Gülmeye dâir...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Konuşmak gibi gülmek de insanı diğer canlılardan ayıran bir özelliktir. Bu yüzden bazı filozoflar insanı “gülen hayvan” diye tarif etmişlerdir. Ayrıca “konuşma”nın aksine, gülmenin dili evrenseldir. Yani dilini bilmediğiniz insanlarla konuşup anlaşamazsınız. Ama hangi dili konuşursa konuşsun mütebessim bir çehrenin ne ifade ettiğini anlamak için tercümana gerek yoktur.
Gülmenin; “tebessüm”,  “hande” ve “kahkaha” gibi çeşitleri vardır. “Yüksek sesle gülmek” demek olan “kahkaha” görgü kurallarına uymaz. Hele hele kalabalık içinde kahkaha atmak ahmaklığın teşhirinden başka bir şey değildir. Hande (gülme) insanı ferahlatır. Muhatapta emniyet hissi uyandırır. Ancak, ölçüyü kaçırmak yani çok gülmek de kalbe zarardır. Çok gülen insanın kalbi zamanla duyarlılığını kaybeder, taşlaşır. Taş gönüllerde merhamet yoktur. Onlardan, başkalarının acılarını paylaşmaları beklenmemelidir. Yunus doğru söylüyor:
“Taş gönülde ne biter//Dilinde ağı tüter//Nice yumşak söylese//Sözü savaşa benzer.”
Bu arada hemen kaydedelim ki insanın neye güldüğü de önemlidir. Goethe’nin ifadesiyle: “İnsanın karakteri, en çok nelere güldüğünden belli olur.” Ağlanacak hale gülenler yahut başkalarının acılarına sevinenler ne bedbaht insanlardır!.. Keşke “Gülme komşuna, gelir başına” atasözündeki hikmeti anlayabilmiş olsalardı...
Bizim kültürümüzde esas olan tebessümdür. “Dişler görünecek şekilde, sessiz ve hafifçe gülmek, gülümsemek” diye tarif edilen tebessüm, dînî inancımızın da bir gereğidir. Malum olduğu veçhile, yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de; Hz. Süleyman’ın ordusu karıncaların bulunduğu vadiye gelince, dişi bir karıncanın “Ey karıncalar! Yuvanıza girin ki Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırıp geçirmesinler” demesi üzerine Süleyman aleyhisselam “Karıncanın o sözüne gülerek tebessüm etti” buyrulmaktadır. Demek ki tebessüm Peygamberlerin âdetidir. Nitekim Hz. Peygamberimizin görünüşünü anlatan “hilye” ve “şemâil” kitaplarında da Resûlullâh’ın gülüşü hep “tebessüm” kelimesiyle tavsif edilmiştir:
“Handesi idi tebessüm o gülün//Yani sultân-ı mülûk-i rusülün.”
Toplumda en çok sevilen şüphesiz “güler yüzlü” insanlardır. Bu gerçek, birçok atasözü ve deyimimizde vurgulanmaktadır: “Güler yüz, güler yüz göstermek, güler yüzlü olmak, İnsanın eti yenmez derisi giyilmez güler yüzünden başka nesi var...”
“Güler yüz”ün zıddı “asık surat”tır. Hiç gülmeyen, asık suratlı insanlar “yüzü sirke satıyor, yüzünden düşen bin parça, surat mahkeme duvarı...” gibi tabirlerle yerilir.
Diğer taraftan sahte gülüşler de vardır. İçten olmayan bu tip yapmacık gülüşler ağırbaşlılığı zedeler. Buna yerli yersiz gülmeleri de ekleyebilirsiniz.
Kısacası; gülmek insana mahsus bir hâssadır. Muhatapta güven duygusu uyandırır ve yüze de güzellik katar. Bir düşünün bakalım; sevdiklerimizi niye hep mütebessim bir çehre ile hatırlıyoruz?..
Son söz şairin:
“Sadece insanoğludur gülen elbet//Lakin sen kahkaha atma, tebessüm et//Çok gülmek kalbe zarardır der, eskiler//Gülümse, bak seni bekliyor saadet...”  (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları