Görüşmeler kritik safhada mı?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Güneydeki Rum Cumhuriyetinin, Rumlar tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı Hristofyas, kendini tüm Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı addetmeğe devamla KKTC’nin Türkleri tarafından seçilmiş olan Cumhurbaşkanı Sayın Talat ile sürdürdüğü görüşmelerin “kritik bir safhada” olduğunu açıklamıştır. ( “Kritik safha” kendisini tüm Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı addetmesinden kaynaklanmaktadır, farkında değildir).
Hristofyas “Tüm engellere rağmen iki tarafça da kabul edilecek bir çözümden başka bir seçenek yoktur” diyor ve “kabul edilebilir” bir anlaşmanın şartlarını sıralıyor:
 “1- (Türk tarafının %85’ini ret ettiğini bildiği ve Lord Haney’nin bile ’çoğu ölmüştür, bunlara bel bağlayarak Türkiye’ye kafa tutma’dediği) BM KARARLARI; 2- (1963’de Uluslararası hukuku ve antlaşmalarla İnsan Haklarını nasıl ihlâl ettiklerini unutarak ve Kıbrıs meselesi 1974’de başladı yalanı arkasına saklanarak)  ULUSLARARASI HUKUK; 3- (sahtekârlıkla ve uluslararası antlaşmaları çiğneyerek sahte Kıbrıs Hükümeti unvanı altında elde ettikleri AB üyeliğini Türklerin de kabul ettikleri meşru bir olgu addederek) AB İLKELERİ, DEĞERLERİ VE MÜKTESEBATI ÇERÇEVESİNDE iki bölgeli, iki toplumlu federasyon! 2009 yılı içinde adanın tekrar birleşmesini arzu ettiğini  de bu ” güzel ve olumlu “! açıklamaya eklemeyi ihmal etmiyor. Hristofyas’ın istediği tek şey ” TÜRKİYE’NİN ADİL, KALICI VE İŞLERLİĞİ OLAN BİR ÇÖZÜM YÖNÜNDE KATKIDA BULUNMASI ve Sn. Talat’ın (cemaat temsilcisi olarak) MÜZAKERE MASASINA MANTIKLI TEKLİFLER GETİRMESİ! Yani, tek halk, tek devlet, tek egemenlik çizgisine indiği, “tanınma istemem, egemenlik istemek hayaldir” dediği halde bunların da altına inmesini, kısaca teslim olmasını beklemektedir. 
ABD müsteşar yardımcısı Bryza’nın “Türkiye mükellefiyetlerini yerine getirsin (yani eli kanlı, gaspçı Rum idaresini meşru hükümet olarak tanısın) VE ÖNERİLERİNİ RUMLARIN KABUL EDEBİLECEKLERİ DÜZEYE İNDİRSİN” açıklamasından sonra Hristofyas’tan bu söylediklerinden başka bir şey söylemesi beklenebilir miydi?
Hristofyas’ın yukarıda Büyük harflerle altını çizdiğim şartlarına tekrar bakalım: 1- BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KARARLARI- Rum idaresi meşru hükümet, Türkler işgal altında yaşayan cemaattır; KKTC yasa dışıdır, tanınmamalı, kimse bu devlete yardımcı olmamalıdır; 2- ULUSLARARASI HUKUK- kısacası 1960 Antlaşmalarına ve yaptıklarına rağmen meşru hükümet olarak tanınmaları devam edecek; AİHM ile AB’de Türkiye aleyhine aldıkları tek yanlı kararlar çerçevesinde mal-mülk meseleleri Rumların lehlerine çözülecek; Güneydeki toprakların hesabı, 1963’den 74’e kadar yaptıklarının tazminatı sorulmayacak, aranmayacak; 3- AB İLKELERİ, DEĞERLERİ VE MÜKTESEBATI UYGULANACAK yani TEK HALK, TEK EGEMENLİK kabul edildiğine göre iki kesimlilik kâğıt üzerinde kalacak “Kıbrıslıların” tümü istedikleri yere yerleşip istedikleri kadar toprak alma hakkına sahip olacak, kurumların ve partilerin “Kıbrıslılık” adı altında birleşmesi doğal hale gelecek; Garantiler kalkacak, ada askersizleştirilecek ve Türkiye (AB üyesi olmadığına göre) Kıbrıs Türkleri ile irtibatı kesecek, AB üyesi Kıbrıs’ın iç işlerine karışmayacak; varılacak anlaşmanın işler olması için Talat beye yardımcı olacak. Unutmayalım 1960 Anayasası “Türk hakları nedeniyle işler değildi” mazereti altında yıkılmıştı!
Hâlâ uyumağa ve yanlış temellere dayalı Talat-Hristofyas görüşmelerinden medet ummağa devam edecek miyiz? Hristofyas utanmıyor, kendi kırmızı çizgilerini açıklayıp duruyor. Biz ellerimizi ovuşturarak “uzlaşmadan yana olduğumuzu” söylemenin ötesinde hakkımıza sahip çıkmayacak mıyız? KKTC’nin selâsı okunmaktadır. Bu gidişata dur denilmeyecek mi?

Yazarın Diğer Yazıları