'Gıda bankacılığı' adı altında vergi vurgunu

İsrafil K.KUMBASAR

AKP, 2004 yılında vergi mevzuatına ‘gıda bankacılığı’ adı altında yeni bir düzenleme sokuşturdu.
Bu çerçevede, 5035 sayılı kanun ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 40 ve 89’uncu, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ise 17’nci maddesinde bir takım değişiklikler yapıldı.
Gıda bankacılığı, 5179 sayılı kanunun 3’üncü maddesinde şöyle tanımlandı:
“Bağışlanan veya üretim fazlası sağlığa uygun her türlü gıdayı tedarik eden, uygun şartlarda depolayan ve bu ürünleri doğrudan veya değişik yardım kuruluşları vasıtasıyla fakirlere ve doğal afetlerden etkilenenlere ulaştıran ve kâr amacı gütmeyen dernek ve vakıfların oluşturduğu organizasyonlardır.”
Daha sonra, ‘temizlik’, ‘giyecek’ ve ‘yakacak’ maddeleri de gıda bankacılığına ilave edildi.

* * *

Yeni düzenlemelere göre, gıda bankalarına yardımda bulunacak olanlara, yardımın bedeli üzerinden ‘gider’ yazabilme ve ‘vergi indiriminden’ yararlanma imkanı getirildi.
Yani, fakirlere yardım amacıyla, ‘gıda’, ‘temizlik’, ‘giyecek’ ve ‘yakacak’ maddesi bağışlayanlar, ‘daha az’ vergi ödeyecekler veya duruma göre ‘hiç’ ödemeyecekler.
Ancak, vergi avantajından yararlanabilmek için bağışların, tüzüğünde veya senedinde “ihtiyacı bulunanlara gıda bankacılığı faaliyetinde bulunacağına” ilişkin hükümler bulunan derneklere veya vakıflara yapılmış olması gerekiyor.
İhtiyacı bulunanlara ‘doğrudan’ veya ‘başka organizasyonlar’ aracılığı ile yapılacak olan yardımlar ise, ne yazık ki vergi indiriminden muaf tutulmuyorlar.

* * *


Vergi mevzuatındaki değişikliklerin ardından Türkiye genelinde peş peşe sırf ‘gıda bankacılığı’ yapmak amacıyla birçok dernek ve vakıf kuruldu.
Sosyal yardım alanında faaliyet gösteren bazı dernek ve vakıflar ise tüzüklerinde değişikliğe giderek, faaliyetlerinin arasına ‘gıda bankacılığını’ da dahil ettiler.
Diyecekseniz ki ne var bunda?
Ne güzel işte, ‘hayırsever’ insanlar devlete verecekleri verginin bir kısmını dernek ve vakıflara bağış yapıyorlar, dernek ve vakıflar da o bağışları, karşılıksız olarak ‘muhtaç’ durumdaki vatandaşlara ulaştırıyorlar.
Ama, elin oğlu sizin zannettiğiniz kadar hiç de ‘iyi niyetli’ değil.
Elinoğlu açıkgöz, elinoğlu hin.
Nasıl mı?

* * *


Mesela, iktidar ile yakın ilişkide olan cemaatlere mensup bazı yardım kuruluşları, Defterdarlıkların tepesine çökerek, devlete vergi veren mükelleflerin bir listesini temin ediyorlar.
Sonra da, gözlerine kestirdikleri kişilerin kapılarına dayanıyorlar:
- “Muhterem yılda ne kadar vergi ödüyorsun?”
- “Şu kadar.”
- “Vah, vah, yazık değil mi, gelin sizi o kadar vergi ödemekten kurtaralım, ödediğiniz verginin şu kadarlık kısmından muaf tutalım.”
- “Nasıl olacak bu iş?”
- “Mesela siz bize şu kadar bağış yapacaksınız, biz de size tam iki katı tutarında fatura keseceğiz. Maliye memurlarına bu faturayı ibraz edip vergi ödemekten kurtulacaksınız.”
- “Olur mu?”
- “Olur?”

* * *


Alan memnun, veren memnun.
Mükellef, devlete ‘vergi’ ödemiyor.
Fakir fukaraya dağıtılmak üzere kendilerine ‘emanet’ edilen yardımlara bile göz diken malum dernek ve vakıflar ise, topladıkları bağışlardan dağıttıklarını dağıtıyorlar, dağıtamadıklarını ise yine kendileri ile ‘işbirliği içerisinde’ olan marketlerde satışa çıkarıyorlar.
‘Fasülyenin’, ‘mercimeğin’, ‘tahılın’ bol yetiştiği bir ülkede, bazen fiyatların birdenbire fırlamasının sebebi acaba ne olabilir?
Hiç araştırdınız mı?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş