Güler Zere azabı ve domuz testi!..

A+A-
Behiç KILIÇ

Bizim gazetenin ana binası Adli Tıp Kurumu ile komşu.. Gazeteye giderken Adli Tıp’ın önünden geçiliyor...
Bir süredir burada bir toplanma var.. Hatta çadır kuruldu gece bile kalınıyordu, pankartlar açılmıştı.. Arkadaşları, cezaevinde kansere yakalanan ve ölümü kaçınılmaz olan Güler Zere adlı DHKP-C mensubu bir kadın militanın serbest bırakılmasının peşindeydiler.. Adli Tıp’dan bir onay raporu gerekiyormuş..
Bu rapor hâlâ alınamadı
Güler Zere, bir çok olaya karışmış, ağır ceza almış bir mahkum..
Ama... İşin aması var...
Bu genç kadının bu dünya ile işi bitmiş, o büyük yolculuğun kapısında artık.. Ölümünün (Gene de Allah bilir) kaçınılmaz olduğu tabip raporları ile sabit...
Bundan sonra ona, “Hapiste cezanı çek” demenin hiçbir insani tarafı da yok.. Kimden neyin intikamı peşinde olacaksın ki... Hesap varsa, huzur orada...
Güler Zere’nin mahkumiyeti sırasında kansere yakalandığı tespit edilmiş ve serbest bırakılmamış.. Ağır hastalıkların mahkumiyeti bir garip uygulamadır.. Kanseri zamanında tedavi etmezsen kaçınılmaz son belli.. Güler Zere artık bu yola girmiş, ölümü bekliyor. 40 kilonun altına düşmüş... Bu halde bile başına giden doktorlar arasında ona acımasız yaklaşan “Nasıl kıydın onca cana” diye hesap soran varmış.. Bu tavır bir doktorun işi değil..
Babası Haydar Zere, “Artık çocuğumun cenazesini alıp, gitmeyi bekliyorum. Bana sağ vermelerinden artık ümidim kesildi” diyor..
Yapılması gereken, bu ölüm yolculuğuna çıkmak üzere olan kadının hemen serbest bırakılması ve son takatı ile “Vedalaşma hakkının” sağlanmasıdır.. Olabildiğince de tedavisine devam edilmesidir... Mucize olsa, Güler ayağa kalksa ne olur ki bundan sonra?.!
Bu genç kadına yapılanı anlamak mümkün değil... Elini kana bulayanları, “Gelin teslim olun, serbest bırakacağız” diye çağıranların, insan hakları konusunda iddialı konuşmalar yapanların bu tutumu nasıl izah edilebilir?!.
Olayın bir yönü daha, bu tutum derin nefretlere, kalıcı öfkelere de gebedir.. Güler’in yakınları arasında, belki bugüne kadar kızlarının başına gelenlerden sorumlu tutanlar,  “keşke o yoldan yürümeseydi” diyenler varsa dahi, onlar şimdi bu ölümden devleti sorumlu tutacaklar, kendi devletlerine küseceklerdir..
Güler Zere’yi hemen bırakın..


Domuzun çağrıştırdığı!..
Başbakan’ın “Ben olmam arkadaş” çıkışı kafaları iyice karıştırdı!..
Ama öncesinde de vatandaş “Domuz gribi” aşısına domuz görmüş gibi bakıyordu!..
Neden?..
Ülkenin Sağlık Bakanı kararlı bir duruş sergiliyor.. Domuz gribi konusundaki hassasiyeti ortada.. Aylar öncesinde, hiç saklamadan uyarılarını yaptı, salgının kaçınılmaz olduğunu söyledi, tedbirlerden bahsetti..
Ne dediyse çıktı...
Ama ısrarla “aşı olun” demesine karşın, vatandaş frene bastı.. Belirttiğim gibi daha Başbakan konuşmadan önce de, millet aşıya yamuk bakıyordu..
Çünkü tevatür muhtelif...
Ortalıkta yoğun biçimde bir aşısı, vesairesi ile “Domuz gribi rantı” söylentileri var.. Ahali gene bir üfürme yapılarak ortalığın ayağa kaldırıldığı, bu arada  “yandaşlardan seçilmişlerin”  malı götüreceği inancındalar..
Bu rant için, vatandaş “kobay” seçildiğini bile söylüyor..
Sebep nedir?.. Neden, Sağlık Bakanı gibi birinci ağzın ısrarlarına rağmen halk bu çağrılardan kuşkulu?
Neden, böyle önemli bir salgında, sağlık olayında bile hemen akıllara bir vurgun şüphesi yaygın olarak geliyor?
Bu bir “Toplumsal test”tir ülkeyi yönetenlere..
“Domuz testi!..”
Bu “çekimserliğin” cevabını ararlarsa, kendileri üzerindeki, asla kabul etmedikleri soru işaretlerinin cevabını bulurlar...
Ülkeyi yöneten sorumlu kişilerin çağrılarına kuşkulu yanaşan ülkelerin kategorileri bellidir...
Vatandaşın “farkındalığı” önemli bir uyarıdır siyasetçi için.. Yakın çevresindeki “evet efendimci yalakaların” ördüğü sahte duvardan daha önemli ölçüdür..

Yazarın Diğer Yazıları