Gerçek bir ülkücü Galip Erdem

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Bizim nesilden başlayarak, ülkücü gençlerin yetişmesinde büyük emeği olan Galip Erdem ağabeyi kaybedeli 11 yıl oldu. 12 Mart 1997, zaman su gibi akıyor. Bu mübarek insanı, 1957-58 yılları idi, İbrahim Metin, rahmetli Halil Özyıldız ile birlikte Türk Ocakları tarihi binasında tanıdık. Öyle bir tanışma oldu ki, O bu dünyadan ayrılıncaya kadar bir daha hiç ayrılmadık.
Galip ağabey, kendinden küçüklere karşı sınırsız hoşgörü, şefkat, merhamet ve muhabbetle doluydu. Kusurlarını hiç görmezdi. Ama yaşça büyüklere, bir de makam ve unvan sahibi ise, hiç müsamahası olmazdı. Hesabı hemen orada görürdü. Bildiğim veya şahit olduğum birkaç örnekle hatırasını analım.
Bir aile meclisinde rahmetli üstat Necip Fazıl Kısakürek  “Türklerden büyük felsefeci çıkmaz” diyor. Bunun üzerine Galip ağabey,  “Üstat, bu durumda Türklükten mi, büyük felsefecilikten mi vazgeçiyorsunuz” sorusunu yöneltiyor. Sohbet sertleşiyor, çünkü üstat zor durumda, ne Türklükten, ne de büyük felsefecilikten vazgeçmesi mümkün değil. Böylece başlayan ve sabaha kadar süren tartışma, banda da alınmış. Kimdeyse yayımlasa çok isabetli olur.

* * *

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Turan Hocanın,  “Türk Milliyetçiliğinin Tarihi”  konulu konferansındayız. Hoca; Ergenekon, Orkun abideleri, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Ebulgazi Bahadır Han’dan  başlayıp, günümüz milliyetçilerine kadar hepsini anlatıyor. Sonunda Galip ağabey söz alıp,  “Muhterem hocam Yahya Kemal’in ismini neden zikretmediniz.” diye soruyor. Hoca ne yapsın, epeyi zorlanıyor ve  “Türk Milliyetçiliği terimini açıkça yazmadığı için bahsetmedim” cevabını veriyor. Galip ağabey,  “Önemli olan muhteva, milli kültür ve milli tarih şuuru değil mi?” şeklinde sorunca, Hoca  “Haklısın Galip”  diyerek gerekli düzeltmeyi yapıyor.

* * *


1961, siyasi karışıklıkların yaşandığı yıl. Milliyetçi büyükler bir evde toplanıp, istişare yapıyorlar. Arada bir de yabancı var, Süleyman Demirel. Bir ara söz alıp,  “Sizler hangi yetkiyle, hangi sıfatla toplanıp ’Türkiye şöyle olmalı, böyle olmalı’diyorsunuz. Yetkiyi kimden alıyorsunuz? Siz kimsiniz?”  gibisinden bir konuşma yapıyor. Ortalık buz kesiyor. Tam bu sırada Galip ağabey söze karışıp,  “Siz de malum mahfillerde toplanıp Türkiye’yi idare etmeye çalışıyorsunuz. Siz kimsiniz, yetkiyi kimden alıyorsunuz?” şeklinde cevap verince Demirel susup kalıyor, ama toplantının da tadı kaçıyor.
Çok sevdiği gençlerle sohbet ediyordu. Ülkücü gençlerden şikayet edip, ülkücülük bu mu diye soran bir gence şu açıklamayı yapıyor. Ülkücülük yıldızlar kadar uzakta bir kutlu hedeftir. Ona ulaşmak mümkün değil. O yolu seçenlere, oraya ulaşmak isteyenlere ülkücü denmez, ülkücü adayı denir. Kim bu yolun neresinde, onu Allah bilir. Kimi kutlu hedefe yaklaşmış, kimi de çeşitli uzaklıklarda olabilir. Ama biz bu duruma bakmadan hepsine ülkücü diyoruz. İşte yanılma da burada oluyor. 
İbrahim Metin dostumuz, ağabeyimizin özellikle Devlet Gazetesindeki yazılarını toplamış, yakında 2-3 kitap halinde çıkaracak. Böylece bu büyük dava adamının, bugünlere ve yarınlara ışık tutacak sağlam fikirlerini, yeni nesillerin istifadesine bir daha sunmuş olacak.
Noktayı O’nun sözüyle koyalım:  “Birbirimizi sevmemiz gerektiğinin yazılması kolaydır; fakat uygulanması güçtür. Türk milletini sevmekte birleşenler; birbirlerini sevmekte birleşmeğe de mecburlardır.”
Bu dünyadan hürmet ve muhabbetlerimizle.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları