Gözden kaçanlar...

Ahmet SEVGİ

12 Haziran seçimlerine şunun şurasında ne kaldı? Aday adaylığı süreci tamamlanmak üzere... 24. dönem milletvekillerinin “kimlerin içinden” çıkacağı üç aşağı beş yukarı belli oldu. Bunların nasıl tespit edildiği ve sistemin nasıl işlediği kamuoyunun malumu... İsterseniz bugünkü yazımızda, üzerinde pek fazla durulmayan bu sistemi ele alalım.
Biliyorsunuz halen bizde de uygulanmakta olan temsilî demokrasilerde, halkı “Meclis” te temsil edecek olanların tespiti çok önemlidir. Halk adına yasama ve yürütme görevini belli bir süre omuzlayacak olan zevatın bilgisi, birikimi, yönetim anlayışı, karakteri... Bunlar bir ülkenin geleceği için hayatî önem arz eden hususlardır. Gel gör ki ne siyasî partilerin ne de TBMM’nin gündeminde konuyla ilgili herhangi bir arayış vardır. Çünkü mevcut yapı parti yöneticilerinin işine geliyor. Hatta işlerini kolaylaştırıyor da diyebiliriz. Milletvekili olmak için müracaatta bulunanlardan istediğinizi istediğiniz sıraya yerleştirerek bir liste hazırlayıp YSK’na teslim etmekten daha kolay ne olabilir? Ama kazın ayağı öyle değil. Demokrasiyi geliştirmek istiyorsanız, dürüst ve nitelikli insanları TBMM’ye taşımanın yollarını arayacaksınız. TBMM’nin itibarı, doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilecek vekillerin sayısıyla doğru orantılıdır. Gayet tabii, bunun tersi de doğrudur. Yani “Meclis”i “genel başkan ne demişse doğrudur” diyen kişilerle doldurursanız, yanlış uygulamalara karşı çıkacak -sistem hatası- tek tük zevat varsa onları da “parti disiplinine mugayir davranma” kılıcıyla tedip etmeye kalkarsanız böyle bir rejimin adı asla demokrasi olamaz.
Bu noktada tarihten bir örnek vermek istiyorum:
“Bir gün Sultan İbrahim (1640-1648), Sultanzade Mehmet Paşa’ya, Mehmet demiş, senden önceki sadrazamlar, bana bazen itiraz ederler, bu iş nâ-mâkuldür, derlerdi. Senden hiç böyle bir itiraz işitmedim, sebebi nedir?”
Padişahın bu sorusuna Mehmet Paşa şu cevabı verir: “Siz yeryüzünün halifesisiniz, zıllu’llâhsınız. Kalbinize gelen her şey ilhâm-ı Rabbânîdir. Kavlen ve fiilen sizden hata sadır olmaz ki itiraz edeyim. Zâhiren nâ-mâkul gibi görünen bazı hâlât zuhûr etse bile onun altında bazı hikmet-i hafiye vardır ki bizce mâlum değildir. Anın için redde cüret edemem.”
Parti liderlerinin seçip TBMM’ye taşıdığı bir milletvekilinin -yukarıdaki örnekte olduğu gibi- liderinin sözünün üstüne söz koyması mümkün müdür? O zaman parlamenterlerimiz halkın vekili mi oluyorlar, yoksa parti liderlerinin mi?
Haklı olarak eleştirdiğimiz padişahlık sisteminde bile padişah, etrafındaki “En doğrusunu siz bilirsiniz efendim” diyenlerden şikâyet ederken demokrasi ile idare edilen ülkemizde mâlum tiplerin baş tacı edilmeleri sizlere, bir şeylerin yanlış gitmekte olduğunu düşündürmüyor mu?.. Bu soruya cevabınız olumsuzsa, diyeceğimiz yok. Aynı yolda yürümeye devam ediniz. Şayet haklısınız, yanlış giden bir şeyler var, diyorsanız boş durmamanız gerekir. Elinizi taşın altına koymalısınız. Aksi halde yarın şikâyet etmeye hakkınız kalmaz. Bizden hatırlatması...
Son söz şairin:
“Pâdişahlığı eleştirdiğimiz için özür dileyelim!..// Düğün değil, bayram değil bu da nerden çıktı, demeyin sakın.// Şöyle bir etrafa bakıp liderleri gözden geçirin,// Gördünüz mü, büyükler hep şâhlığa koşuyorlar akın akın.” (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş