Gün Doğar Erenköy'de

A+A-
İrfan ÜLKÜ
Kıbrıs Türklüğü’nün kurtuluş günü barış harekatının yıldönümünü buruk kutluyoruz. 1571’de Osmanlı ordusu adayı, özellikle Magosa kalesi önlerinde üç ay süren korkunç çarpışmalar sonucu, tam 70 bin şehit vererek almıştı. Onlar bugün kutsal Kıbrıs toprağında, Akdeniz’in suskun sularında yatıyorlar. Ben bu duygular içinde görüşlerimi açıklamak yerine, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Mücahit Rauf Denktaş’ın, 1964 katliamında Türk uçaklarının umutla gelişini bekleyen bir avuç mücahitin Rumlara karşı direnişini anlatan “Gün Doğar Erenköy’de” adlı uzun şiirinden bölümler vereceğim. Kuşatılmış mücahitlerin lideri Rauf Denktaş, geçen yıl Kıbrıs gazetelerinden birinde yayınlanan bu şiirinde, kahramanlık gününü, umutla umutsuzluk, ölümle kalım arasında saatler hatta dakikalar sayan Türk Kıbrıslı mücahitlerin destanını şöyle yansıtıyor: “Gün doğar Erenköy’de. Tepelerde mücahitler nöbet değiştiriyor. 11 yaşında Ahmet, seksenlik ihtiyar, günün ilk ışıklarıyla mevzilere su yiyecek getiriyor. Karşı taraftan uğultularla başlıyor korkunç bombardıman. Grivas canisi and içmiş, verdirmeyecek Türk’e aman. 4000 kişi yığılmış cephemize. Denizden hücumbotlar, karadan toplar, mitralyözler başlıyor kan kusmaya. Yemeden bir lokum ekmek mücahitler sarılıyor silahlara; içlerinde büyük bir iman inanıyorlar davaya, inanıyorlar Allah’a. Sonu yok bu mücadelenin, sonu yok; sonu ölüm. Sekiz aylık müdafa bir kan deryası içinde sona erecek. Genç analar hazırlıyorlar kızlarını. Gerdeğe verir gibi elleriyle öldürecek düşmana vermeyecek! Yas yok gönüllerde, gözler yaşlı değil. Son hatıralar, hayatta geçirdiğimiz acı tatlı günler bir sinema şeridi gibi geçiyor; havan topları köyün ta içine düşerek genç yaşlı çoluk çocuk kadın orak gibi biçiyor. Panik yok hiç kimsede. Verilmiş bir karar var: Müdafaaya devam son mermiden bir evveline kadar... Mevzilerden telefon: Ufukta uçaklar göründü geliyorlar... geliyorlar... Göklerde delta şeklinde kartallar, Türk mevzilerindeki kahramanları selamlayarak düşmanın üstünden uçup gitti. Keşif uçuşu... Düşman blöf zannediyor. Toplardan gelen salvolar kuvvetleniyor. Fakat gerilemek yok artık Türkler’de. Anavatan üstümüze kanat gerdi ya... Anavatan bizim için bir riske girdi ya, ölürüz artık seve seve, arkada kalmaz gözlerimiz. Akşam oluyor azalıyor ateş. Düşman dinlenecek, yarın sabah sabah, Türkler’e son ve kati darbeyi indirecek. Bir köşede ayağı ezilmiş bir mücahit bir şeyler anlatıyor. ” Yarın gelirler mi dersin? “ bir köylü soruyor. Gözlerde bir tereddüt... Cevap veriyor yine soran: ” Gelirler elbet elbette gelecekler, göreceksiniz, yarın gökle yeri bir edecekler. “ Uyku yok o gece silahlar elden düşmedi. Türk hatlarına sızmak isteyen düşman bir adım ileri gidemedi... Hereks hazırlanmış bu yolculuğa. Herkes sonunu biliyor. Son müdafaa yerlerini tesbit ediyorlar. Son kadeh su, son sigara, son şaka. Fakat hiç kimsede vedalaşma yok; yok helalleşmek... Hepimiz aynı kaderin yolcularıyız nasıl olsa göç müşterek. Bu son anlarda sert olmak gerek... “Geliyorlar “ bir ses bir haber... Bir uyanış bir diriliş Türk mevzilernden ateş sıklaşıyor. Bitap düşenler, ayakta sağa sola koşup kucaklaşıyor. Geliyorlar, geçiyorlar... Savaş şimdi denkti. sahra topuna karşı sadece imanımız değil bizim de kuvvetimiz vardı: Bu imanla biz dayandık, düşman yaslandı. Akşamı bulur muyuz belli değil. Telsiz çalışmıyor; ümitler yine kırılmakta. Son nefesinde son müdafaa yeni bir Plevne. Uzaktan bir ses var acaba bu ne? Geliyorlar, geliyorlar, geldiler. Düşman mevzilerine dalarak yeni bir ders verdiler. Radyodayız veriyor haberleri. Marşlar çalıyor Ankara’da. Kahramanlık şiirleri okuyorlar, jetlerimizin yaptıklarını anlatıyorlar. Ölümle ağlamayan gözlerde yaş var şimdi... Erenköy destanıdır bu işte. Bir avuç insanın imanı dört bin Rum’un saldırısına karşı günlerce göğüs gerdi. Yıkılmak üzereyken Türk’ün başı yükseldi yine göklere erdi. Kendilerini kurtarmak için gelen şehit Topel’in unutulmaz derdi. Türk’ü Türk’tür kurtaracak ateşten, başka dostumuz yok. Erenköy’de bunu çok iyi anladım ben... Güneş batıyor Erenköy’de nazlı bir gelin gibi dalgalanıyor al sancak. Bu imanla, ruhla bayrağımız Kıbrıs semalarında ilelebet hür ve şen dalgalanacak.”
Yazarın Diğer Yazıları