Geri çekilmek de bir taktiktir

A+A-
Afet ILGAZ

Silopi’deki olaylara bakıyorum, onun ardından gelenlere, onların da ardından gelenlere, akıl durduruyor. Saldıran kabahatli değil, kendini korumaya çalışan kabahatli. Tevrat ütopyalarını gerçekleştirmek için Kuzey Afrika’dan Irak’a, Suriye’ye, Türkiye’ye kadar, ülkeleri birbirine katmaya çalışmak, birçok masum insanın ölümüne sebep olmak suç değil, tedbir olarak karşı hücuma geçmek büyük suç!

***


Komşularla problemsiz yaşamaya kalkışmak, bunu gerçekleştirebileceğini sanmak ise suç demiyelim, safdillik. Biz askerimizi, şehitlerimizin ardından suçlar ve terörist denilen mahlûkları unuturken, Sarkisyan çıkmış  “Biz Karabağ’ı aldık, siz de Ağrı’yı alın”  diyor Ermeni gençlerine. Ermeni devletinin eti ne budu ne? Sarkisyan böyle konuşma cesaretini nerden buluyor? Tıpkı PKK gibi, ardındaki emperyalist güçlerden! İstiklal savaşından önce de onlara büyük Ermenistan vaadedilmişti. Kürtlere de Büyük Kürdistan... Sonra her iki grup da nasıl aldatıldıklarını anladılar ama vakit çok geç olmuştu. Bunu Hırant Dink anlamıştı ve anlatmaya çalışıyordu. Yaşatmadılar.

***


Şimdi, bunlara bağlı olarak ordumuz, neden sesi çıkmıyor, neden kendini savunmuyor, ithamlarına maruz kalıyor ya, bu konuda düşündüklerimi anlatmaya çalışacağım. Bu ithamlara maruz kalması da çok doğaldır, çünkü artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Herhangi bir yerden gelecek ferahlatıcı bir ses duymaya ihtiyacımız var.
Bir de işin öbür yönü var.
Böyle durumlarda hep aklıma General Kutuzov gelir. Filmi çevrilmeden önce ben  “Savaş ve Barış” ı okumuş ve Tolstoy’un iki kitabını (bir de Anna Karenina’yı) başucu kitaplarım yapmıştım. Sıkılmadan okuduğum tek savaş tasvirleri bu kitaptadır. Zaten başka bir kitapta da böyle sahnelerin olduğunu sanmıyorum. Her yazar buna cesaret edemez. Ama Tolstoy’un dehası bunun üstesinden gelmiştir ve  “psikoloji” si ile birlikte, savaş sahnelerinde silindir şapkası ve redingotuyla yürüyen Bezukhov’la o sahneler sevimlileşmiştir.
General Kutozov’da ne vardı, diyeceksiniz. O, herkesi şaşırtan, hatta kızdıran bir şey yapar. Geri çekilir. O kadar ki Napolyon Moskova’ya kadar girer. Sonradan Moskovalılar şehri yakacak ve kaçacaklardır ama Rusya kurtulacaktır. Çünkü bomboş şehirde ve Rusya’nın o amansız soğuğunda Napolyon ve ordusu perişan olur.

***


Şimdi Oktay Yıldırım’ın  “Mehmetçik”  adlı kitabından, Türklerin askerî dehalarına dair bir bölüm alıntılayacağım ve bundan sonuç çıkarmayı size bırakacağım.
“Savaşta geri çekilmekten ve kaçmaktan utanmazlardı, çünkü kaçmak diye bir şey yoktur. O sadece bir taktik manevraydı. Esas gurur kırıcı olan düşmanın eline geçmek, esir olmaktı. Çünkü bazen düşmanın kazandığını sanması için özellikle kaçar, hatta teslim olup düşman kuvvetlerinin içine girer ve hemen sonra dışardan diğer grubun saldırısı başlayınca, içerden son derece sert bir darbe vurabilirlerdi. Veya dört nala düşman atlarına saldırırlarken düşman ok menzilinin sınırında, bir anda geriye doğru ünlü oklarını yollayarak hem zayiata sebep olur hem de ortadan kaybolurlardı.”
Sonu, Oktay Yıldırım’ın Mehmetçik adlı kitabının 45. sayfasında. Kendisi Silivri kalebendidir.

Yazarın Diğer Yazıları