Gezemeyenler, yaşayarak mı öğrenecekler!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile birlikte, iç karartmak gibi olmasın ama turp gibi girenin ölüme tahliye edildiğine, sapasağlam adamların envai çeşit hastalığın pençesine düştüğüne şahit olduğumuz, Ümraniye, Balyoz gibi çok tartışılan davaların sanıklarınının tutukluluk süresi rekoru kırmaya hazırlandığı Silivri Cezaevi’ni gezdiler.
Bayıldım kadroya:
Hürriyet’ten Ahmet Hakan, Radikal’den Oral Çalışlar, Milliyet’ten Aslı Aydıntaşbaş, Star’dan Ergun Babahan, Vatan’dan Ruşen Çakır, Türkiye’denRahim Er, Zaman’dan Bülent Korucu, Sabah’tan Emre Aköz, Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer, Akşam’dan Nagehan Alçı, Taraf’tan Tuncer Köseoğlu...
Sözcü’den hiç kimse...
Aydınlık’tan hiç kimse...
Birgün’den hiç kimse...
Ortadoğu’dan hiç kimse...
Evrensel’den hiç kimse...
Yurt’tan hiç kimse...
Bizden mi; söylemeye gerek var mı! Yeniçağ’dan -elbette- hiç kimse...
Türkiye’de 50’nin üzerinde yaygın/ulusal yayın yapan günlük gazete var. Hadi spor gazetelerini (ki aslında şike vakasından sonra onların da ilgisini çekebilirdi bu gezi), hadi magazin ağırlıklı yayın yapanları (ki cezaevlerinin ağırladığı ünlüler düşünülünce, neden olmasın pekala onlar da gelebilirdi) bir kenara koydular diyelim, nereden baksanız rahat 25-30 siyasi gazete kalıyor geriye. 12 tanesi davet edildiğine göre neye göre yapıldı bu “eleme”?
Gazetelerarası ayrım kadar köşe yazarlarının seçimi de manidar!
Kim bunlar?
Gazetelerin “en çok okunan” yazarları mı? Hayır! En etkin olanları mı? Yok artık... En saygın olanları mı? Hiç sanmam! En güvenilir olanları? Allah muhafaza, öyleyse yandı gülüm keten helva... Gazetelerinin konuya en duyarlı isimleri mi, mesela kimin Silivri’yi kaç defa yazdığına dair bir istatistik doğrultusunda mı belirlendiler? Yooo; onlardan çok daha ilgili kırk tane yazar sayarım size bir solukta!
Öyleyse aynı soru Adalet Bakanlığı’nın yazar tercihi için de geçerli:
Bu isimler hangi kritere göre seçildi?
Sadullah Ergin cevap versin de biz de ona göre bir karar verelim, ülkede “adil”  bir ortam yaratmakla yükümlü Adalet Bakanlığı kendi içinde adaleti tesis edebilmiş mi, edememiş mi!
Şaka değil, bu sorunun cevabı gerçekten önemli...
Adalet Bakanlığı “her muhalif nasıl olsa bir gün Silivri’yi tadacaktır” anlayışıyla hareket edip, muhalifler için “Silivri’yi yaşayarak öğrensinler” paketi hazırlamış olamaz değil mi!

 

+++

 

“Silivri imaj turu”na tepki
Gitmişken köfte de yiyin
Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Tuncay Özkan’ın kızı Nazlıcan Özkan, Adalet Bakanı’nın  “özel seçilmiş” köşe yazarlarını “Silivri turu”na çıkarmasına twitter’dan tepki gösterdi. İşte 4 yıldır baba hasreti çeken bir genç kızın gözünden Sadullah Ergin’in “imaj gezisi”:
“-Şu an Sadullah Ergin köşe yazarlarına Silivri’yi gezdiriyor. Ne güzel yerdir kim bilir, gezdikleri yer! Çıkışta köfte yemeye de gitsinler...
-  Yarın izlenimler okuruz. Klişe. “Girişte mahkumların yaptıkları boncuk işleri vardı...” Ay çok tatlı!
- Utanmadan ambulans çağırmışlar. “4 dakikada geldi” diye övünmüşler. Kozinoğlu’nun ailesi de öyle düşünüyor, evet...”

 

+++

 

Meclis’ten Pentagon’a arzuhal
‘Sağır’ rolü oynayan Türk makamlarından, bakanlarından, genelkurmayından tek kelimelik cevap alamayan milletvekilinin  Pentagon’dan izin almak zorunda kalması
kahredici...

Şaka gibi ama değil. Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, seçildiği ilin sınırları ve toprakları içinde bulunan Kürecik Radar Üssü’nü ziyaret edebilmek için Pentagon’a dilekçe yazdı.
Yaklaşık bir ay önce Radikal yazarı Ezgi Başaran, çok yerinde bir gazetecilik refleksiyle yolu açmış ve Pentagon’a sormuştu: ‘Malatya’daki NATO kalkanını ziyaret etmek için izin alınması gereken merci ABD Savunma Bakanlığı mıdır? ’
Bob Close isimli yetkiliden gelen yanıt kısa ama tarihi bir nitelik taşıyordu: ‘Amerikan Ordusu’na ilginizden dolayı öncelikle teşekkür ederim. Maalesef sözünü ettiğiniz bölgeye ziyaretçi kabul etmiyoruz... Saygılar, Bob Close.’

Dışişleri tercüme edecek
Başaran’ın kamuoyuyla paylaştığı bu yanıt; son seçimde altı milletvekili çıkarmış (5’i AK Partili) Malatya’nın Kürecik beldesinde; gerçekte neler olup bittiğini ısrarla merak eden tek vekil olan Ağbaba’ya ilham verdi. Ve 7 Mayıs 2012’de o da milletvekili sıfatıyla resmi başvurusunu yaptı. ‘Resmen’ kelimesi, lafın gelişi değil.  Ağbaba’nın Türkçe yazdığı dilekçeyi İngilizce’ye tercüme edip ABD Savunma Bakanlığı’na iletmek üzere, bizim Dışişleri aldı.  Vekilin özel kuryeyle gönderdiği dilekçe, sıra-sayı numarası verilerek, Dışişleri’nin ‘gelen evrak’ından geçti.
Bir milletvekilinin, ‘sağır’ rolü oynayan Türk makamlarından, bakanlarından, genelkurmayından tek kelimelik cevap alamayıp, Pentagon’dan izin almak zorunda kalmasının kahrediciliği bir yanda dursun.
Ağbaba’nın bu başvurusundan toplumu aydınlatıcı bir yanıt alacağı o kadar kuşkulu ki. Ezgi Başaran’a gelen yanıt ortada...
400 metrelik tel örgü
Kürecik gizemini yaratan ve koruyan makamların başında Dışişleri geliyor. O ‘çok gizli’ mutabakat zaptını, Ağbaba’nın dilekçesini diplomatik kanallarla ileteceği varsayılan Dışişleri Bakanlığı’nın Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu imzalamıştı. Sinirlioğlu’nun ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone ile imzaladığı bu zaptın üzerinden tam sekiz ay geçti.
Kamuoyuna, NATO Füze Savunma Sistemi kapsamında diye duyurulduğu halde bu zaptın neden ABD’yle imzalandığı, içeriğinde neler olduğu soruları hala cevapsız.
Ancak Amerikan askerlerinin kalıcı konaklamasına imkan veren imar değişikliği çalışmaları sürüyor.  Bir de unutmadan...
CHP’li 10 kadın vekilin gidip de giremediği Kürecik’te, bu ziyaretten sonra bir gelişme daha olmuş. Radar üssünün güvenlik bandı 400 metre daha aşağıya taşınarak tel örgülerle çevrilmiş. Umalım ki, Kürecik’te neler olduğunu, bir sıcak savaş vesilesiyle öğrenmek zorunda kalmayız. 
Çiğdem Toker / Akşam

 

+++

 

CFR Gül’le ne görüştü
ABD Dış İlişkiler Konseyi CFR, 96 sayfalık yeni bir Türkiye raporu hazırladı.  Rapor eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine K. Albright, eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen J.Hadley ve CFR’nin Ortadoğu uzmanı Steven A. Cook tarafından hazırlanmış. Raporu yazan üçlü, çok değil altı ay önce Çankaya Köşkü’nde Abdullah Gül’le görüşmüştü.
CFR, Amerika’nın beyni diye tanımlanır. Bu konseyin ürettiği dış politikalar Amerikan devletinin dış politikası olur!


Gül’ün ilişkisi derin
Abdullah Gül’ün CFR ile ilginç bir ilişkisi var. Cumhurbaşkanı Gül, değişik tarihlerde CFR’nin yuvarlak masa toplantılarına katıldı.
Bu toplantıların ne anlama geldiği toplantıların tarihlerinden ve konularından belli.
Gül’ün katıldığı ilk CFR toplantısının tarihi 1997 ve gündemi de Refah Partisi’ydi. O toplantıda Erdoğan-Gül modeli oluşturuluyordu!
Gül’ün katıldığı ikinci CFR toplantısı ise Nisan 2001 tarihliydi. 14 Ağustos 2001’de AKP kuruldu..
Gül’ün katıldığı 24 Eylül 2010 tarihli üçüncü CFR toplantısı ise Türkiye’nin tarihi bir dönemecinde yapıldı; yaşıyoruz Kürt açılımı, demokratik özerklik, yeni Türkiye, yeni CHP, yeni anayasa...
Abdullah Gül’ün ABD’yle ilişkileri oldukça derin. Arslan Bulut yazmıştı, anımsarsınız. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde de kaydı var: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ABD’nin uluslararası ziyaretçi liderlik programı ile yetiştirilmişti.
Yani ABD Dışişleri Gül’ü biz yetiştirdik diyordu.

Asya’nın anahtarı
Gazetelere yansıyan 96 sayfalık CFR raporunun (...) ruhunu, aynı zamanda raporun direktörü olan Steve A. Cook şu sözlerle ortaya koydu: “ABD-Türkiye ilişkilerinde kurumsallaşma sağlandığı takdirde iki ülke yalnızca Ortadoğu ya da Afrika’da değil, Orta Asya’da da ciddi ortak girişimlerde bulunabilecek.”
İşte raporun en önemli hedefi budur: ABD’nin Asya-Pasifik merkezli yeni stratejisinde Türkiye’ye rol biçmesidir!
Washington, tıpkı eski ABD Başkanı Bill Clinton’un 1999 yılında söylediği gibi Türkiye’den ABD’ye Asya kapılarını açmasını istemektedir.
Mehmet Ali Güller / Aydınlık

 

+++

 

Sayın generaller, gaza gelmeyin
kurtluğunuzdan ödün vermeyin
Başbakan, “Tüm paşalar dava açmalı” dedi.
İyi de, hangi paşalar?
Türkiye Cumhuriyeti’nin Devrim Kanunları’ndan sayılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu’na göre “paşa” unvanını kullanmak 1934’ten bu yana suç!
Sadece “paşa” değil ağa, hacı, hafız, hoca, şeyh, şıh, efendi, bey gibi lakapların kullanılması da yasak...
(...)  “Ben paşayım, bana hakaret edildi” diyen general, yasalar önünde suç işlemiş olur!
“Üç kuruşluk tazminat koparayım” derken,  “Devrim Kanunu”na muhalefet ettiğini itiraf etmiş sayılır...
***
Ne demiş Bekir Coşkun?
Kurdun köpekleşmek istemediğini anlatmış...
Ders kitaplarımıza bile giren böyle bir  “fabl”dan kim, neden alınır?
 “Sahipleri olanlar?”
Mesela bizim yaptığımız işi yapanlardan yok mu böyleleri?
Yüzlerce...
Açın bakın köşelerini; her gün sahiplerinin istedikleri gibi havlayıp duruyorlar! Karşılığında yandaş televizyonlarda program kapıyorlar, eşlerini bilmem ne belediyesinde bilmem ne müdürü yaptırıyorlar...
Adliyede, hariciyede, dâhiliyede, mülkiyede, emniyette; her yerde varlar... İyi de onlar var diye, bütün meslek mensupları onlar gibi mi?
Değil elbette; aralarında çok sayıda “kurt” da var... Ve bu ülke, bunca yozlaştırma girişimine karşın hâlâ ayakta duruyorsa... Bu, o onurlu kurtların sayesindedir! Yani sayın generaller... Gaza gelmeyin ve alınacak bir şeyiniz yoksa, kurtluğunuzdan ödün vermeyin!
Mustafa Mutlu / Vatan

 

+++

 

“Kovulmadım” mesajı
Eskiden  “yazarımız izinde”, “gezide”, “hasta”  vs. notu yeterliydi. Devir değişti. Bir köşe yazarı, eğer yazı gününde yazısını yazamıyorsa, artık en azdından “neden yazamadığının yazısını” yazmak zorunda!
Genelkurmay ve Başbakan’ın hedefinde olunca “kovulduğu” sanılmasın kaygısıyla Bekir Coşkun da aynen böyle yaptı dün. Yazısını yazamadı ama neden yazamadığını yazdı: “Acaba bir şey oldu mu?..” diye telefon açan, arkasından da “Bir şey olmasın sonra...” diye bakmaya gelen can dostlar nedeniyle yazı yazamadım...Yoksa iyiyim...Yarın bıraktığımız yerden aynen devam...”
Bekir Coşkun

 

+++

 

Dalgalar kesmedi...
Erdoğan’ın 28 Şubat dalgaları hakkında demeci soruşturmada fazla ileri gidildiğini düşündüğü şeklinde yorumlanmıştı. AKP  Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Başbakan’ın bu sözlerle sürecin hızlanması için söylediğini kaydetti. İktidar resmen yargıya müdahale ediyor. Yargıç ve savcıların motivasyonunu etkiliyor.  Başbakan’ın ne “Hızlı gittiniz” demeye ne “Hızlı gitmeyin” demeye hakkı bulunuyor.
Melih Aşık / Milliyet

 

+++

 

Özelleştirmeler her zaman olumlu sonuç vermiyor... Örneğin Genelkurmay “Özel”leştirildikten sonra Atatürk ilkeleriyle yetişen ordu Atatürkçüleri hedef almaya başladı...
Haldun Ertem Milliyet (Açık Pencere)

 

+++

 

Allah rahmet eylesin, Şinasi Nahit Berker “Bu memleket boş laftan battı” derdi, aynen! 
Hasan Pulur Milliyet

 

+++

 

16 Şubat 2011’de ABD Büyükelçisi Ricciardone Oda TV tutuklamalarıyla ilgili soruya:  “Bir yanda basın özgürlüğü deniyor, bir yanda gazeteciler gözaltına alınıyor. Biz anlamıyoruz. İfade ve basın özgürlüğü Türkiye, Amerika ve bölge için hayati öneme sahip”.
18 Şubat’ta Başbakan Erdoğan sektirmiyor, büyükelçiye hakkını veriyor: “Türkiye’yi tanımaz, bilmez. Kalkar açıklama yapar. Sor nedir, önce bir öğren. Buna acemi elçilik denir”.
“Acemi elçi”  anlaşılan bu fırçayı pek anlamıyor, 13 Nisan 2011’de gazeteci tutuklamaları ve Ahmet Şık’ın yayınlanmamış kitabının toplatılması üzerine yeniden:  “Anlamaya çalışıyoruz, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu”.
Erdoğan ders vermekte gecikmiyor, aynı gün:  “Demokrasiyi önce kendileri sindirsin”.
Bu uyarıları, geç de olsa, Ricciardone anlamış olmalı ki, Dünya Basın Özgürlük Gününde, Erdoğan’ın hakkını teslim ediyor:  “Başbakan Erdoğan, ifade özgürlüğü olmayan bir ülkede demokrasi olmaz, derken haklıdır”.
Büyükelçi “Amerika ve bölge için basın özgürlüğü önemli”  dese de, lamı cimi yok, Suriye daha önemli.
Yalçın Doğan / Hürriyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları