Halkın onuruyla ve sabrıyla oynamayın

Kürşad ZORLU

Bugünlerde ülkemizde olan bitenler, önümüzdeki dönemde planlanan sinsi oyunların bir habercisi gibi görülüyor. Bölücü odakların açık ya da örtülü tehditleri karşısında devletin maruz bırakıldığı söz ve davranışlar millet vicdanını kanatmaya devam ediyor.  Bazı çevrelerce bölücü başının “genel af” ile serbest bırakılabileceği bile seslendiriliyor. Bakınız bu hususta 21 Ağustos 2010 tarihli “Öcalan hangi tarihte serbest kalacak” başlıklı yazımızda şu ifadelere yer vermişiz:  İktidar yetkilileri “hayır” dese de, Öcalan açısından tünelin ucundaki ışığın görüldüğünü söylemek mümkündür. İstediğiniz kadar  “Öcalan’a af yok” “yeniden yargılama olmaz”  deyin; eğer bahsedeceğimiz süreç böyle devam ederse, APO salıverilmese bile onu içeride tutan sebepler temelden sarsılmış olacaktır. Ve yine aynı konuyla bağlantılı olarak 7 Ağustos 2010 tarihindeki yazımızda şunlar belirtilmiş: Bütün hedef ve özlem  “demokratik özerklik” tir. Üstelik bu yeni şekillenmiş bir arayış da değildir. Bölücü başı Öcalan’ın vaat ettiği temel bir enstrümandır. Önümüzdeki dönemde doğrudan demokratik özerklik tartışılacak ve bu kavramın içi doldurulmaya çalışılacaktır.


Gerginlik tırmanıyor
Elbette bazılarımız bunun bir paranoya veya seçimlere yönelik bir manipülasyon olduğunu düşünebilir. Zira bu önermelerimizin doğruluğunu tamamen kanıtlayacak bulgulara sahip değiliz. Ancak burada bilimsel bir tartışmadan bahsetmiyoruz. Hepimizin gözleri önünde olup biten şey Türk adaleti tarafından binlerce insanın katili olduğuna hükmedilen bir suçlunun, adına “terör”, “bölücülük” ya da “kürt sorunu”  denilen bir meselenin çözümünde kilit konuma sürüklenmek istenmesidir. Üstelik kısmen de olsa aşama kaydedilmiş ve kitle iletişim araçlarında propaganda dönemi başlamıştır. Aslında burada önemli olan, devletin kiminle görüştüğü değil ne adına görüşüldüğüdür. Özellikle muhalefet tarafından seslendirilen sözde  “ateşkesin devamı” ya da  “yeni Anayasanın içeriğinin belirlenmesi için görüşülüyor” tezi gerçekten insanın kanını donduruyor. Ekranlara yansıyan devlete kafa tutma girişimleri, Cumhurbaşkanlığı makamını hiçe sayan tavırlar ve onlara karşı gösterilen abartı dolu kabullenişler...İnanın sağduyu sahibi tüm kesimler bu süreç karşısında “yeter artık” demekten kendini alıkoyamıyor. Toplumsal akıl sallanıyor ve sabırlar giderek tükeniyor. Sokakta, evde, kahvede, okulda ve daha pek çok yerde örtülü gerginlikler yavaşça tırmanıyor. Belki de yaklaşan seçimler açığa çıkması muhtemel öfke patlamalarını bastırıyor.


Halk hiçe sayılamaz
Hepimiz biliyoruz ki bu meseleye ilişkin olarak yaklaşık 30 yıldır sürdürülen politikalar kesin sonuca varılmasını sağlayamamıştır. Zaman zaman gündemden düştüğü sanılan dönemlerde bile kökü kurutulamayan bu sorun, her defasında yeniden ortaya çıkmayı başarmıştır. Buna paralel olarak Türkiye’de çeşitli siyasi görüşlere sahip toplum kesimlerinin Güneydoğu meselesi karşısında değişim gösterdiğini ifade etmek mümkündür. Türk halkı devlet onuruna ve sistemine yakışan barış çabalarını desteklemekle birlikte, aynı devletin aşağılandığı, örselendiği ve hiçe sayıldığı süreçleri asla kabul etmemektedir. Bu durumda devleti yönetenlerin bilmesi gereken en önemli şey, “devleti” oluşturan parçalardan yalnızca birisinin hükümet ya da siyasi iktidar olduğu gerçeğidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş