Hac değil Müslüman katliamı

Özcan YENİÇERİ

Suudi Arabistan Kralı Salman, Ağustos ayı başında Fransa'da plaj kapatır. Kral ve ailesi için villadan plaja inen asansör sistemi yapılır. Bölge sakinlerinden 150 bin kişi durumdan şikâyetçi olur ve bunun üzerine kral tatilini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalır.

Suud Kralı Salman, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmek için Washington D.C.'ye gider. Yüce Kral(!) bu defa üç gün konaklamak için şehrin en lüks otelleri arasında yer alan Four Seasons'ı tamamen kapatır.

222 odalı otelde günlük oda fiyatı 500 ila 1000 dolar arasıdır. Otel içerisine ve girişine kral için kırmızı halı serilir, otel içerisine altın kaplama mobilyalar yerleştirilir. Otelin her yerine altın aynalar, altın ahizeler, altın kaplama masalar ve hatta altın kaplama raflar yerleştirilir.

Suud Kralı, zevkinden, sefasından, konforundan ve lüksünden zerre misali taviz vermemektedir. Ancak aynı kral ülkesine her yıl hac farizasını yerine getirmek için gelen Müslümanların hayatlarını bozuk para gibi kaybetmesinden hiç rahatsızlık duymamaktadır.

Suudi Arabistan'daki kokuşmuş rejim, bozuk sistem ve kirli yönetim Müslümanların adeta kâbusu haline gelmiştir. Dar kafalı, beceriksiz, iş bilmez ve şımarık bir hanedanın yöneticileri Müslümanların hac ibadetleri sırasında hayati risk almalarına neden olmaktadır.

1975 yılından bu yana Mekke'de hacıların yaşadığı felaketler şunlar: 1975'te gaz bombasının yüzünden 200 hacı, 1987'de müdahale yüzünden 400 hacı, 1990'da 1426 hacı, 1994 yılında yaşanan izdihamda 270 hacı, 1997 yılında çıkan yangında 343 hacı, 2006 yılında yine bir izdihamda 364 hacı hayatını kaybetmiştir.

Kitleler halinde Hacıların ölümüyle sonuçlanan felaketlerin nedeni Suudilerin efsanevi beceriksizlik ve yetersizlikleridir. Mekke'ye giden vatandaşlar şehrin büyük bir inşaat alanına çevrildiğini söylüyor. Kutsal topraklarda inşaat yapımındaki hadsiz hesapsız artış, organizasyon rezaleti, iletişim sorunları ve acil durum planlamasındaki yetersizlik facialara davetiye çıkartmaktadır.

Mekke'nin kutsiyetine kast edecek ne varsa Suudlar onu yapıyor. İslam'ın kıblegâhı hallaç pamuğu gibi atılarak her yan inşaat alanına dönüştürülmüştür.

2015 yılının 11 Eylül'ünde Kâbe'de genişletme çalışmaları sırasında bir vinç, şiddetli yağış ve fırtına nedeniyle hacı adaylarının üzerine düşmüş ve kazada 107 hacı yaşamını yitirmiş, 238'i de yaralanmıştır.

Müslümanlar aynı hac döneminde ikinci bir felaketi de Kurban Bayramı'nın birinci gününde yaşamıştır. Mekke kentinin 5 kilometre dışında bulunan Mina'da çıkan izdihamda bu defa 753 hacı ölmüş ve 887'si de yaralanmıştır.

Mekke'de hac sırasında ölüm adeta sıradanlaştı. İş o hâl aldı ki insanlar "Mekke'de ölüm herkese nasip olmaz" diyerek kendilerini avutmaya başladılar. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dan da bu konuda garip bir açıklama geldi. Cumhurbaşkanı, "Suudi yönetimi organizasyon için şartlarını zorluyor... Burada Suudi Arabistan'a bir fatura yükleyelim gibi bir yaklaşımı doğru bulmuyorum" diyor.

Mekke'yi şuursuz biçimde inşaat alanına çeviren, dağı-taşı rant için dümdüz eden, bir vinci dahi kurallara uygun çalıştıramayan ve yüzlerce hacının yollarda birbirini ezerek ölmesini engelleyemeyen Suud yönetiminin sorumluluğunu göz ardı etmek yanlıştır. Meydana gelen faciaları izdiham, kader ya da ölenlerin kabahati olarak görmek katliama seyirci kalmak ve gerekçe bulmaktır. 

Suud yönetiminin hacda meydana gelen onca faciaya rağmen gerekli tedbirleri almadığı meydandadır. Sorumluluğu açıktır ve tartışılmaz.

Yüce Kral (!) rahatı için Fransa'da plaj, ABD'de otel kapatacak kadar her şeyi düşünüyor da milyonlarca Müslüman'ın hac görevini kazasız/belasız yerine getirmesi için gerekli tedbirleri niçin düşünemiyor?

Ucuz ölüm ve kötü yönetim Müslümanların kaderi değildir!

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş