"Hain subaylar!"

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Yazımın başlığını görünce "Hain subay olur mu?" demeyin sakın... Bu deyim bu satırların yazarının değil, yaklaşık 50 yıl üniforma giyip TSK'nın bir numarasına kadar yükselen 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a ait. "İçimizde halen hainler var!" sözünü bundan 6-7 yıl önce biri sarf etse kıyamet kopardı. Bırakın açıkça söylemeyi dolaylı olarak tarif etse soruşturma açılır, maazallah memleketi terk etmek zorunda kalırdı. Kumpas davalarının kurbağanın kaynatılma testi gibi başladığı günlerde ilk defa "ağacın kurdu içindedir" tespitimi bu sütunlardan paylaştığım için başıma gelmeyen kalmadı. "Sakıncalı gazeteci" bile ilan edildim. Bir dönem içtiğimiz suyun ayrı gitmediği tipler sessiz-sedasız uzaklaşıverdi yanımdan. Dahası Türk ordusunun önemli mevkilerinde bir dönem görev almış kurmaylar "Bu bilgisayarlardan ne kadar bilgi çalındı bilmiyoruz" dediklerinde "Bulamayışınız da sizin ayıbınız" cevabını verdiğimden dolayı selam dahi vermez oldular.

"Bu topraklar öylesine bereketlidir ki tahminimizden fazla hain yetiştiriyor" sözü de bana değil merhum İsmet İnönü'ye aittir. "Türk devletini yıkmanın yolunun Türk ordusunu ele geçirmek" olduğunu bilenler boş durmadı tabii. Sanıldığı gibi 8-10 yıldır değil, 50 yıldır Türk ordusuna sızmaya çalışıyorlar. Şeytanın aklına gelmeyecek yöntemlerle bu işi başarmayı kısmen becerdiler. Zaman zaman yapılan temizlik operasyonlarında "topal ördek" denilen bazı gözden çıkarılanlar tespit edilirken, çoğunda idealist gençler de kurban edilmiştir. Korsan baskısı orijinalinin üç-beş katı satan "İmamların Öcü" adlı kitapta buz dağının görünen bölümlerini yazdım. Yazmaya da devam ediyorum. Ancak bu arada koruyup, kollamaktan yana ettiğim Harbiyeli yeminine rağmen Genelkurmay tarafından da mahkemeye verildim. Kimilerinin "mesai arkadaşlığı"na indirgediği "silah arkadaşlığı" kavramı benim için halen geçerli. Ağacın içindeki kurtları tespit edip, temizlemek için ziraat mühendisi olmaya gerek yok. Bunu çarıklı erkân dediğimiz çoban bile yapıp, gölgesinde oturup, meyvesi ile beslendiği ağacı kurtarıp, daha uzun yıllar yaşaması için çeşitli yöntemler geliştirir. Aksi halde Anadolu coğrafyasında asırlık anıt ağaçlardan bahsedemezdik bile...

İlker Başbuğ'un yürekleri burkup, kafalara paslı çiviler çakan "içimizde hain subaylar var!" teşhisi bir günlük manşet haber ile üç-beş günlük yorumla geçiştirilemez. Selcan Taşçı'nın tarihi deyimi ile "hançerdeki parmak izleri" bellidir. Ağacın içindeki kurdu en iyi ağacın dalları ve gövdesi bilir. İşte onlardan biri 30 Ağustos'ta emekli edilen Kurmay Albay Mustafa Önsel'dir... İlker Başbuğ'un birkaç gün önce sarf ettiği: "Beşiktaş adliyesinde ifade veren askerler kendilerini, kendi topraklarında, yani Türk topraklarında yabancı bir ordunun askeri gibi hissetmeye devam eder" sözünü Hasdal Askeri Cezaevinde 2012'de yazdığı "Beşiktaş'ta Sırtlan Pususu" adlı kitabında çoktan belirtmişti. Ardından "Silivri'de Firavun Töreni"ni yazdı. Hapisteki dördüncü yılına Mamak'ta giren Önsel "Casusluk Kumpası" ile "Kim Bunlar?" sorusunun cevaplarını da verdi. Alibi Yayınları'ndan genişletilmiş yeni baskısı "Hüzünle Gülen Adam"ı imzalayarak gönderen Mustafa Önsel'in ibretlerle dolu kitabını İlker Başbuğ'un okuduğundan eminim. Umarım Başbuğ'dan sonra sorumluluk makamlarına oturanlar da okur!..

Sonuç olarak Harp Okulunda ilk öğretilen "Komutanlar ve liderler sadece yaptıklarından değil, yapamadıklarından da sorumludur" dersini hatırlatmakta fayda görüyorum. Haydi bulup cezalandırın hain subayları!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş