Halkımız, aydınlar ve açılım...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Eskiden kervanlar gece yolculuğunda yönlerini yıldızlara bakarak tayin ederlermiş. Bence, karanlık gecede kervan için o parlak yıldızlar ne ise halk için aydınlar da odur. Yani halkın yolunu aydınlatacak olan aydınlardır. Gel gör ki Türk aydını bu görevini hep kötüye kullanmıştır. Diğer bir ifade ile kervanı hep eşkıyaya peşkeş çekmiştir. Bu, dün böyle olmuştur, bugün de böyle olmaktadır.
Buna mukabil, Türk halkı yükümlülüklerini her zaman fazlasıyla yerine getirmiş; vatanı, milleti ve devleti için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Vergiyse vermiş, sıkıntıysa çekmiş, askerlikse yapmış, hatta ölünecekse ölmüş... Geçmişe dönüp bakıldığında bu fedakârlıkları en çok da, günümüz aydınlarının özür kampanyaları düzenledikleri malum çevreler bir eli yağda bir eli balda, huzur ve refah içinde yaşarken yapmış olduğumuz görülür... Şu ifadeler ne kadar dikkat çekici değil mi?
“Atatürk, 17 Mart 1923’te Mersin sahillerinde güzel yalılar ve köşklerin Ermeni, Rum ve Yahudi vatandaşlara ait olduğunu görünce, o sırada yanından geçen aksakallı, yaşlı bir Mersinliye yaklaşarak ” Baba! Bu adamlar şehrinizin en değerli yerlerine bu güzel binaları yaparken sen neredeydin? “ diye sordu. Yaşlı Mersinli ise ” Yemen’de, Sarıkamış’ta, Çanakkale’de çarpışıyordum Paşam “ diye cevap verdi.”
Bu gerçeği Süleyman Nazif de bir yazısında şöyle dile getirmiştir:
“Köylere, tarlalara niçin harap olduklarını sor: Cevap verirler ki îmâr eden kol bir Moskof cenginde kırıldı...”
Bu satırları okuduktan sonra aydınlarımızın özellikle son  “açılım”  bağlamında gazete köşelerinde ve açık oturumlarda yazıp söyledikleri üzerinde lütfen biraz düşünelim...
İlkokul yıllarımı hatırlıyorum. Köyümüzde Arap Mehmet de vardı, Kürt Ali de, Gürcü Ayşe de... Fakat bizim için bunların Habip Mehmet, Mehmet Ali ve Elif Ayşe’den hiçbir farkı yoktu. Yani bunlar birer isimden ibaretti. Hatta  “andımız” ı Gürcü Ayşe’nin kızı Raziye okuturdu. Ve farklılıklarımız bir zenginlikti. Aydınlarımız ve sağ olsun Başbakanımız  “Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Gürcü’süyle, Çerkez’iyle...”  diye diye güzellik kaynağı olan farklılıklarımızın yerini  “ayrılık gayrılık”  almaya başladı. Etnik ayrımcılık ilkokullara kadar girdi. İstiklâl Savaşı gazisi ve  “Âmentü Şerhi”  adlı eserin müellifi Binbaşı Numan Kurtulmuş’un parti lideri torunu bile ilkokullarda söylenen  “andımız” dan rahatsız oluyor ve kaldırılmasını istiyorsa  “açılım” ın hangi vahim noktalara ulaştığını varın siz hesap edin...
Aydınlarımız ve tabii siyasetçilerimiz  “Onları astık kestik” ,  “Bunların hakkını gasp ettik” ,  “Şunları ihmâl ettik” ,  “Geçmişle hesaplaşalım” ,  “Özür dileyelim” ... lakırdılarını tekrarlaya tekrarlaya karşı tarafın bilinçaltı tepkilerinin intikama dönüşmesine sebep oldular. Böylece de cin şişeden çıktı.
Aslında cin şişeden çıkmadı, aydınlar ve siyasetçiler tarafından zorla çıkarıldı.  Ve bundan böyle de cin cinliğini, kış kışlığını, p..t da p..tluğunu yapacak. Halkımız ise her zaman olduğu gibi yine itidali elden bırakmayarak bu tehlikeli süreci en az zararla atlatmanın şartlarını hazırlayacak... En azından ben böyle düşünüyorum. İnşallah yanılmış olmam...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları