Genelkurmay Başkanlığı’nın dikkatine: Tekrar İzmir’deki Casusluk Davası

A+A-
Ümit ÖZDAĞ

Herkes Balyoz ve Ergenekon davalarından bahsediyor. Oysa İzmir’de halen devam etmekte olan dava en az bu davalar kadar önemli. Özü yüzlerce subayın casusluk ve fuhuş ile suçlanması. Genelkurmay Başkanlığı, Barolar, Hükümet herkes neden ise susuyor. Oysa ordunun onuru söz konusu ise bu onur İzmir’de yere düşüyor. Konuyu zaman zaman benim ve Sözcü gazetesinde Saygı Öztürk’ün dışında kimse dile getirmiyor. 
Balyoz Davası’nda olduğu gibi dijital verilerin delil oluşturduğu İzmir’de devam eden Askeri Casusluk ve Şantaj ismiyle bilinen davada delillerin sahihliği ile ilgili şüpheler var. Nitekim davanın iddianamesini hazırlayan savcı hakkında “Bazı ev ve işyeri aramalarında avukat bulundurulmaması ve kamera kaydı yapılmaması” nedeniyle inceleme başlatılmış. Davadaki örgüt lideri olarak tanıtılan sivil şahsın gözleri görmeyen babasının evinde yapılan aramada belgeler ele geçirilmesi ve babaya tutanak imzalatılması başlı başına sorgulanması gereken bir husus. Yine ABD’den gelen bir ihbar elektronik postası ile başlayan yargılama süreci pek çok çelişki barındırıyor. Daha önce yazdığım yazılarımda altını çizdiğim gibi İzmir’deki Casusluk davasına hiç inanmadım. Ergenekon, Balyoz vs. davalara inanmadığım gibi. 
Şu an için çelişkili ve şüpheli durumları bir tarafa bırakıp davada mahkemenin Genelkurmay Başkanlığı’na yolladığı müzekkereye bakmak istiyoruz. Çünkü bazı sanıkların müebbetle yargılanması ile bu müzekkerenin ilgisi var. Dava dosyasının 259. Ek Klasöründe bulunan İzmir Cumhuriyet Savcısı’nın 3 Eylül 2012 tarihli talebinde, davaya konu -casusluk suçuna sebep olan- bilgi ve belgelerin “Şüpheli tarafından bu bilgilerin temin edilmesinin,”  TCK 327. maddesi kapsamında, “Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya asker hareketlerini tehlikeye koyup koymadığının,” ayrıca TCK 334. m. kapsamında da “Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakıp bırakmayacağının tespiti” istenmektedir. Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, hukukun en temel ilkesiyken kelime oyunlarıyla TCK’ya bu davaya özel bir suç ve dolayısıyla ceza mı eklenmektedir? 
TCK madde 327/2, “Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis istenir.” TCK madde 334/2 de “Fiil, Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile beş yılda on yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünü getirmektedir.  
TCK madde 327/2 çok açıktır. Ömür boyu hapis istenebilmesi için casusluğun savaş sırasında veya savaş kararı alındıktan sonra savaş hazırlıkları yapılırken veya savaş kararı alındıktan ve savaş başladıktan sonra savaş etkinliklerini veya savaş devam ederken askeri harekatları tehlikeye düşürmesi durumunda olması gerekir. Ayrıca bu noktada Türk Ceza Kanununun yasalaşma ve redaksiyon çalışmalarında büyük katkısı olan Prof.Dr. İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi isimli eserinin 13.ncü sayfasında şu ifadelere yer verdiğini de gözden kaçırmamamız gerekmektedir: “Yeni Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk başlıklı Yedinci Bölüm altında yer alan suç tanımları da teknik bakımdan yanlışlıklar içermektedir. Tasarıdaki şekliyle muhafaza edilen bu hükümlerde değişiklik yapılması yönündeki girişimlerimiz sonuçsuz kalmıştır.” Konunun uzmanı hocamız devamla: “Bu sır kategorileri arasındaki ayırıcı ölçüyü belirlemek imkânsızdır. Bu suçlarla ilgili olarak öngörülen cezalar arasındaki büyük fark hukuk güvenliğini sarsıcı niteliktedir.” 
Mahkeme ise ülke savaş halinde olmamasına veya savaş hazırlığı söz konusu olmamasına rağmen Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılmasını istediği tespitte “savaş” ihtimalini devreye sokuyor. Kanun maddesi savaş hazırlıklarını, savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini “tehlikeye koymuşsa” derken mahkeme müzekkerede böylesi bir belgenin savaş hazırlıklarını, savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini “tehlikeye koyup koymayacağının” tespitini istiyor. Olmayan bir durumu “ihtimal” dahilinde değerlendirilmesini istemekle mahkeme, TSK personelinin müebbede varan hapis istemleriyle yargılanmasına sebep olmuştur. Çünkü hem belgeler gerçekmiş gibi hem gizli kalması gereken ve gizliliği güncelliğini koruyan belgelermiş gibi hem sanıklar tarafından sızdırılmış gibi hem savaş hazırlığı varmış da bu tehlikeye girmiş gibi varsayımlarla belgelerin değerlendirilmesini istiyor. 
Bu da daha davanın başında sonucun ve cezanın saptırılması anlamına geliyor. En basit anlatımla belgelerin gerçek olması ve gerçekten de sanıklar tarafından sızdırılmış olması halinde dahi sanıklar 327/1den yani “gizli kalması gereken belgeleri temin etmek” yargılanması gerekirken fiil sanki savaş sırasında işlenmiş gibi davranılarak 327/2 ve 334/2 hükümleri devreye sokulmuştur. Bunun kabul edilmesi mümkün değildir. 
Size savaş hazırlıklarını tehlikeye sokan bir durumdan bahsedeyim. Hem de gerçekleşmiş olsun: Balyoz Davası gündeme ilk geldiğinde henüz dava aşaması başlamadan “Balyoz Darbe Planı”  adı altında askeri vasfını taşıyan muhtemel savaş planları basına servis edilmiş; davanın gizliliğine rağmen bahse konu belgelerin devlet sırrı niteliğine rağmen belgeler basın yoluyla yayınlanmıştı. İzleyen günlerde de Yunan basını, Yunanistan Genelkurmayı’nın bu bilgiler doğrultusunda “Adalar dahil Trakya bölgesinde tüm savunma/saldırı doktrinlerini değiştirme kararı aldığı” nı yazdı. Yunan basınına göre, Yunanistan Silahlı Kuvvetleri’nin Yüksek Askeri Şura toplantısında aldığı bu karar,  “Balyoz” planından edinilen izlenimlerden sonra Türklerin Kuzey Evros’ta (Meriç) mükemmel bir şekilde analiz ettikleri ve ne zaman, nerede, nasıl vuracaklarını bildikleri kanaatinin yerleşmesi sonrasında oluşmuştu. Plan değişikliğini, Yunanistan Silahlı Kuvvetleri’nin tamamının “yükseltilmiş hazırlık” seviyesine geçmesi; adalarda bulunan her askeri birliğe Özel Kuvvetlerin gönderilmesi ve stratejik rezerv olarak muhafaza edilmeleri; ada, adacık ve kayalıkların mevcut birimlerinin güçlendirilmesi; ağır topçu birliklerinin ve ağır tankların Evros (Meriç) Sınırı’na yakın bölgelere ilerletilmesi; sınıra tel örgü çekilmesi gibi uygulamaya geçirilen kararlar izledi... Türkiye’de bir dava ile ilgili olan ve aslında hukuken gizliliği koruması gereken belgelerin basına servis edilmesi, öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olası savaş durumunda kullanabileceği taktiklerin dünyaya duyurulması anlamına gelmiş ve aynı zamanda Türkiye’nin bir komşusunun bu muhtemel taktikleri dikkate alan bir çalışmayla Türkiye sınırlarında savaş hazırlığına girişmesi sonucunu doğurdu. Savcının İzmir’deki davada uygulanmasını istediği durum çıkmış ise eğer Balyoz Davası belgelerinin yayınlanması sonucu ortaya çıkmıştır. Yani TCK madde 334/2 de “Fiil, Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile beş yılda on yıla kadar hapis cezası verilir” çerçevesinde ön görülen cezanın talep edilmesi gerekir. Sonuç olarak İzmir’deki davada casusluk ile suçlanan general-amiral ve subaylar hem suçsuz olduklarını söylemektedirler ki, kesinlikle inanıyorum hem de yargılanmamaları gereken bir maddeden yargılanmaktadırlar.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları