Habur’daki yol kazasının hesabı sorulmayacak mı?

İsrafil K.KUMBASAR

19 Ekim, ülkeye ‘barış’ ve ‘kardeşlik’ ortamını getirmeyi amaçlayan ‘açılım’, pardon ‘milli birlik ve beraberlik’ (!) projesi için çok önemli bir dönüm noktası oldu.
İmralı’daki büyüklerinin onayından çıkan müthiş plan doğrultusunda, ‘kan’ ve ‘barut’ kokan ‘gitarlarını’ arkadaşlarına emanet ederek, ‘son model cipler’ ile eve doğru yola koyulan barış elçileri, ‘tarihi fırsatı’ kardeşliğe dönüştüren marşlar eşliğinde bir şafak vakti ansızın Habur Sınır Kapısı’na dayandılar.
‘Savaş kazanmış’ muzaffer bir ordunun mensupları gibi, üzerlerindeki ‘üniformalar’ ile mağrur adımlarla yürüyüp ‘zafer’ işaretleri yapan elçiler, sınırda toplanan kalabalıklar tarafından ‘davul zurnalar’ eşliğinde karşılandılar.
Ellerindeki ‘müzakere’mektuplarını gösterip, “Buraya liderimiz Apo’nun isteği ve talimatları doğrultusunda geldik” diye ısrar etmelerine rağmen, ‘Pişmanlık Yasası’ kapsamına alınan elçiler, ‘toplam 3.5 saat’ süren göstermelik bir sorgulamanın ardından serbest bırakıldılar.
BDP otobüslerine bindirilen barış elçileri, ‘havai fişek’ gösterileri eşliğinde stadyumlarda ‘şeref konuğu’ olarak ağırlanmak üzere bölge turuna çıktılar.

***

Barış elçilerinin sebeb-i ziyaretini ‘milli birlik projesinin’ bir adımı olarak değerlendiren AKP iktidarının başı Tayyip Erdoğan, aynen şöyle diyordu:
- “Sınırdaki manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Çok güzel şeyler, umut verici, sevindirici gelişmeler oluyor.”
Ancak, Erdoğan ve Çankaya’daki kardeşinin  “Çok güzel şeyler” olarak tarif ettikleri rezalet, terörden canı yanmış olan milletin büyük tepkisini çekti.
Partisinin oy kaybetmeye başladığını anlayan Erdoğan, önüne konulan ‘yol haritasında’ zoraki olarak değişiklikler yapmak zorunda kaldı.
Cezaevinden avukatları aracılığı ile bir açıklama yapan kapatılan DEP milletvekillerinden Hatip Dicle, hükümet ile örgütün uzantıları arasında perde arkasında yapılan pazarlıkları, aynen şu cümle ile ifşa ediyordu:
- “İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Ahmet Türk ile yaptığı görüşmede, ‘Hakim ve savcılar ayarlandı, PKK’lılar geldikleri gibi geçecekler’ dedi.”
İddiaların basında yer almasının ardından, kameraların karşısına geçen Beşir Atalay aynen şu ifadeleri kullanıyordu:
- “Bana atfen verilen ifadeler doğru değildir. Benim böyle bir ifadem söz konusu olmamıştır.”

***

Nevruz öncesinde, terör örgütünün Meclis’teki uzantısı olduğunu açıkça ilan eden BDP’nin başı Selahattin Demirtaş ile de bir görüşme yapan, Beşir Atalay aylar sonra bir gazeteye yaptığı açıklamada şöyle günah çıkarıyordu:
- “Habur bir yol kazasıydı.”
Ve devamında, belki de farkında olmadan şu sözleri ağzından kaçırıyordu:
-  “Ama o tür şeylerin yaşanmaması için iki gün önceden Ahmet Türk ile görüştük. ‘Ne olur bu süreci tahrip ettirmeyin. Bu insanları öyle karşılatırsanız yansımaları yanlış olur, bunu yaptırmayın’ dedim. Ahmet Türk, ‘Sizi üzecek bir şey olmayacak, rahat edin’dedi. Ondan sonra tekrar telefonla konuştuk. Sonuna kadar çaba gösterildi, ama önlenemedi. O gelişlerin sürece zararı oldu.”
Bu sözler, örgüt ile dolaylı yoldan yapılan ‘gizli pazarlıkların’ çok açık bir itirafıdır.
Bu sözlerin sahibi olan kişi, ne yazık ki hâlâ o koltuğu işgal etmeye devam ediyor.
Bu kaçıncı yol kazasıdır Sayın Atalay?
Yol kazalarına uğrata uğrata, sonunda ülkeyi bir ‘enkaz’ haline getirmeyi başardınız.
O kazaların bir faturası olmayacak mı?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş