Gerçekleri iki kere öldüren gelişmeler

İsrafil K.KUMBASAR

Ya ‘şaşırmayı’ defterden sileceksiniz, ya da ‘şaşırtıcı gelişmeleri’ olağan karşılayacaksınız.
Eskilerin “Şirazesinden çıkmış” dediği haller günlük hayatın her alanında kendine yeterince yer buluyor.
Şehir içinde bindiğiniz belediye otobüsünden tutun, uluslararası strateji uzmanlarının beyanlarına dek hemen her şeyi kapsıyor bu ‘çarpıcı çelişkiler’ yumağı.
Sözgelimi akbilinizin ‘akıllı kart’ ile değişmesi gerekiyor. Yoğun bir kampanya, akıl almaz bir yönlendirmece. Bayiye uğradığınızda ya “Kart yok” cevabı,yahut “Şimdilik akbiller kullanılabilir”
nasihati.
Oysa hemen şoförün yanındaki koltuğa kurulmuş meçhul vatandaş sırt çantasından çıkardığı kartları hem de belediye otobüsünün içinde çatır çatır satıyor.
Ğünlerdir kitabının kapağında ‘erkek kıyafeti’ ile arz-ı endam eden bir hanım yazarımız var. Bir propaganda, bir parlatma operasyonu sormayın gitsin. Kapağı kaldırıp göz atıyorsunuz:
- “Benim annem iki kere öldü.”
Vah vah, Allah rahmet eylesin, başınız sağolsun. İyi de Albert Camus, Yabancı isimli eserinde zaten o acı haberi yıllar önce vermişti:
- “Dün annem öldü.” 

***


 “Şok”, “panik”, “rest”, “tepki”, “destek” benzeri birkaç sözcüğün cenderesinde aynı manşetleri tekrarlayan yazılı basın da, “flash”, “son dakika” goygoyculuğuna düşmüş görsel medya da ‘içeriği’ rafa kaldırmış, ‘arka planı’ kurcalıyor.
Farklı olma adına ‘haberi’ atlayıp, kenar süsüyle meşgul oluyor.
Hadi diyelim haberi ‘renklendirip’ vatandaşı kendilerine ram etme derdine düştüler. İyi de haberin hiç mi ‘kıymeti harbiyesi’ yoktur gözlerinde.
Okuyucudan, ekran karşısına kurulan insanlardan çok mu zekiler de kelime oyunları ile ‘aynı malı’ evirip çevirip vatandaşa yutturmaya çalışıyorlar.
Üstelik çoğu zaman beyazı ‘kara’, doğruyu ‘yanlış’, yalanı ‘gerçek’ diye yutturacak kadar ileri giderek.
Yayın günlük gazeteleri masanızın üzerine, bakın bakalım,’gerçeğin kırıntısını’ kaçında görebileceksiniz.
Soğuk savaş döneminde SSCB’de yayınlanan iki meşhur gazete vardı. Biri Pravda (Gerçek), diğeri ise İzvestia (Haber). Bu iki gazeteyi alaya alanlar, “Haberde gerçek yok, gerçekte de haber” derlerdi.
Maalesef basının durumu aynen böyle.

***


Hadi basını anladık, ya şu ‘bilim adamlarına’da ne oluyor? Bilimin ‘hacıyatmaz’ olduğu başka bir ülke var mıdır, yoksa bizde ‘bilim’ bir şeyleri empoze etmek için yakalara iliştirilen uyduruk bir rozet midir?
Bir ‘geçim’ kaynağı, ‘yazlığı’ büyütme, ‘arabanın modelini’ yükseltme aracı olmalı bu bilim dedikleri şey. Yoksa ‘günlük hava durumu’ misali zırt pırt ağız değiştirmez.
Genel çizgileri, tutarlı bir bakış açısı, her şeyden önemlisi ‘tarafsız’ bir yönü olması gerekmiyor mu bilimin?
Öyle değil işte. Bilim artık, “nabza göre şerbet vermenin” el feneri durumunda.
Mesela, başımıza örülen son çorap, ‘füze kalkanı’ projesi. Dünden daha güçlü bir şekilde yeniden ‘ABD jandarmalığına’ talip olduk.
Pek saygın ve etkili bir bilim adamımız tam bir yıl önce “Füze kalkanına evet demezsek, neo-conlar güçlenir ve 2012’de İran ile savaş çıkar” diyordu.
Aynı bilim adamının önceki gün bir röportajında kullandığı ifade ise aynen şöyle:
- “Füze kalkanı kime karşı, İran’a karşı. İran kime karşı, İsrail’e karşı. Bu durumda İsrail güçlendiriliyor.”

***


Ne yapsak, biz de bir acaip urba giyerek, daktilonun başına geçip,  “Bilim iki kere öldü” diye lafa girsek prim yapar mıyız?
Yoksa hiç etliye sütlüye karışmadan belediyeden bir şekilde ele geçirdiğimiz akıllı kartları vatandaşa okutarak risksiz bir kazanca mı göz diksek?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş