Halk şiirinde mizah

A+A-
Ahmet B. ERCİLASUN

Bugünlerde insanların siniri tepesinde. Bir dostunuza "Nasılsın?" diye sormayagörün. Sorduğunuza soracağınıza pişman oluyorsunuz. Eh, haksız da sayılmazlar hani. Televizyon ekranlarından gelen o her akşamki azarlayıcı ses kimde asap bırakır? Vallahi o sesi duydukça insanlar öyle ağır kelimelerle içlerini döküyorlar ki buraya yazılası değil.

                Ben de diyorum ki her şeye rağmen biraz gülümsemek lazım. Bakın bizim halk irfanı da öyle yapmış. El kesesinden saltanat sürenleri görünce düşüncesini türkünün mısralarına dökmüş, inceden inceye eğleniyor: Buyurun arkadaşlar / Davetim var benim / Herkes kesesinden yesin içsin / Saltanatım var benim. Hani bugünlerde yüzlerce, binlerce kişilik iftar sofraları kuruluyor ya. Milletin kesesinden. Ben de devletlülerin saltanatına bakıp bu Silifke türküsünü mırıldanıyor, kendi kendime eğleniyorum.

                Bir de güzel Kastamonu türkümüz var: Tiridine bandım. Kastamonu tiridinin de tadına doyum olmaz diye düşünürken yine bir gülümseme kondu dudaklarıma: Manda yuva yapmış söğüt dalına / Yavrusunu sinek kapmış gördün mü? Gerçi böyle saçma şey olmaz deyip bu sözleri çeşitli şekillerde açıklayanlar varsa da ben buradaki mizaha şapka çıkarıyorum. Vallahi sürrealist şiir şu iki mısraın yanında çok sönük kalır. İstediğiniz gibi yorumlayın. Benim aklıma ağaçlarımıza kasteden, ormanlarımıza yuva yapmış mandalar geliyor. Mandaların bir tarafını kapmış olan sinekler de direnişçiler. "Öyle bizi küçük görmeyin", diyor direnişçiler; "görün bakın başınıza neler gelir!"

                Bir de Kaygusuz Abdal'ın "Cümle kaplumbağalar" şiiri var: Cümle kaplumbağalar / Kanatlanmış uçmağa / Kertenkele derilmiş / Kırım suyun içmeğe // Bir karınca devenin / Tepmiş uyluğun ezmiş / Bir budunu götürmüş / Dönüp ister kaçmağa // Çekirge buğday ekmiş / Manisa'nın çayında / Sivrisinek derilmiş / Irgat olup içmeğe // Ergene'nin köprüsü / Susuzluktan kurumuş / Edirne minaresi / Eğilmiş su içmeğe // Kaygusuz'un sözleri / Hindistan'ın kozları / Sen de bu yalan ile / Gidem dersin uçmağa.

                Hani adam arabasını ters yönde sürüyormuş da yukarıdaki helikopterden trafik polisi "Dikkat, birisi ters yönde gidiyor" diye uyarınca "Ne birisi? Hepisi hepisi" demiş. Ben de onun gibi söylenip duruyorum: "Ne yalanı? Yalan var, dolan var, hırsızlık var, yolsuzluk var; ne ararsan hepisi var!" Bir de bunlarla adamlar "Uçmağa (cennete) gideceğim" diye hayal edip duruyorlar.

                Ah Kaygusuz ah! Yaşasaydın da bugünleri görseydin. Manisa'nın ovaları, çayları adamları tatmin eder mi? Çekirgeler bütün memleketi sarmış. Buğdayı eken de onlar, deren de onlar, yiyen de onlar. Sivrisineklere de ırgat olmak düşmüş. Fakat en güzel dörtlük, şu develi dörtlük. Şu deve var ya deve, işte içinde onun geçtiği dörtlük. O küçümsediği karınca öyle bir tepmiş ki deveyi, uyluğunu ezip geçmiş. Ee, sonunda olacak olan budur. Devenin ne budu kalacak, ne hörgücü. Bu dörtlükten sonra Edirne minaresini artık açıklamayayım müsaade ederseniz. Neme lazım, sonra olay çıkar!..

                Bu şiirlerden sonra şu zavallı âciz sinek benim kahramanım olacak gibi. Yunus'un meşhur şiirindeki şu dörtlüğe bakar mısınız? Bir sinek bir kartalı / Salladı vurdu yere / Yalan değil gerçektir / Ben de gördüm tozunu. Eh, Manisa suyunda ırgat oluyor, mandayı kapıyor, kartalı tutup yere çalıyor. Devenin hakkından da karınca geliyor. Bu küçük yaratıklar kahramanımız olmaya layık değiller mi? Develer, mandalar uzun ve iri boylarına, poslarına bakıp, cesametlerine güvenip karıncayı, sineği ayakları altında ezeceklerini düşünür ama o yaratıklar bir gün yapacağını yapar. Mandanın yavrusunu da (Yavrular da bugünlerde pek gözde!) kapar, devenin uyluğunu da ezer, kendisini kartal sanıp başını havalara dikeni de tutup sallayarak yere çalıverir.  

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları