Gülbenkyan Musul petrolüne nasıl kondu

A+A-
Afet ILGAZ

Münevver Ayaşlı’nın bir kitabında bu hadise şöyle anlatılır: 1914 senesinde daha Birinci Dünya Harbi başlamadan Maliye Nazırı Cavit Bey, Sultan Abdülhamid Han’ın kendi öz malı olan Musul petrollerini satmak veya herhangi başka bir teklifte bulunmak için Londra’ya gider. Bütün selahiyetler İttihat Terakki hükümeti tarafından Cavit Bey’e verilmiştir. Londra’ya giderken çok iyi tanıdığı Düyun-u Umumiye memurlarından Ermeni Gülbenkyan’ı da kâtip olarak yanında götürür.
Londra’da müzakereler başlar. Daha doğrusu Abdülhamid Han’ın Musul petrolleri üzerinden Cavit Bey ve Ermeni katibi Gülbenkyan, İngilizlerle pazarlığa otururlar. Müzakerelerin ortasında, daha sonu gelmeden, Cavit Bey İstanbul’dan bir telgraf alır. Kendisinden acele memlekete dönmesi istenir. Cavit Bey Gülbenkyan’a:
 “Ben gidiyorum. Çabuk döneceğim. Benim yerime sen kal, müzakerelere devam et” der.
Münevver Hanım’ın hikayesine devam edeceğim ama ben bu telgraftan hep kuşku duymuşumdur. Birinci Dünya Savaşın’ın ne zaman ve nasıl başlayacağına dair bütün bilgilerin, Masonik kuruluşların elinde olduğundan şüphe etmiyorum. Bu savaşın Masonik nitelikleri hakkında da pek çok şey biliniyor. Hatta savaştan sonra, paşalarımıza ihtiyaç kalmadığından, onların Mason Ermenilerce öldürtüldüğü de söylenir. Şimdi devam ediyorum:
 “Gülbenkyan tam selahiyetle Sultan Hamid’in kendi malı olan Musul petrolleri hakkında söz sahibi olur. Londra’ya döneceğini zanneden Cavit Bey, Londra’ya dönemez. Birinci Dünya Savaşı başlamıştır ve Türkler Almanların yanında yer almıştır. Londra’da Türkish Right denilen Musul Türk petrolleri, Gülbenkyan’ın eline teslim edilmiştir. Bu, Gülbenkyan’ın ve bütün Ermenilerin başına konan bir devlet kuşu olduğu gibi, İngiltere’nin de işine gelmektedir. İngiltere, istediği gibi, yüzde beş vererek Türk petrollerini Gülbenkyan’ın elinden alabilecektir.”
Münevver Ayaşlı devam ediyor:
 “Dünyanın en zengin adamı haline getirdiğimiz Ermeni Gülbenkyan’ın yalnız kendisi zengin olmamış, bütün ailesini zengin ettiği gibi, Ermeni kilisesini, Ermeni cemaatini, kim bilir belki Ermeni örgütlerini, ASALA ve buna benzer katil mangalarını, Türk hakkı olan petrolle beslemektedir. Haydi Ermeniler bunu ağızlarına almasınlar, ya bizim aydınlar, aydıncıklar, çeyrek aydınlar, hep Ermeni meselesi hakkında kitaplar yazdılar, hiç biri de Gülbenkyan’ın muazzam servetinin çalınmış Türk hakkı olduğunu yazmadılar. Hiçbir uluslararası konferansta bunu söylemediler, iddia etmediler.”
Münevver Hanım’ın pervasız bir dili vardır. Belki de böylesi daha iyidir.

Allah şaşırtmasın
Üçer beşer kişi yan yana, hızlı ve uygun adımlarla ve tempolu bir yürüyüşle koridorları arşınlıyorlar. Adalet Bakanı, başkan yardımcıları... Haber bir yandan dönüyor ve yürüyen adamlar, kollarında dosyaları, bazen ellerinde çantaları, aynı hızla, aynı tempoyla, aynı yüz ifadeleriyle uygun adım, kameraların arasından yürüyüp gidiyorlar.
Onları seyrederken ve bir yandan olup bitene kulak verirken, Anayasayı ihlâlden, bu ülkede kaç tane insanın başına neler geldiğini yüce mahkemelik olduğunu düşünüyorum. Daha da ötesini düşünüyorum ya, neyse. Yaşımız itibariyle bunları gördük, gazetelerin yazıları yasaklandığı için, beyaz boşluklarla çıktığını da gördük. Mecliste mahkemeler kurulduğunu da gördük.
HSYK gibi anayasal bir kurumun çalışmalarını “durdurmak”  ne demektir? Bunu anlamayacak kadar gaflete düşmekten, Allah korusun! Allah şaşırtmasın! Başbakan bir de en son, beni dehşete düşüren bir şey söyledi:
 “Sade elimizi değil, taşın altına bedenimizi de koyduk”  dedi. Bu nasıl büyük bir konuşmadır! Büyük lokma yemek ama büyük konuşmamak ata sözlerimize kadar işlemiş bir korku iken... Allah şaşırtmasın!

Yazarın Diğer Yazıları