Gün kötünün

A+A-
Afet ILGAZ

Bu başlığı niye kullandığımı açıklayayım. Yazıyla bir ilgisi yok. Yalnız, bazı açıklanmayan şeyleri,  “batıni”  anlamda belki açıklar diye düşündüm. Allah’ın isimlerinden bazıları şiddet içerir. İçermeyenler çoktur ama evrenin akıl erdiremediğimiz, bize uzun gibi gelen aslında kısa yıllarını da, bu adlar belirleyicidir.


Eleştirmek istediğim iki düşünce
Seçimlerden sonra, başarı değerlendirmeleri yapılırken iktidar partisinin çok iyi çalıştığına dair tarafsız veya mahalli çevrelerden bile olumlu tespitler oldu. Çok uzun süredir çok disiplinli çalışmalar oluyormuş. İktidar partisi mensupları birbirlerine, teşkilatlarına ve başkana çok bağlı ve sadıklarmış. Bir çıkar gözetmeksizin çalışıyorlarmış. Bunların arasında aday olmayan veya adaylıktan çıkarılmış olanlar da varmış.

***


Biraz evvel Prof. Kenan Demirkol’u dinliyordum. Türkiye’nin yok edilen meralarını, hayvancılığını, sağlıklı tarımını anlatırken insan dehşete düşüyor. O mısır özü yağlarının, margarinlerin, ay çiçeği yağlarının seksen ila yüz senelik Türkiye macerasını, Marshall Planı’nı, bu yağlar satılsın diye kesilen dönümler dolusu zeytin ağaçlarını anlattı.
Şimdi artık bu politikaların meyvelerini toplayacak sona gelmiş gibiler. Fabrikalarımız, tarlalarımız, kıyılarımız, dağlarımız, derelerimiz, çağlayanlarımız, ormanlarımız bu şeytani politikaların Türkiye’yi istila etmesiyle yaralandı, bozuldu, bitti.
Sınırlarımız yeniden çizilmeyi bekliyor (!) Güneyimizde bir yeni ve büyük İsrail Kürdistan oluşumunun tamamlanması için çırpınan çırpınana. Anayasamızı bunun için değiştireceklermiş. Referandumu bunun için yaptılar. CHP’ye ve MHP’ye bunun için kaset tuzakları kurdular. Libya’yı bunun için bombalıyorlar. Adını ezberlemek zorunda olmadığım o aktris bunun için Suriye sınırına geldi, çocuklara gülücük dağıtıyor.
Peki, bütün bunlar, bu gelişmeler için, sadık partililer olmanın değeri ve önemi nedir? Sonuçta böyle bir dünyaya hizmet edilecekse ben CHP’nin ve MHP’nin bu özel vasıfları taşımamakla eleştirilen mensuplarını tercih ederim. Ayrıca şunu da sormak isterim. Cumhuriyetçi Güç Birliği kadroları neden yeterli oy toplayamadı? Çok çalışkandılar, çok iyi niyetli ve heyecanlıydılar ama iktidarın imkanları onlarda olmadığı gibi, okumakta benim bile güçlük çektiğim küçük puntolarla yazılmış kağıtları kullanmak ve iktidarın pervasız propagandalarıyla yarışmak zorundaydılar.
Devlet Bahçeli konuşmalarına hep  “dava arkadaşlarım”  diye başladı. İktidarın böyle sesleneceği bir dava arkadaşı ve davası var mı?

***


İkinci yanlış bulduğum düşünce de bir hocaefendinin Suriye konusunda yaptığı tahlil oldu. Milli tavırlarını beğendiğim bu hocaefendi, Suriye meselesine bir mezhep dürbünüyle baktı. İran’ın  “Şia” sını eleştirerek onun hiçbir zaman bir kafirle savaşmadığını söyledi. Bu doğru olabilir. Ama buradaki mesele, hocaefendinin de hiç olmazsa, Erbakan Hoca’dan öğrenilmiş siyasi gerçekleri hatırlamadan bu tahlili yapmasıydı. İran, Lübnan, Suriye bir mezhep bloku oluşturuyor olabilirler ama onların hasmı emperyalistler veya haçlılardır. Haçlıların Türkiye’ye ve dolayısıyla amaçlarına çok yaklaştıklarını sandıkları o beş bin yıllık planı gerçekleştirmek için, son hamlelerini yaptıkları bu Kuzey Afrika ve Suriye savaşı, İslam’ın da savaşıdır. İslam anti emperyalisttir. Bu, Haçlı karşıtı demektir ve Suriye, İran ve Lübnan, Çin, Hindistan ve Rusya’yla, bu emperyalist saldırının karşısındadırlar ve bu savaşa maruzdurlar.

Yazarın Diğer Yazıları