HAKSIZLIKLAR...

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Geçen yazımda verdiğim “zulüm ve isyan dörtlükleri” nin altına, “Yukarıdaki dörtlükler bir ’Milli Görüşçü’ye ait. Adını sonraki yazımda açıklayacağım. Bakalım bu arada kim olduğunu merak eden çıkacak mı?” notunu eklemiştim.
İnternette de çok okunan bu yazımdaki şairi nedense merak eden çıkmadı. Herhalde, dörtlüklerle anlatılan durum (zulüm ve haksızlıklar) çok kanıksanmış!.. Ya da, “korkudan” kimse görüş bile bildiremedi.
Bir kişi hariç!
O kişi İlhan Kesici.
Sayın Kesici, şiirleri çok beğenip şairini tahmin etmiş ama bilememiş.
Geçen yazımda yer verdiğim o dörtlükler, sayın Yâsin Hatipoğlu’na aitti. Alıntı yaptığım kitabının adı ise “Sözdeki Füsûn” idi. O çok çarpıcı rubâîler, bana Namık Kemal’in -bugün de- sürgün ve hapis ile sonuçlanabilecek şiirlerini hatırlatmıştı.

HOCA OLMUŞ AMA..
Bu yazımda da alıntılar yapacağım. Ama bunlar benim yanıtım ve bana gönderilen cevap hakkına yer vermek biçiminde olacak.
Gazetede yazı yazmakla gazeteci olunmuyor!.. Olunmayınca da, gazeteciliği bilmeden ahkâm kesiyorsunuz. Ya da Mehmet Altan’ın söylediği gibi “hamâset” yapmış oluyorsunuz. İşte bu hamâset yani boş sözlere bir örneği, geçen cumartesi günü, Taraf Gazetesi’nde Halil Berktay verdi. (Berktay, bizim Mülkiye’deki hocalarımızdandı!..)
Kendine göre ahkâm kestiği yazısının bir yerinde benim adımı da geçirmiş ve “meslek etiğini yitiren gazetecilik” ile “televizyonlardaki militan yorumculuktan” örnekler vermiş. Benim için ise, “çok hızlı yükseldi!” diyerek, anlamlar yükleyerek, neredeyse hedef göstermiş!..
Halil Berktay’ın kim olduğunu Yeniçağ okuyucuları ve Ceviz Kabuğu izleyicileri bilir. Ama o benim mesleki geçmişimi bilmiyor... Eleştirdiği hatalara kendisi düşmüş. Çünkü ben, bulunduğum yere tırnaklarımla geldim. Hürriyet’te nasıl bir muhabir olduğumu bugün yönetici olan bütün Hürriyetçi’ler çok iyi bilir. (Yazsam roman olur.. Bir gün yazacağım da.)
Ben hiçbir yere tepeden gelmedim. Bana kimse lütuf olsun diye köşeler açmadı. Hatır gönül işlerinde hiç olmadım. Ve bu yüzden de halk tarafından çok sevilirken, politikacılar tarafından da hiç sevilmedim.
Benim yüzlerce makalem, bilimsel çalışmam ve 35 adet kitabım var. Evet tam 35 adet!.. Halil Berktay’ın kaç kitabı var acaba? Profesör ama, benim İşgal ve Direniş kitabım gibi yüzlerce dipnotlu bir eseri var mı acaba?
Bizim medyada nasıl dik durduğumuzu, bunun bize maddi ve manevi nelere mal olduğunu herhalde bilmeyen bir tek o kaldı!..

SOROS KİMİ DESTEKLİYOR?
Değineceğim diğer konu, “Şaşırtan İtiraflar” başlıklı yazımda adı geçen sayın İsa Gamber.
Azerbaycan Müsavat Partisi Genel Başkanı İsa Gamber’in Ceviz Kabuğu’ndaki açıklamalarını eleştirmiştim. Sayın Gamber, ben İzmir kitap fuarında iken bir e-posta göndermiş. Yeni gördüm.
Kendisine haksızlık yaptığımı, “Sorosçu olmadığını” söylüyor.
Yanıt ve savunma hakkına saygımdan ve de -haksız yere- kimseyi incitmek istemediğim için bu açıklamaya yer veriyorum. İsa Gamber, özetle, “Soros bizlerle değil, Aliyev iktidarı ile işbirliği yapıyordu ve yapmaya devam ediyor” diyor. (Şimdi yanıt hakkı sayın Aliyev’de!..)
Ama şu sözler de ona ait:
 “Ben Soros’la hiçbir zaman görüşmedim, konuşmadım ve herhangi bir alış-verişte bulunmadım. Evet, sizin bana göstermiş olduğunuz bir yazıya cevab olarak ben de size yazılı olarak cevap verdim ki, turuncu renk demokratik değişimlerin simgesi haline gelmişti. 2005 yılında Azadlıg blokunun bu rengden istifade etmesinin nedeni, dünyaya demokrasi mesajı vermesi amacı idi. Fakat turuncu renk Soros doğmadan önce de vardı ve ortaçağlarda Hollandalılar, 2004 yılında ise Ukrayna halkı bu rengi siyasi simge olarak kullandılar. 2004’te Ukrayna halkı devrim istemeseydi, Soros ne yapabilirdi ki?”
Yorum sizin.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları