AKP’nin finali sanmıştım ama benim finalim oldu!

AKP’nin finali sanmıştım ama benim finalim oldu!
AKP’nin finali sanmıştım ama benim finalim oldu!

İlk olarak 3 Kasım 2002 seçimleriyle “Gidenler”i toplamıştı bir kitapta, ardından “Başımıza Gelenler” geldi. Başımıza gelenlerin, başımıza ördüğü “İki harflik alfABe”, “Ampulbank” derken... ’Bu kadar kör gözüm parmağına olaydan sonra millet tutup yeniden oy verecek değil ya’ diye düşünmüş olmalı, 22 Temmuz 2007 seçimlerine bir kaç ay kala  “Finalist”i çıkardı..
Ve bu son kitap oldu çıkardığı. Sadece yayınevleri değil, gazetelerin, dergilerin, televizyon kanallarının da kapıları birer birer kapandı yüzüne.

Talep gören biri değilmişim
Radikal’e iki bant birden çizdiği, Radikal Kitap ekinin kapaklarını yaptığı, bu kapaklardaki ’yapıt’larının TÜYAP’da sergilendiği, Hanzade Doğan başta olmak üzere üstten-alttan, sağdan-soldan, yaptığı işlerin övgülere mazhar olduğu, yani kendisini mesleki anlamda “sağlamda” hissettiği bir dönemde “işsiz” kaldı Emre Ulaş.
Şimdi “Talep gören birisi değilmişim anladım” dese de, çizgisinin bağımlılık yarattığı sır değil. Ailesiyle ilgili bütün gelecek planlarını, hayatını değiştirmek zorunda kalmış olması da kötü tabii ama, “neden” sorusuna cevap bulamıyor olması, “başka türlü” sarsmış Ulaş’ı.  Bırakın bir gazeteciyi, “Neden, nasıl oldu?” diye sormaya kalksa eşine, dostlarına dahi verecek cevabı yok. Yapabildiği tek şey tahminler yürütmek. “Radikal’den ayrılmam konusunda hala hiçbir şey bilmiyorum” diyor.
2007 yazında tatilde olduğu sırada Radikal’den 41 kişinin işten çıkarıldığı haberlerini okumuş internet sitelerinde. İlkin, adı yokmuş listede. Sonra bilgiler giderek kirlenmeye başlamış. Durumunun muallakta olduğunu sezmiş. İsmet Berkan’ı aramış neler olduğunu anlamak için... Kem küm faslını geçersek, alabildiği en ele avuca gelir cevap, “Vahşi kapitalizm” olmuş!

Berkan’ın açıklama borcu var
“Ben Radikal için masraflı bir çalışan değildim” diyerek sebebin ekonomik olamayacağını söylüyor Ulaş.
Haklı olarak soruyor: “Siz işten çıkarmayı düşündüğünüz adama ikinci bandı çizdirir misiniz? Cilalı Taş Devri’nden sonra Babalar’ı başlatır mısınız? Bir insanı işten çıkarabilirsiniz. Ama bunu  insani bir biçimde yaparsınız. En azından söylersiniz ki, ben de ona göre yolumu çizeyim. İsmet Berkan’ın hala bir açıklama borcu var bana.”
İnsanın inanası gelmiyor ama demek ki Berkan’ı aramasa, işten çıkarıldığını dahi öğrenemeyecek yahut kimbilir ne zaman, öğrenecekti Ulaş.  Tabi bir de işin “görünen köy” kısmı var. Genelde öyle olur ya... İşten çıkarılma noktasına geldiğini bir şekilde hisseder ya insan..
Yok böyle de olmamış Ulaş’ın ki.. “Hiç bir rahatsızlık ifadesi, ’yapma, etme’ uyarısı, bir hoşnutsuzluk belirtisi de mi yoktu” diye sordum.
Yokmuş: “Çizme demezsin de ’niye böyle yapıyorsun’ denir değil mi? Hiç öyle bir fren yapılmadı bana. Hatta merak ediyordum ’Kimse neden bir şey demiyor’ diye. Yazıişleri Müdürü’nden ’bu olmuş, bu olmamış’ hiçbir şey duymadım.”
“Çıkarılma”, Ercan Akyol’la yedikleri öğle yemeklerinde aralarındaki bir nevi “hakara-makara(!)”dan ibaretmiş sadece. Ha bir kere de Karikatürcüler Derneği “Sıra sizde” diye kar suyu kaçırmış kulaklarına... Olur ya, muhalif çalıştırmak da külfetli iş, ’acaba gazete tazminat ödemekten mi yoruldu’ diye düşündüm ama “Bana hiç dava açılmadı ki” diyor.

Vefa’dan geriye tek boza kalmış
Bu çapta bir çizer, yurdumun her gün mantar gibi gazete çıkaran bereketli sermayesi tarafından nasıl olur da üç koca yıl boyunca boşta bırakılır? Korku medyanın dağlarını sardı diye mi bu yok sayma?
Cevabı ilginç: “Korkan benim artık. Kimse korkmuyor. Herkes kendinden gayet emin. Ben bir şey çizersem ertesi gün işten atar beni zaten. Aman biz de demokratız deyip sonra bir sınır çiziyorlar ya, zaten yaklaşamıyorsunuz hiçbirine...”
Bakın nerelere yaklaşamamış... Ve nerelere yaklaştığıyla kalmış:
Nokta’da birlikte çalıştığı arkadaşları varmış Habertürk’te; telefonuna bile çıkmamışlar.
Cumhuriyet’e gitmiş. İlgi de kusur etmemişler ama hem “17 tane çizerleri olduğu” gerekçesiyle, hem de tam İlhan Selçuk’un ameliyat dönemlerine rastladığı için görüşmeleri, netice alamamış.
Piyale Madra ile birlikte Ademler ve Havvalar’ı hazırlamışlar NTV’ye. O dönem Nuri Çolakoğlu ilgilenmiş. Bir yıl da yayınlanmış. Ama sponsor bulunamamış!
Bloomberg için, ekonomi ekranını rahatlatan bir proje hazırlamış; “Sponsor olursa uyar” demişler. “Hala sponsor arıyor Bloomberg. Belli o iş de hikaye oldu. Ben de şimdi başka para verilmeyecek şeyler hazırlamaya devam ediyorum” diyor.
Liste uzun; NTV Spor için “Futbol Profesörü” diye bir karakter yaratmış mesela... “Hımmm”layıp, “mmmmmm”lamışlar sadece... Bu yaklaşım biçimine isyan ediyor:
“Projeler yapıyorum çok emek harcıyorum ama gidiyor, duvara çarpıyor, dönüyor. O emeğin karşılığında sadece bakması gereken insanlara bile ulaşamıyorum. Sadece beş dakika, filmi görecek. Onu bile yapamıyorsun. NTV Spor’un müdürüne bir ay boyunca ulaşamadım. Her gün sekreteriyle konuşuyorum. Çok ayıp bir şey değil mi? İnsan bir bakar. Ben artık sadece bakılması için bir şey üretmeye başladım. Nirvanaya ulaştım derler ya!..”
Mizah bu kadar içindeyken ne kadar körelebilir ki, elbette hala espiri yapabiliyor ama genel manzaraya bakınca karamsar: “Sormak istiyorum acaba bir çizer olarak daha ne yapmam lazım?” diyor.
Sorduğu sorunun cevabını biliyorum ama söylemeye dilim varmıyor; Hani “Y” ile başlıyor da “Ş” ile bitiyor ya... Hani ondan olunca medyada bir daha sırtın yere gelmiyor!..

Hasan Cemal’i eleştirdim, sekreteri aradı karikatürü istedi
Emre Ulaş, “mağaraya resim yapmak gibi bir şey” diyor karikatür için.
Radikal için çizdiği Cilalı Taş Devri bandında yaptığını şöyle anlatıyor:
“Bugün geyik avlayamadıysam, çocuğumun karnını doyuramadıysam, onu çiziyorum mağaranın duvarına. Onun gibi işte. Sonuçta benim yaptığım şey de, birey olarak, hayatın içinde, yöneticiler de dahil beni etkileyen herşeyi, en doğal biçimiyle ifade etmekti...”
Hatta biraz fazla doğal davranmış!
Kendi deyişiyle “saftiriklik” derecesinde doğal!
Malum, çizgilerin yegane sınırları, gazete sayfalarına atılan kontürler değil artık.
Mikronezya, Papua Yeni Gine, Ruanda, Uganda’yla bile vizeyi kaldırabilir iktidar; gelin görün ki vatandaşı, yazmanın, konuşmanın, çizmenin, düşünmenin etrafına çektiği -doğallaştırılan- sınırlardan geçirmekse söz konusu olan  “yassak arkadaşım”!
Sen serbest fikir dolaşımının avukatı mısın yaa!
Belki de bu “yassak”ları deldi farkında olmadan Ulaş. Çizdiklerini geçirince gözünün önünden, bazı parçaları şimdi şimdi biraraya getirmeye başlamış.
Hasan Cemal’in Başbakan’ın yanağını Mehmet Barlas’a kaptırdıktan(!) sonraki ruh halini anlatan karikatürü yayımlandıktan sonra yaşadığı olayı anlatıyor:  “Hasan Cemal’in sekreteri aradı. ’Hasan Bey karikatürünüzü çok beğendi, büyük bir tane istiyor’ dedi. Cemal’in gazetedeki odasının duvarları orijinal karikatür doluydu. Ben de, gittim Beşiktaş’ta büyük bir tane yaptırdım. Merakı var diye istediğini düşünmüştüm o zaman. Sonra sonra düşününce bulmaya başladım. Hasan Cemal’in eşi Milliyet’te reklam bölüm başkanıydı. Bu bağlantıları çok geç keşfettim.” 

*  Erken keşfetseydiniz çizmez miydiniz o karikatürü?
Hayır canım yine çizerdim. Orada Hasan Cemal’i eleştirmek istemişim, eleştirmişim. Çizerken, kafanız, o nerede yazıyor, aynı grupta mıyız filan diye çalışmıyor. Mesela Nobel’i aldığında, Orhan Pamuk’un güzellemesinin yapıldığı bir gazete vardı. O gazetedeki tek olumsuz ya da olumsuza yakın bölge benimkiydi. Hiç ’Orhan Pamuk için çizersem bir şey olur mu? Hasan Cemal için çizersem bir şey olur mu?’ diye geçirmedim aklımdan. Bunlar birikti büyük ihtimalle. Çünkü herkesin bir stratejisi var. Sonra da böyle dımdızlak kaldık işte!

 

YARIN: KARİKATÜRİST YANDAŞ OLUR MU?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.