Görüşmenin şartları

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Hristofyas, görüşmeler başlamadan isteklerini sıralamaya devam ediyor.  “Güzelyurt Rumlara iade edilmeli ve Karpaz da Rumlara verilmelidir”  diyor. Böylelikle  “toprağın da bütünleşmesini”  gündemde tutan ve tek halk istemiyle hepimizi  “Kıbrıslı milleti”  yapan ancak Türk halkına yine de  “azınlığım”  diyen Rum lider  “iki kesimliliği”  masaya oturmadan ortadan kaldırmış oluyor. Hatırlanacağı gibi Annan Planı’nın üçüncü versiyonunda Karpaz, Rumlara bırakılıyordu. Bu Türk tarafınca şiddetle reddedilmişti. Şimdi Rum basınında  “Görüşmeler Annan Planı’nın üçüncü versiyonundan başlamalı” diyenler de var sırf Karpaz’a dönüşü elde etmek için.
 Her halde Türk tarafı  “toprak konusu iç meseleler halledildikten sonra konuşulur ve iki kesimlilikten taviz verilmez”  noktasında halkımızı ayağa kaldıracak tavizler vermeyecektir. Toprak konusunun her konuda anlaşmaya vardıktan sonra ele alınması gerçekçilik ve mantık açısından da gereklidir. Evvelâ yapılacak binayı görelim; şekli şemaili meydana çıksın, ondan sonra arsa konusuna bakarız.
Toprak konusuna el atarken de bazı önkoşullara dikkat etmek gerekmektedir. On yıl, yirmi yıl, otuz yıl veya altı yıl önce görüşülebilecek  “çizgiler”  bugün değişmiştir. Üç yıl sonra daha da değişecektir. Maraş konusunda yırtınıp duranlar 1970’leri, 1980’leri düşünsünler. Kipriyanu  “Sekene bizim idaremizde Maraş’a dönebilir”  önerimizi kaç kez reddetmişti? Güvenlik Konseyi  “taş oynatamazsınız”  kararıyla koca bir şehrin çökmesine neden oldu. Bunun suçu geri dönmeyen Rum mal sahipleriyle, Maraş’taki binalara el atılmasını yasaklamış olan Güvenlik Konseyi’ne aittir. Maraş da toprak konusu ele alındığında bu bütünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Ancak Maraş’ın gündeme gelebilmesi için Rum tarafının vakıf arazi konusunda imana ve insafa gelmesi şarttır. Loizudu kararı esas alınarak evkafa bunca yıllık gasptan kaynaklanan tazminatını ödemek kabul edilmelidir. Rum tarafı bunu kabul etmeden Maraş konusu masaya yatırılmamalıdır. Diğer yanda kilise, kiliseye ait emlak için AİHM’ye müracaat edecekmiş. Bu doğruysa Türk tarafı da evkaf mallarıyla ilgili gasp dosyasını bunların karşısına çıkarmalı ve Fikirler Dizisi’nde öngörüldüğü gibi global şekilde  “takas ve tazminatlar” formülü işletilmelidir. Tazminatların görüşülebilmesi için Rum tarafının Türklere 1963’ten bu yana verecekleri hesap edilmelidir. Bunlar nelerdir? 103 köyün Türk halkına verilmesi gereken tazminattır- işgal için, yıkım için, topraklarımızı çalıştırarak elde edilen kazanç için ve insanlık dışı davranışları nedeniyle manevi tazminat için! Başka? Kayıplar için, toplu öldürmeler için, 11 yıl 50 bine yakın insanımızı adanın yüzde üçüne hapsettikleri için; memurların kayıpları için! İngiliz üslerinde çürütülen taşınır mallar için!
Bu arada mahkemelerdeki bireysel davalar durdurulmalı,  “tek yanlı Rumları tatmin ve tazmin komisyonu”  da gündemini askıya almalıdır.
Siyasi önşartlara gelince ilk hatıra gelenler şunlardır: Eşit egemenlik, kurucu ortaklıkta iki eşit egemen devletin varlığı, garantilerin Türkiye AB’ye tam üye oluncaya kadar gündeme gelmeyeceği ve 650 kişilik alayın sayıca artırılması, müşterek merkezi hükümetin kurucu egemen devletlerin verecekleri yetkilerle donatılacağı, arda kalan egemenlik yetkilerinin kurucu devletlerde kalacağı,  “kurumları birleştirme”  diye bir konunun iki halka dayalı bir ortaklıkta bahis konusu olamayacağı, ekonominin birleşebilmesi için uzmanların önerileri kale alınarak bir zaman dilimine ihtiyaç olduğu ve Türkiye’nin Türk ekonomisine direkt katkıda bulunma hakkının korunması, Türkiye’den su getirme projesine engel olma haklarının var olmadığının teyidi gibi konularda da ön anlaşmaya ihtiyaç vardır. Rum tarafı Kıbrıs’ın tümünün sahibi olmadığını bilmeli ve Türkiye’yi AB vetosu ile tehditten vazgeçmelidir. Çünkü AB üyeliği sahtekârlığa, gaspa, uluslararası antlaşmaları çiğneyip geçmiş olmaya bağlıdır, Kıbrıs Türkleri açısından geçersizdir. Sağlam durup sağlam konuşmak, baş eğmemek zamanıdır.       

Yazarın Diğer Yazıları