Haçlı projesinde Türkmenler

Sadi SOMUNCUOĞLU

Tarihimizin son döneminde, bin yıldır kesintisiz olarak egemen olduğumuz ve yüksek bir medeniyeti gerçekleştirdiğimiz bu topraklardan, Türk’ü ve İslâm’ı çıkarmanın adına,  “Haçlı Seferleri”  denildiği malumdur. Haçlıların emelleri bugün de devam etmektedir. Ancak adı,  “Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Afrika Projesi/BOP” olarak değiştirilmiştir. Bu defa hedefte, bütün Türk- İslâm dünyası vardır. Bu projenin eş başkanlarından birinin de, kendi ifadelerine göre Başbakan Erdoğan olduğu hatırlardadır.
AKP, 2002’den başlayarak günümüze kadar, AB sürecinde  “Türkiye’yi dönüştürmek”  veya  “Sessiz devrim”  dediği siyasetini,  “Millî birliği güçlendiriyor, Türkiye’yi büyütüyoruz”  yalanıyla ısrarla sürdürmüştür. Bu siyaset; Türk Milletini  “demokratikleştirme” ve “özgürleştirme”  gibi bireye ait kavramlarla aldatıp, etnik kimliğe dayalı  “devlet”  ve “toprak” talebine çevirmeyi başarmıştır. Böylece bütün olan ülkemizi bölünmenin eşiğine getirmiştir. TBMM’ye sunulan  “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” na verilen ilginç ad ve gerekçesindeki  “Türkiye 2002 yılından itibaren, tarihinin en kapsamlı demokratik değişim, dönüşüm ve normalleşme süreçlerini yaşamaktadır”  ifşaatı, yukarıdaki tespitlerimizi doğrulamaktadır. Bu iki alıntıya göre; ülke bütünlüğünün parçalanmasına “Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi”  ve  “İmralı Mutabakatı”  ile terör örgütünün bölgede fiili olarak  “paralel devlet”  kurmasına “...tarihinin en kapsamlı demokratik değişim, dönüşüm ve normalleşme süreci”  adını vermektedir!  

***

Türkiye, böylece, BOP çerçevesinde Batı’dan alınan tam destekle, uçurumun kenarına getirilirken; 2003’te emperyalistlerin işgaline uğrayan Irak’ta ve 2011’de rejime baş kaldıran eylemlerle karıştırılan Suriye’de Türkmenler, bu defa tam tersine bir siyasetle karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum bazen görmezden gelinmiş, bazen avutucu ve uyutucu vaatlerle oyalanarak, hem Türkiye kamuoyu, hem de Türkmenler yalnızlığa terk edilmiştir. Irak ve Suriye, ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün siyasetine uygun olarak pay edilirken,  “ikinci İsrail görevi yüklenen” , eli pek çok Türk’ün ve kardeş Türkmen’in kanına bulaşmış Barzani-Talabani ikilisi, Türkiye’nin himayesine alınmıştır. Ortadan kaldırılan  “Irak Arap Cumhuriyeti” nin yerine, Arap ve Kürtlere ait, iki ortaklı, iki dilli ve iki bölgeli,  “Irak Federal Cumhuriyeti” kurulmuştur. Buna göre, Irak’ın kuzeyinde Erbil-Süleymaniye bölgesi  “Yerel Yönetim”  Kürtlere; Bağdat’ta kurulan ve resmi dili Arapça ve Kürtçe olan Federal Devlet ise, Arap-Kürt unsuruna ait oluyordu. İşgalciler Federal Anayasa’yı böyle yapmıştı. Buna göre nüfusun % 15’ini teşkil eden Kürtler adına Talabani  “Federal Devletin Cumhurbaşkanı”  Barzani  “Yerel Yönetimin Başkanı” yapılmıştır. Nüfusça bu aşiretlere denk sayılabilecek olan Türkmenler, Türkiye’nin hemen kabul ettiği Federal Anayasa’ya göre kurucu unsur sayılmadığı için, saf dışı edilmişler, felaketler de böylece başlamıştır.
Egemenliğin, BOP’a göre yapay bir şekilde bölüştürülmesiyle Irak’ta, iç çatışmalar da başlamış, ABD askerlerinin 2009’da tamamen çekilmesi üzerine katliamlar artmıştır. Otorite boşluğunun doğurduğu kaos ortamında yeşeren IŞİD gibi, vahşi terör örgütleri ülkenin baş belası olmuştur. IŞİD işgali hızla devam etmektedir. Katliamlar; özellikle silahsız, teşkilatsız ve desteksiz bırakılan Türkmen katliamı sürmektedir. 100 binlerce Türkmen çöllere düşmüş, tam bir insanlık faciası yaşanmaktadır. Bütün bunlar, Türkiye’ye rağmen olmaktadır. Zira Türkiye, bir Türkmen politikası olmadığı gibi, bütün böbürlenmelere rağmen caydırıcılığını da kaybetmiş durumdadır. Meşru ve güçlü olan Türkiye’nin bu duruma düşmesinde, BOP çerçevesinde Barzani yönetimine odaklanmanın yanında, içeride ve dışarıda terör örgütleriyle iş birliğine dayanan bir siyaseti benimsediğine dair medyada çıkan yoğun haberlerin etkisi büyüktür. Mesela, dünya IŞİD’e terör örgütü derken, iktidar sahiplerinin sessiz kalması, algılamaları güçlendirmektedir. Yine, Türk toprağı olan Konsolosluğumuzun fütursuzca basılması ve tutuklanan resmi görevliler ile Türk vatandaşı şoförlerin hâlâ serbest bırakılmaması, nasıl izah edilebilir?

Türkmenlerin feryadı    
Anlatılan bu vahim durumu en açık şekilde dile getiren Türkmeneli Dernekler Federasyonu Başkanı Kemal Beyatlı’nın feryadına bakalım:  “Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütü Irak’ı, bilhassa Türkmen bölgelerini kasıp kavurmaktadır. Şu ana kadar Tuzhurmatu, Bayat köyleri (Biravcılı, Çardağlı, Karanaz, ve Şah Sivan) Tazehurmatu, Beşir, Musul’un doğusundaki Türkmen köyleri, Telafer’in güneyi ve etrafındaki köyler hayalet kentler haline geldi. Tuzhurmatu’ya bağlı Emirli Kasabası ise tamamen kuşatılmıştır. Kürt peşmergeleri için fırsat doğmuştur. Türkmen bölgelerini, ağır silahlı peşmergeler istila etmiştir. 
Gıda ve insani yardım çok önemlidir. Ancak Türkiye’den, ‘Üzüntü duyuyoruz’ ‘Kınıyoruz’ ‘Türkmenlerin yanındayız’ ‘Türkiye üzerine düşeni yapmaya hazırdır’ gibi sözlerin ötesine geçilmeli ve fiili adımlar atılmalıdır.” 
Gerçeği anlayabilmek için, Türkmen siyasetinin, Türkiye siyasetinin bir parçası olduğu görülmelidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş