Generaller de er gibi savaşır...

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Bu hafta iki okuyucuma yanıt vermek istiyorum. Öncelikle, geçen haftaki yazıma ilginç bir eleştiri getiren üniversite öğrencisi genç bir okuyucumdan başlamam gerekiyor.
Sevgili Taner: Çok okuduğun belli. Kutlarım. Ama şu yazdıklarımı da akıl terazisine vurarak okumanı dilerim...
Sayın Osman Pamukoğlu’nun “Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok” adlı kitabında yer alan; Pamukoğlu’nun elinde tüfekle en ön safta çatışmaya girdiği bölümü hatırlatarak, “Bir Generalin görevi bu olmamalı” diyorsun. İşte bizim perişanlığımız senin bu sözlerinde saklı! Çünkü senin bu sözlerin, düzenli (nizamî) ordular arası savaş için geçerli olabilir. Ama bir ordu, hiçbir kural tanımayan terörist çetelerle savaşıyorsa, ordunun generali de makam odasından çıkmıyorsa; işte o savaşta başarı zordur! Doğrudur; Sakarya Savaşı öncesi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa orduyu denetlerken, ön saftaki bir yüzbaşı heyecanla öne çıkıp; “Paşam, ben en önde bir er gibi savaşacağım!” deyince; Kemal Paşamız bu heyecanlı subaya “Hayır bir er gibi değil, sen bir Yüzbaşı gibi savaşacaksın!” der... Ama böyle diyen Mustafa Kemal Paşa -çok değil 19 ay önce- elinde tüfekle sipere, erlerin arasına koşan kişidir!
Bu olay şöyledir: Heyet-i Temsiliye Sivas’tan Ankara’ya gelir. Heyet üyeleri Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ni hem yatakhane hem de karargâh olarak kullanmaktadırlar. İstanbul Hükümeti Ulusal Kurtuluş’u bir an önce boğmak için isyanlar çıkartmaktadır. Bolu-Düzce yöresinde silâhlı grupların toplandığı haberleri gelmektedir. Nitekim geceleri Keçiören’in uzak tepelerinden Ziraat Mektebi’ne taciz atışları yapılmaktadır... İşte, bir gece yarısı ateş yoğunluğu artınca Mustafa Kemal Paşa yatağından kalkar, elinde tüfeğiyle nöbetçilerin yanına koşar! (Bkz: H.Edip Adıvar, “Türk’ün Ateşle İmtihanı”, Ş.Süreyya Aydemir, “Tek Adam”.)
Mustafa Kemal Paşa bunu yapmakla, çetecilere karşı savunma düzenine giren az sayıdaki erlerin savunma heyecanını katlamıştır; aynen General Osman Pamukoğlu gibi! Ama aynı Mustafa Kemal Paşa -çetecilerle değil- düzenli orduyla savaşacak olan Yüzbaşı’nın, bir ’Yüzbaşı gibi’ bölüğünün başında savaşmasını istemiştir.
Sevgili Taner, o sayfayı dikkatlice okursan, ne dehşet bir an olduğunu anlarsın. Pamukoğlu Paşamız tüfek ateşiyle hedefteki teröristleri bir bir indirirken, birlik komutanları da yanındadır. Nitekim kendisi ateş ederken, Binbaşısına “Niçin ateş etmediğini” de sorar. Binbaşımız, “Sipere atlarken tüfeğini düşürdüğünü” söyler.
Sevgili Taner şunu söylemeliyim ki; Tuğgeneral Osman Pamukoğlu’nun komuta ettiği Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı, Türk Milletine ’Kılıç çekenler’karşısında, yıllardır özlemimiz olan “Duran Ordu değil, vuran Ordu!” gerçeğinin en parlak örneğini vermiştir. Osman Pamukoğlu gibi şerefli bir askeri; günümüzün bu seçkin siyaset adamını, saygıyla, sevgiyle her an selâmlamayı millî bir görev bilirim. İşte o yazıyı bunun için yazdım! Bilmelisin ki bu kalem, yalnız gerçeğin emrindedir. Derslerinde başarılar diler; gözlerinden öperim
Sayın Ahmet Özdemir: Asker eşi bayan öğretmenin mektubunu ben de okudum. Öfkenize hak veriyorum. Daha geçen gün -Güney Doğu’da değil- Mersin’de bir Emniyet Müdür Yardımcısı’nın nasıl linç girişimine uğradığını hepimiz kahrolarak izledik. Devlet, halkını korumak için gerektiğinde ‘demir yumruk’ olabilmelidir. Bu olaylar karşısında önerdikleriniz çok ürkütücü; ama hiç de olmayacak şeyler değil.
Dilerim; Türk milletine kılıç çekenler, öylesi bir felâketi yaşamazlar!
Haftaya buluşmak dileğiyle...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları