Haçkalı Hoca’nın hikmeti neydi

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

AKP iktidarı, padişahların, hatunlarının, tarikat önderlerinin isimlerini yaşatmanın, Cumhuriyet döneminde Trabzon’a büyük hizmetler veren devlet, ilim, bilim adamlarının isimlerini yaşatmaktan önemli mi görüyor.

 

Akçaabat Söğütlü deresi kenarında Karayolları arazisi üzerinde yapılan hastaneye, AKP Akçaabat milletvekili Mustafa Cumur’un oluru ile Haçkalı Hoca lakabıyla ünlenen Oflu Mustafa Hoca’nın adının verilmesini eleştirmiştim.
Bizim; ne dindarlarla, ne de din adamlarıyla bir sıkıntımız, bir derdimiz yok.
Bizim eleştirilerimiz, din adamları üzerinden siyaset yapanlara, dini siyasi malzeme olarak kullananlara karşıdır.
Akçaabat’ın bir beldesinde, köyünde yarım asır önce imamlık yapan bir din adamının ismini bir camiye, dergaha verebilirsin, ama bir sağlık kuruluşuna, eğitim yuvasına vermek doğru değildir. 
Neden derseniz?
Haçkalı Hoca; görev yaptığı Akçaabat ve Tonya ilçelerinde, köylerinde halkın yararına ne yaptı? O bölge insanını Müslüman mı yaptı, o bölgeye cami, medrese vs. mi yaptırdı. Din adamı mı yetiştirdi. Haçka’da yani Düzköy’de bir kütüphane mi kurdu?
Bu soruları o yörede yaşayan çok kişiye sordum.
Şu ana kadar hiçbir Allah’ın kulundan şunu yaptı, bunu yaptı diye bir cevap alamadım.
Tek aldığım cevap, okuma ve üflemesinin kuvvetli olduğudur.
Spor Bakanı Faruk Özak’ın rahmetli babası Haydar Hafız onlarca talebe yetiştirdi. Haçkalı Hoca kimi, kimleri yetiştirdi. Bir kütüphanesi mi var?
Mesela Hasan Cömert’in dedesi, din adamı idi. Dede hafız Cömert, yüzlerce kişiye kuran öğretmekle kalmadı, kütüphanesinde de onlarca eser var. 

***

 
Trabzon Yenicuma Mahallesi’ndeki Doğum Hastanesi’ne de Gülbahar Hatun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi adı verilmiş.
Trabzon’da Atapark’taki türbede yatan Gülbahar Hatun, 1453 yılında doğmuş. Milliyeti, dini bizi çok da ilgilendirmiyor. 1469 yılında Yavuz Sultan Selim’in babası 2. Beyazıt ile Amasya’da evlenmiş. Evlendiğinde ya 16 ya da 17 yaşında idi.
Şehzade Beyazıt’ın Gülbahar Hatun ile yaptığı bu evlilikten Yavuz Sultan Selim olmuş. Yavuz, daha sonra Trabzon’da valilik yapmış. Gülbahar Hatun 1510 yılında ölmüş, Zağnos’a defnedilmiş. Yavuz Sultan Selim de tahta geçtikten sonra annesinin adına Zağnos’taki camiyi, külliyeyi ve türbeyi yaptırmış.
Padişahların, hatunlarının, hocaların, tarikat ve cemaat önderlerinin isimlerini yaşatmak, Cumhuriyet döneminde bu kente büyük hizmetler veren devlet, ilim, bilim adamlarından çok daha önemlidir.
Bunu ben söylemiyorum.
Trabzon’da AKP iktidarında, Cumhuriyet hükümetleri döneminde yapılan eserlere verilen adlara bakın, bu olayı görürsünüz!
Bunun nedenini; yeni nesillere tarih bilinci aşılandırma ile ilişkilendirmek yanlıştır. 
* Kuzey Ekspres Gazetesi

 

+++

 

Öküz isyan ederse
Yaşam bilimin turnusol kâğıdı ve mihenk taşıdır.
Şükrü Uluçay’ın “Öküz” haberini okuyunca öküze makale düzmek farz oldu. Sahibi tarafından boyunduruk vurulan öküz, tepki verip sahibini hastanelik eder.
O bile, köle olmaya tepki koyuyorsa durup düşünme zamanıdır. Sanki yaşam tersine dönmeye başlıyor, tarihte sarı öküzü feda eden öküzler bu sefer akıllanıyordu.
Öküz bizde, kavrama ve sorgulama yeteneği olmayanlara denir. İşi yumuşatmak için bazen inek kelimesini kullanırız. Lakin en vurucu olanı; Öküzzzzz dür.
Nasıl olmasın ki? Adamı vekil seçer, il genel yâ da belediye meclisi üyesi yaparız, kendini güdemeyenleri bizi gütmesi için baş tacı yaparız. Beceremezler sonrada kızarız; Öküzzzzzzzzz.
Vatan yağmalanırken en değerli varlığımız, toprağımız, soluduğumuz hava, dibimizdeki Kereste Fabrikası tarafından zehirleniyorken, bu az oluyor diye elin gâvurunu daha fazla zehirlemesi için Çimento Fabrikası yapmaya çağırırız. Oy verdiklerimiz zehirciye yataklık yapıp boy, boy fotoğraflar verir, bu üçkâğıtçıları koynumuza sokarlar. Sonra topraklar yok olur, gâvur alacağını alır, iş işten geçer ne toprak ne sağlık kalır. O fotoğraftakiler de zaten tüymüştür kızarız; Öküzzzzzzzzzz.
Adamlar gazeteci, yazar, aydındır. Biraz akıllı biraz yalamışlardır tabii ne yaladılarsa. Çünkü dil dışarıdadır ne verilirse buldukça yalarlar. Kızarlar; tarım alanının dan sanayi yatırımı olmuyor diye. Oysa bilmezler ki toprak olmazsa yaşam olmaz. Aslında yandaştır, yalanı yazıp gerçeği yazamayan. Dinleriz onları oturunca da kazığa kızarız; Öküzzzzzzzzzz..
Diploması büyüktür mezun olduğu okul büyük olduğu için. Yalama babası, anası, yakınlarıyla parti, parti gezer, taklalar atıp amuda kalkar, politikacı olur. Sen doğruyu söyledikçe, döner beli, ekseni etrafında. Yalakalık meslek olunca gerçek mesleğini unutur. Meslek edinince yavşaklığı inanırız, destek için iskele oluruz. İktidara değil bize çıkmaya başlayınca anlarız yalamadır o, kızarız; Öküzzzzz.
Doktor yerine şeyhe gider, ayak suyunu içip tedavi, çaput bağlayıp sınav sonucunu bekleriz. Kadın hamile kalmaz, çocuk sınavı kazanamaz onlara kızarız; Öküzzzzz.      

***


Öküzün boyunduruğa isyan edip insancıllaşması, insanın boyunduruğa girdikçe sesizleşmesi. Tarihini unutan milletlerin sürüleşmesi, sadakaya muhtaç hale gelmesi kaçınılmazdır.
İşte böyle, halen aç kaldıkça, yoksullaştıkça, aldatıldıkça boyunduruğa kafayı uzatıyorsak, kimseye kızmaya hakkımız yoktur. Kızılacak varsa o da kendimizdir. Ohalde kendimize kızalım ve aynanın karşısına geçip bağıralım...               
* Çağlar Çukur

 

+++

 

Bir cinayetin anatomisi
Öldüren ağabey Türk olsaydı, işte o zaman vay başımıza gelenler. Manşet olurdu dünya basınına. Yer yerinden oynar, işte Türkler böyledir, denir ve hemen 1915 sözde Ermeni kıyımı gündemin başköşesine otururdu.
Hemen, bizim Ermeni imzacılar pankartları hazırlar ve “BİZ DE ERMENİYİZ” diye İstanbul’u altüst ederlerdi. Özel televizyon programları yapılır, sanatçıların miniklerinden, yazarların sakallılarına, anasından prof doğmuşlara kadar tüm demokratçı ve insan haklarıcılar, zafer kazanmış muzaffer komutan edasıyla analizler yaparlardı. Nerelerdesin minik kuş?
Kafanı kuma mı gömdün? Bu olanlardan haberin yok mu?
İşte bir cinayetin anatomisi. Öldüren Ermeni, ölenlerden biri Türk. Bu seni ırgalamadı mı?      
* Serdar Orhaner

 

+++

 

Silahlanmayı teşvik cinayete azmettirmektir
Şu anda yürürlükte bulunan ve değiştirilmek istenen 6136 sayılı “Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun” da yapılmak istenen değişiklikler, ateşle oynamaktır. Öfkesini kolayca kontrol edemeyen bir millet olduğumuz için Türkiye’de yılda ortalama 4 binin üzerinde yurttaşımız ateşli silahlarla öldürülmektedir. Vurulana da vurana da yazık değil mi? Bu cinayetlerin ülkemizde aileler, sülaleler arasında kandavasını körüklediğini, insanlarımızı birbirine düşman hale getirdiğini bu kanunu çıkarmak isteyen AKP’liler bilmiyor mu? Şu anda bile toplumda onulmaz yaralar açan, cinayete kurban gidenleri mezara, cinayet işleyenleri cezaevlerine gönderen mevcut kanunda silah edinmeyi zorlaştırmak, silah denetimlerini artırmak gerekirken şimdi bunun tam tersinin yapılmak istenmesi oldukça düşündürücüdür. Bazıları bu değişiklik tasarısını irdelerken “bu silah lobilerinin, silah satışı yoluyla rant elde etmek isteyenlerin talebi” diyorlar. Hayır, olay bu kadar basit ve sadece bir rant olayı değil.  Tehlike son derece büyük ve oldukça yakındır. Daha geçen gün tehlikeyi Amerika’dan Erich Edelman, “Türkiye’de önlenemez şeyler oluyor ve cin şişeden çıkmıştır” derken aynı şeyi Tayyip Erdoğan da Adıyaman’da “artık ok yaydan çıkmıştır ve hedefini bulacaktır” şeklinde ifade ediyordu. Edelmen’ın dediği gibi cin şişeden, Tayyip Erdoğan’ın arzu ettiği gibi ok yaydan çıkmadan 2011 seçiminde AKP’nin önü kesilmezse şu veya bu partili olduğuna bakılmaksızın hiç birimizin can güvenliğimiz olmayacak, son pişmanlık fayda vermeyecektir.
* Sefer Çetinkaya

 

+++

 

Üniversite kampüslerinde ne zaman 2-3 öğrenci bir araya gelip slogan atmaya kalksa, anında etraflarını recekoplar sarıyor ve coplamaya başlıyorlar. Recekoplar ileri demokrasi dediğimiz re-cop demokrasisinin de sembolü haline gelmeye başladılar. SS modeli gibi... 
* Engin Balım

+++

 

İktidar bölüşüyor ya siz
Büyük Türk Mütefekkiri Samiha Ayverdi  “...bizi kimler bu hale getirdi diyor vakit kaybetmemiz yeter artık.”
Kimler getirdi ise getirdi işte. Belki de kendi kendimize kıymışızdır. Zira insanoğlunun kendi kendine ettiğini,ona hiçbir düşman edemez. Şu halde bir çıkar yol aramak gerek” dediği gibi çareler aramak zorundayız.
Bu sebeple muhalefet partileri bu halkın “iki anahtar” vaad edenleri nasıl iktidara getirdiğini, döner ekmek kuyrukları ile nasıl oy toplanıldığını unutmasınlar.
Laf kalabalığı yapmadan halka menfaat bölüşmesinin bu iktidardan daha iyi yapılacağı ve bu yapılırken de milli menfaatlerin korunacağı yalın bir dille anlatılmalıdır. Bunları söylerken kesinlikle halkımızı suçlayamıyorum.
Onu bu hale getirenler ve bu yöne itenler utansınlar. Onlarca yıldır en küçük bir hizmetin dahi verilmediğine inandığım garip insanlarım ne yapsın.
Bundan dolayıdır ki geleceğin iktidarının en büyük vaadi; büyük bir samimiyetle zaten halkın olan zenginliği halkla adam gibi ve halkın onurunu koruyarak bölüşeceği olmalıdır. Samiha Ayverdi’nin “Türk evladı kendi istikametinden, kendi yolundan saptırılıp bir çıkmaza sokulmuş bulunuyor... Bu nedenle Türk insanının idrakine ve ruhuna giren hırsızı bulup, onu, gizlendiği köşe bucaktan söküp atmak gerek. Nerede Yarabbi, onu düzlüğe çıkaracak celadetli rehber nerede? Allah’ım onu bize tez gönder!” deyişi ve duası üzerinde, bu gün her zamankinden daha fazla durmak gerekiyor.
* Özcan Pehlivanoğlu

 

+++

 

Ters mıknatıslama
Bir insan aynı zamanda hem laik, hem Müslüman olabilir. Bu asla ters mıknatıslanma yapmaz. Ama sorarım size, bir insan hem hilafetçi, hem ‘demokrat’ olabilir mi?.. Hem Abdülhamitçi, hem özgürlükçü olabilir mi?.. Hem Vahdettinci, hem emperyalizme karşı olabilir mi?.. Hem Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapıp, hem ülkeye ’ileri demokrasi’getirebilir mi?.. Hem 23 ülkeyle birlikte Türkiye’mizin de sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olup, hem ulusal ve toprak bütünlüğümüzü koruyabilir mi?.. Hele hele bir de, bunları “hazmettire hazmettire” yapmak, ‘ters mıknatıslanma’ yapar mı, yapmaz mı?..
* İrfan Tuna

 

+++

 

MİNİ YORUM
Kurultay şakşakçısı gazeteciler
Her seferinde “yok” diyoruz artık şaşırmayacağız “medyadır her şeyi yapar!”. Ama dünkü CHP Kurultayı’nı izlerken bir kere daha ağzımızı açık bırakmayı başardı kimi köşe yazarları. Sunucu soruyor; CHP “yol ayrımında mı” yoksa “ayrışma yolunda mı”? Kükrüyor adam “Hayır, hayır ikisi de değil, CHP iktidara koşuyor!” Sunucu soruyor; Kurultay Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin tescili mi? Kükrüyor adam “Bir dakika, bir dakika Kemal Bey Baykal’a rağmen aday olduğu gün “lider” oldu, Sav operasyonu yaptığı gün “iderliğini pekiştirdi zaten bu noktada tereddüt yok!”... Herhangi bir CHP yöneticisinin dahi ağzından duyamayacağınız bu sözleri sarf eden “şakşakçı”lara yazık ki “gazeteci” deniyor bu ülkede hala...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları