gösterilirdi. Bir de,  “Tarara tarara”  diye başlayan haberlere itibar edilirdi.. Özellikle savaş yıllarında...
Bazı filmler  “umumi arzu üzerine”  iki veya üç hafta gösterimde kalırdı. Mesela gişe rekoru kıran 
“Rüzgar Gibi Geçti” ...
Bir film iki ayrı sinemada oynuyorsa, filmin makaralarını yetiştiirmek için özel motosikletli kuryeler sinemadan sinemaya koştururlardı.Ve bütün bunlar benim neslim için tatlı birer hatıra oldu...


ÖZDEYİŞ

Bilim ve sanat bütün dünyanın malıdır, milletlerin sınırlarını tanımaz.  
 GOETHE

Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
 BALZAC

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları