Gerçeklere bakalım

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Bu yazı seçimlerden bir gün önce yazılmıştır. Açıklayacağım gerçeklerin seçim sonuçları ile ilgisi yoktur. Sonuç ne  olursa olsun, başlatılmış olan Tek devlet-Tek egemenlik yolunda devam eden Talat-Hristofyas görüşmeleri bu gerçekler nedeniyle Kıbrıs Türklerini salim bir limana götüremeyecektir:
Tek halk, tek egemenlik, tek devlet formülünde Rum tarafı ısrar etmektedir; Kıbrıs meselesi 1974’de Türk işgali nedeniyle başlayan bir meseledir yalanı, Rumlar açısından başlangıç noktası olmaya devam etmektedir; Hristofyas’ın partisi AKEL, Avrupa’daki sol partileri Güney’de toplayarak  “İşgal sona ermeli; işgalin ikiye böldüğü bu güzel ada yeniden, eskiden olduğu gibi, birleşmelidir” yönünde kararlar çıkarmıştır. Avrupa’nın her ülkesinden gelen misafir partiler de “Kıbrıs HALKININ özgürlük mücadelesine”  destek beyanında bulunmuşlardır.
Türkiye yeniden uzlaşmaz ilân edilmiştir; işgalin yasa dışılığının altı çizilmiş,              TEK HALKI oluşturan Kıbrıslı Türklerle   Kıbrıslı Rumların ve Ermenilerle Maronitlerin ve Latinlerin barış içinde eşit vatandaşlar olarak yaşamaları temennisinde bulunulmuştur. “İşgal” bu TEK Halkı oluşturan birimlerin güvenliğini ve refahını tehdit etmekteymiş. Kıbrıs meselesini Kıbrıslılar (Tek Halkı oluşturan birimler) baş başa vererek halletmeliymişler. 1955’lerden bu yana Yunanistan ile Rumların Lozan dengesini bozarak adayı ilhak siyaseti nedeniyle 1960 Uzlaşmasında olduğu gibi bundan sonraki  herhangi bir uzlaşmada Türkiye’nin  “Garantör        Anavatan”  olarak söz hakkı olduğu kabul edilmemektedir. Türkiye’yi dışlamak ve Garanti Anlaşmasından kurtulmak esas hedef olmaya devam etmektedir.
 “TEK halkın” tarifinden Kıbrıs’ın kaderini tayin hakkını bu halkın çoğunlukla tayin etmek yetkisine sahip olacağını anlamayan varsa beri gelsin. Hristofyas ile diğer Rum liderlerinin  “AB normlarından taviz yok; kalıcı derogasyona hayır” dediklerini de unutmazsak, Olli Rehn’nin de  “Kalıcı derogasyon olamaz”  dediğini hatırlarsak, Kıbrıs’ı “Tek halkın çoğunluğu olarak Rumlara teslim etmekte olduğumuzu”  anlamamız gerekmektedir.
Bu gidişatın, görüşmelerde takip edilen bu yolun bizi nereye götürmekte olduğunu görmemek için geçmişi bilmemek, Rum-Yunan politikasını hiç izlememiş olmak ve 1955-58 yılları ile 1963-74 yıllarını hiç yaşamamış olmak gerekmektedir.
AKEL’in misafirleri Kıbrıs toprağının %75’i işgal altında olduğunu, Türkiye’nin buraya nüfus transferi yaparak adayı kolonize etmekte olduğunu, Kuzeydeki kültürel mirası yok etmekte olduğumuzu, topraklarını gasp ettiğimizi öğrenerek ve Rumların 1963’de yıktıkları Cumhuriyetin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını BM ve AB karar ve normları çerçevesinde korumak kararlılıklarını teyit ederek ayrılmışlardır. Kuşkusuz bu takdim Hristofyas ile elçilerinin devamlı surette dış dünyaya söyleyip yaydıklarının tekrarından ibarettir.
1960 Ortaklık Cumhuriyetini  “yaşayabilirliği ve işlevselliği yoktur” yalanını yayarak yerle bir etmiş olan bu insanlar şimdi  “yaşayabilir ve işlevsel bir anlaşma”  istediklerini yaymaktadırlar. 1960 Antlaşmalarını  “yaşayabilir ve işlevsel”  yapmayan ne idi? Rumlara göre  “Türk azınlığına”  verilmiş olan haklardı. Şimdi AB normlarının ve AB kuruluş ilkelerinin hakim olacağı bir ortamda Türk tarafına verilmiş görünecek özel hakların “AB normlarına uygun değildir”  diye birer birer nasıl yok edileceğini bilmek için kâhin olmak gerekmez.
Klerides son yayınlanan kitabında bu konuda AB yetkililerinden söz aldığını Papadopullos’a duyurduğunu, kâğıt üzerinde Türklere verilmiş görünecek haklardan çoğunun AB normlarına göre geçerli olmayacağını yazdı. Okuyan ve değerlendiren olmadı mı?
Hristofyas, kendinden önceki liderler gibi, Kıbrıs’ın egemen sahibi konumunda konuşup, hareket etmekte ve bu imajın bozulmaması için çok titiz davranmaktadır.
 Bizde ise ayrı devlet, ayrı egemenlik istememek uzlaşıcı olmanın simgesi olmuştur. Birleşmek, bütünleşmek çağrısı yapanların sırtları okşanmakta, “tek egemenlik, tek devlet, tek halk” savunucuları takdir toplamaktadırlar. Kamu yoklamalarında halkımızın %75’nin  “devletim, egemenliğim ve Türkiye’nin fiili ve etkin garantisinin devamı”  dediğini kimse kaale almamaktadır. 
Seçimlerden sonra Rumların siyasetinde bir değişiklik olmayacağı aşikârdır. Bizde de değişiklik olmayacaksa gideceğimiz köyün minareleri göründü demektir.

Yazarın Diğer Yazıları