Güvensizlik bunalımı

Altemur KILIÇ

Uygar ülkeleri ayakta tutan, birleştiren ortak payda kurumlara, değerlere  “güvendir”... Vatandaşların da “öz güvenidir”!
Mustafa Kemal, boşuna, laf olsun diye,  “Türk; övün, çalış, güven” dememiş, Ankara’da, abidesini, süs olsun diye diktirmemişti! Osmanlı’nın son döneminde, devlete, kurumlarına, millete güven, kalmamıştı, halkın da öz güveni yoktu! Her durumda, “Yabancı devletler ne derler?” diye, onların ağızlarına bakar olunmuştu! İşte Mustafa Kemal, yeni devleti kurarken, ilk başta milletinin “güven tazelemesini”  istemiş ve Cumhuriyet’in “altın yıllarında”, büyük işler bu “güvenle” başarılmıştı!
Bugün, açıkçası, devletimize, kurumlarına ve kendimize güvenimiz kalmadı!..
Devletin başındaki kişiye; milleti birleştireceği yerde, partizanca hareket eden, devletin onurunu, yabancılar, Arap şeyhleri, AB karşısında koruyamayan, Ermenilerin ayağına kadar giden ve şimdi de, Barzani’nin, Talabani’nin ayaklarına gidecek olan Abdullah Gül’e güvenemiyoruz! Güvenen varsa, beri gelsin!
Yasama erkine, adeta “hâkimiyetin, kayıtsız şartsız AKP’de olduğu” TBMM’ye güvenemiyoruz... Zaten, politikacılara da, artık hiç güven kalmadı...
“Yürütme” erkine -bu iktidara- Başbakan’a, bakanlara güvenemiyoruz! Bunun ayrıntıları her gün, seçim meydanlarında ortada!
“Halk idaresi” değil - “oy çoğunluğu” istibdadı- “mobokrasi” (kalabalık idaresi) haline gelen “tramvay demokrasisine” güvenemiyoruz!
İdareye, yandaş vali ve kaymakamlara, başbakanın “Yedirmem” dediği valilere güvenemiyoruz.
Her uygar ülkenin, mülkün temeli “adalettir”, ama en acısı, yargıya bile güvenimizi yitirmekteyiz. Kişileştireyim: Yargıtay’ın bir dairesinin, “kaziye” olarak oluşturduğu hükmü, başka bir dairesi nakzederse, hangisine güvenmeli!
En yüksek adalet mercii Anayasa Mahkemesi yargıçları  “özde -sözde”  diye bölünmüşlerse... “Ergenekon kapsamında”, kanunlara rağmen yargısız infazlara kayıtsız kalınınca  “hukuka”da güvenemiyoruz.
Polise de, içine sızılmış Emniyet’e de artık hiç güvenemiyoruz! .
“O mahkeme bize karşı, bu mahkeme bize yakın” denebiliyorsa, ne kadar acı! Bağırları yandığı için böyle konuşanlar mı haksız? Yoksa, telekulakla dinleyenler, buna engel olmayanlar ve bazı mahkemeleri, hatta yargıçları, savcıları kendi maksatları için kullanmak isteyenler mi haklı? Kısacası, yargıya, “mülkün/devletin temeli” olması gereken adalete “güveni” kim bozdu, bozuyor?
Bu yüce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dış ilişkilerini yönetenlere, AB kapısında bekleyenlere, ABD icazetinden medet umanlara, IMF’den ulufe bekleyenlere, ülkeyi  “pazarlamayı”  maharet sananlara güvenemiyoruz. Bakın; daha önce ünlü İsmet Paşa (İnönü), Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras, Şükrü Saraçoğlu, Numan Menemencioğlu, Prof. Fuat Köprülü, Fatin Rüştü Zorlu, Selim Sarper, Feridun Cemal Erkin, Hasan Esat Işık, İhsan Sabri Çağlayangil, Osman Olcay, Haluk Bayülken, Prof. Turan Güneş gibi dirayetli bakanların bulunduğu makamda, Ali Babacan var. Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan, hükümet başı Nalbantyan, “Türkiye ile ilişkilerimizdeki gelişmeler, iddia ve taleplerimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelemez” derlerken, “Ermenistan’la ilişkilerimiz en iyi noktasında” diyen, eğitimi pazarlamacılık, meziyeti İngilizce bilmek olan Ali Babacan’a mı, gene “iyi İngilizce bilen” Egemen Bağış’a mı güveneceğiz?
Ya “yandaş-yalaka-çanaka” medyaya mı güveneceğiz?
Gençlerin beyinlerini yıkayan “sözde aydın” öğretim üyelerine mi?
 AB’ye, ABD’ye, BM’ye, ahı gitmiş, vahı kalmış NATO’ya güvenemeyeceğiz besbelli. Pekiyi, bu durumda, Allah’tan başka neye, kime güveneceğiz? “Ya sabır” diye, tespih çekip,  sabrın sonu selamettir” diye tevekkülle bekleyecek miyiz?  İçimden: “Neredesin Mustafa Kemal?” diyesim geliyor!


Ve halk
En son tahlilde gene halka güvenmek gerekiyor. “İçeride kaç kişi olduğu malum. Ya “Biz kaç kişiyiz” diye sokaklara, meydanlara dökülen, Anıtkabir’e koşanlar? Onlara ne oldu? Buharlaştılar mı?
Ve bir merakım var; “Ergenekon kapsamında” bir sabah, eski Genelkurmay başkanlarını, cumhurbaşkanlarını da “toparlarlarsa” “yine de güvenimiz, saygımız” devam edecek mi?
Vatan gazetesi, bazı yazarlara sormuş; ” Mümkün olsa, Başbakan Erdoğan’a ne sorardınız “ diye. Mümkün olsaydı, ben sorardım; “Sayın Başbakan, lütfen, hem de Kuran’a el basarak söyleyin; “Atatürk ve devrimleri, Türk milliyetçiliği hakkında ne düşünüyorsunuz?” 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş