Generaller, Atatürk ve kozmik oda...

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ
Türk generallerini aşağılamak demek; ordunun belkemiği olan ’komuta heyeti’hakkında kuşkular yaratarak, ana direnç olan ordu disiplinini bozmaya çalışmak demektir. Hep yazdım; askerler melek değildir; onlar da insandır. Suç işleyebilirler. Cezalarını da çekerler. Ama bu ülkede, birinin çıkıp da, henüz sanık olan Türk generallerini kastederek; “Allah’a çok şükür ediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş...” demesini ’iyi niyetle’değerlendirmede zorlanıyorum.
Türk ordusunun komuta heyetinin kalitesi dünyada yoktur. Çünkü bir Türk subayı, bir numara yabancı kurmay subaya eşittir. Bir Türk kurmay subayı, bir numara yabancı generale eşittir. Bir Türk generalinin ise dünyada eşiti yoktur! Bu yargılarımda, lütfen abartı aramayınız; katı gerçek böyledir. (Bunun niçin böyle olduğunu zaman içinde bu köşede anlatacağım.) Bu nedenle, henüz suçsuz olan Türk subaylarını, Türk generallerini aşağılamak kimsenin haddi değildir. Herkes kendi işine bakmalıdır. Ortalıkta dolaşan bu serseri mayın benzeri heyecan, Türkiye’mizin demokratikleşmesi içinse, bu konuda çok daha önemli önceliklerimiz vardır. Söz gelimi; ‘Seçilmiş krallar’yaratan şu utanç verici Siyasi Partiler Yasası değiştirilmelidir! Şu utanç verici yüzde on seçim barajı indirilmelidir! Kutsal Meclis kürsüsüne ’suç atılı’ olarak çıkmak gibi bir ayıp, bu büyük millete yaşatılmamalıdır!
Sonra siz, general olmayı kolay mı sanıyorsunuz? Bırakalım o eşsiz Türk generallerinin değerini; dünyada da generaller ülkeleri için emniyet kemeridir. Bir ordu olası bir savaşa sadece çağdaş silahlarla hazırlanmaz; generalin hazırladığı plan, o ordunun yürüyeceği yoldur. Bir örnek: 1929-1930 ekonomik bunalımı nedeniyle ABD yönetiminin dikkati dağılmış; dolayısıyla orduya bir süre gerekli önemi verememiştir. Sonuç ise; 2. Dünya savaşında bir yıl boyunca Pasifik’te akıl almaz bir kayıptır! Çünkü Pasifik’te olası bir savaş için 1930’un başında General Mac Arthur’un hazırlamaya başladığı plan tamamlanamamıştır. Böylece ABD, savaşa girdiği Aralık 1941’den 1942 yılı sonuna kadar plansızlıktan dolayı Pasifik’te çok büyük kayıplar vermiştir.
Bitmedi... 2. Dünya Savaşı’nda ordulara komuta eden iki liderin -bırakalım sapkın ideolojilerini- ikisi de; ne subay, ne kurmay subay, ne de generaldir! Askerî anlamda, Benito Mussolini ’zorunlu askerlik’kaçkını; Adolf Hitler ise bir onbaşıdır! Ve bunlar savaş çıkartıp, generallerin makamına oturarak milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Ama Avrupa’da aynı dönemde, ideolojisi bu iki sapığa uyan biri daha vardır: Francisko Franco! Lekeli bir adam olmasına karşın, o bir generaldir. Hitler’in tüm baskılarına dayanmış, İspanya’yı savaşın kıyımına sokmamış; sadece, “Mavi Bölük”  adıyla, göstermelik küçük bir birlik göndermiştir... Şimdi buraya bir nokta koyup, ilginç bir anıyı aktarmak istiyorum.
Yıl 1934... İran Şahı Rıza Pehlevi Türkiye’dedir. Atatürk konuğunu gezdirmektedir. Genelkurmay’ı da ziyaret ederler. Çok gizli belgelerin olduğu (kozmik) odaya girilince Rıza Şah görevliye “Bu dolaplarda ne var?” diye sorar. Görevli de, “Ülkelerle olası bir savaşın planları var” der. Bunun üzerine Şah, “İran ile ilgili olan hangi dolapta?” deyince, Atatürk’ümüz, konuğunun huzursu zluğunu gidermek için, yemin ederek “Bunlar (askerler) yaptıklarını bana bile söylemezler. Ekselans içiniz rahat olsun, biz kardeşiz” der.
Bu anının yorumu size aittir efendim. Esen kalın.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları