Giderayak “Türk”ler...

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

“Türk”  kelimesinin dağdan taştan silindiği, resmi kurumların kapısından kovulduğu, kıytırık maden suyu şişelerinde dahi barınamaz hale geldiği şu günlerde her türlü baskı ve tehdide rağmen kahramanca ileri atılıyor ya;
“Onlar cemaat okulu değil Türk okulu bir kere!..” 
Gözlerim doluyor bu millet sevdalılarına baktıkça!
Aynı yazı içinde, peş peşe, nasıl da  “milliyetçi” vurgular onlar; sanırsın Türk Milliyetçiliği’nin manifestosunu yazıyorlar:
 “Türk kültürü...” 
 “Türk ufku...” 
 “Türk bayrağı...” 
 “Türk toprakları...” 
 “Mozaik”  yok yani...  “Ortak coğrafya” yok...  “Türkiye bayrağı”  zırvası unutulmuş... 

***

Sene 1944 olsa iddia ediyorum Türkçülük-Turancılıktan tabutluklara atılır, Atsız’ın  “ülküdaşı”  olurlardı... 
Hiç kaçarı yok, bu tonu 2007’de tutturmuş olsalar,  “ulusalcı”  diye yaftalanıp Silivri’ye tıkılırlardı!

***

Dedim ya pek duygulandım, göğsüm kabardı, bu ülkede “yalnız olmadığımızı” hissettim yıllar sonra ilk defa; kimmiş bu milliyetperver insanlar, in miymişler-cin miymişler; neden hiç dikkatimi çekmemişler, daha önceleri nerelerdeymişler öğreneyim istedim, -valla kötü niyetle değil, sırf tanışalım, kaynaşalım diye- arşivlerine 
girdim:
Hay internet erişimim kısıtlanaydı da giremeyeydim; görmeyeydim!
Bugün, -ki altına hiç tereddütsüz gözüm kapalı imza atarım- “AKP ve Başbakan’ın Türklük duygusuyla arası açıktır” diyorsunuz tamam da, dün  “Lafı dolandırmaya filan hiç gerek yok. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘çözüm süreci’ ile birlikte aslında bu topraklarda, Türklüğün mevcudiyetini devam ettirmesini de kapsayan bir medeniyet tasavvuru ortaya koyuyor. Viyana kapılarına dayanan, Adriyatik’e uzanan, Orhun Abideleri’nden ilhamını alan, Şam’la, Kahire’yle, Musul’la, Erbil’le, Trablus’la buluşan, Bosna’yı, Üsküp’ü kucaklayan bir medeniyet tasavvuru” diyerek  “çözüm süreci”  adı altında Türklüğe açılan savaşı maskeleyen de siz mişsiniz oldu mu şimdi ama!

***

Kimse yağmurdan nem de kapmasın; bugünün mevzusu o okulların  “Türk okulu” olup olmaması meselesi değil; bugünün mevzusu o okulları savunan kalemşorların, “Türklüğe”, toplumsal destek alabilmek uğruna “zorunda kaldıkları için” sığınmaları, dolayısıyla da bir  “meşruiyetleri”nin bulunmaması...
Ha;
O yazarlar,  “Ne mutlu Türk’üm diyene”  yazısı Mardin Kızıltepe yolu üzerindeki Türkmen Dağı yamaçlarından silindiğinde köşelerinde samba, rumba, çaça yapmıyor olsalardı 
keşke...
Ömer Seyfettin’in çocuklara  “Türklük şuuru”  aşılayan hikayelerini ti’ye almamış olsalardı...
“Türk diye bir ırk yoktur” diyen Yasin Aktay’a destek seferberliği başlatmasalardı...
Türklüğü bir  “etnisite”ye indirgememiş olsalardı; Kürtlük’le eşitlemeye kalkışmasalardı keşke...
Anayasa’dan çıkarılsın diye uğraşmasalardı...
O vakit, bugün yazdıkları en azından milliyetçilik ile muhafazakarlık arasındaki  “bıçak yarası”nı  -hançer hatta- tedaviye yarardı...

***

Ne dersiniz,  “Türk” olduklarını keşfetmek için biraz geç kalmadılar mı?


Kahrolsun böyle demokrasi
Bir  “T.C.” yi daha kaldırdılar;
Bu seferki hepsinden manidar...
İstanbul Üniversitesi’nin tarihi kapısının yükseldiği Beyazıt, aynı zamanda  “Milli Şehit” Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Ermeni Patrikhanesi’nin iftiraları sonucu idam edildiği meydandı!
Ve, nasıl bir tesadüftür ki, o meydandaki o kapıdan “T.C.”nin silindiği haberinin duyulduğu dün, Kemal Bey’in darağacına yürüyüşünün yıldönümüydü! 
“Fertler ölür”  demişti Kemal Bey, vasiyeti, evlatlarını da emanet ettiği milletin yaşatılmasıydı.
Söyler misiniz lütfen, milletin adına, o milletin kurduğu devletin adına kast etmiş olmanın Nemrut Mustafa’nın hükmünden, Mustafa Sabri’nin fetvasından, Vahdettin’in onayından farkı var mı?
Onların çabası  “ecnebilere yaranmak”tı ve Kemal Bey darağacından şöyle haykırmıştı:
 “Adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet!” 
Siz kime yaranmak için feda ediyorsunuz  “T.C.”  adını?
Kandil’e mi, İmralı’ya mı?
Eğer öyleyse, bu milletin Kemal Bey gibi bir fedakarı daha çıkıp haykırmaz mı:
“Demokrasi buna diyorlarsa, kahrolsun böyle demokrasi!” 
 “Barış buna diyorlarsa, kahrolsun böyle barış!” 


Balyoz soruşturması da “bir gazete manşeti”yle başlamamış mıydı!
Şok şok şok...
Adana’da 6 polisin tutuklandığı  “yasa dışı dinleme”  operasyonunun  “Star gazetesinin manşetine dayanılarak”  yapıldığı ortaya çıkmış!
Ve yine şok şok şok...
Bu yöntem “gazete manşetlerine bakılarak partilerin kapatılmaya çalışıldığı 28 Şubat’çıları” hatırlatmış!

***

Ben size bir şey diyeyim mi;
Bir ayağınız çukurda hâlâ gram ders çıkarmamışsınız!

***

Sizdeki nasıl bir  “hafıza” ki, en yakın geçmişi atlaya zıplaya geri sarıyor!
Yahu daha dört yıl önce, bu ülkenin ordusu  “bir gazete manşetine”  dayanılarak darmaduman edilmedi mi?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 365 mensubu,  “bir gazete manşetine” dayanılarak “darbeci” ilan edilmedi mi, hukuksuzca yargısız infaz edilmedi mi, yıllarını cezaevlerinde geçirmedi mi?
 “Bir gazete manşeti”ni delil göstererek sökülmedi mi rütbeleri?
Bu zulmün miladı Taraf gazetesinin, Mehmet Baransu, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar imzalı, 20 Ocak 2010 tarihli  “Balyoz Harekat Planı”  haberi değil miydi?
Madem bir soruşturmanın, bir yargılamanın,  “bir gazete manşeti”  üzerine tesis edilmesini kınıyorsunuz;
Alâ...
Yıllardır birçok insan karşı çıkıyor bu duruma, samimiyseniz, hak-hukuk-adalet ise tek derdiniz, hadi onlarla beraber  “benim çantacım iyiydi”  ayrımı yapmadan “her türlü kumpasa”  mücadele bayrağı açsanıza!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları