Halkoylamasının arkasındakiler

A+A-
Mustafa ERKAL

Değişik tartışma ve gürültüleriyle en düşük katılımlı halk oylaması geride kaldı. Referanduma uygun olmayan baskı ve yıldırmalarla dolu antidemokratik bir ortamda referandum yapıldı. Öncü rolü oynayan 26 maddelik anayasa değişikliği kabul gördü ve % 58 oy aldı. Ancak, yapılan bazı araştırmalarda halkın önemli bir bölümünün anayasa değişikliğinin oylandığından haberi bile yoktu. Çoğunluk bunu bir güven oylaması olarak anladığı için gelecekte nelerin değiştirilmek istendiğinin farkına bile varmadı. Kimileri de kendilerinin ve yakınlarının 12 Eylül’de ve sonrasında gördükleri kötü muamele ve aşağılama ve işkenceyi ölçü alarak oy kullandılar. Bizzat Başbakan’ın ve yandaş basının telkinleri bu konuda etkili oldu. Genel seçim olmamasına rağmen, genel seçim havası yaratılarak MHP tabanından oy kayması olduğu bile ileri sürüldü. Büyük şehirlerdeki AKP karşıtlığı gizlenmek istendi. Muhalefet hedef alındı, bilhassa MHP’nin içi karıştırılmaya çalışıldı.
Anlaşılan iç ve dış güçler için MHP önemli bir engeldir. O devre dışı bırakıldığı takdirde, CHP ile hesaplaşmak ve klasik tezlerle muhalefete yüklenmek mümkün olacaktır. Oyu düşen AKP, böylece MHP’den gelecek oylarla ayakta durmaya çalışmaktadır. Eski ülkücüler ve eskimeyen ülkücüler ihtilafı yaratıldı. Bu oyuna gelen ve 12 Eylül 1980’e takılı kalanlar üzüntüyle izlendi. % 42 hayır oyu MHP’nin mi; yoksa CHP’nin mi tartıştırmalarından fayda umuldu.


Asıl amacın Türkiye’yi federal ve çokkültürlü bir yapıya taşımak, Türk kimliği yerine, Türkiyeli ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kavramlarının Anayasaya konmak olduğu nedense bazılarınca atlanmıştır. Açılımların ve bilhassa Kürt açılımının ilerideki durağının bölgesel özerklik olduğu da mı anlaşılamamıştır?


Ülkücülüğün 1970’ler gerçeğinde olduğu gibi, sadece komünizme karşıtlık ve sağ-sol kutuplaşması içinde yer almak olmadığı, bugünkü konjonktürde milli ve üniter yapıyı korumak, Türk’e yönelmiş ihanet ittifakına karşı birlik ve beraberlik içinde davranmak olduğu fark edilmelidir. 2000’li yıllarda daha da yükselen bir değer olan dini, İslâm’ı değişik şekillerde kullanmak isteyen emperyal güçlere karşı hassas olmak da ülkücülüğün bir gereğidir. Kısır tartışmaları, şahsi hesapları ve hastalık haline gelen birbiriyle uğraşmayı, hizipçiliği aşamazsanız; gerçekleri fark edemezsiniz.
Sosyal değişmeyi iyi yakalamak lâzımdır. Artık soğuk harp dönemlerindeki klasik ideolojik çatışmalar yerini, etnik, mezhep çatıştırmalarına, küreselleştirmenin ve Büyük Ortadoğu Projesinin oyunlarına bırakmıştır. Bu rüzgârla devlete alternatif kurumlar yaratılmakta, Türk siyasi hayatında artı ve eksileriyle önemli rol oynayan asker ve sivil elitlerin rolü, 1970’leri ve 1980 başlarını yaşamayan bir yeni şehirli ticaret ve sanayi kitlesine geçmiştir. Bu durum bir bakıma Pareto’nun “Elitlerin Dolaşımı”  tezine de uymaktadır. Bürokraside yer almak, ilimle ve bilimle uğraşmak yerini, paralı, yeni itibarlı mesleklere bırakmıştır.


Paranın tadını almış, iletişim teknolojisinin nimetlerinden faydalanmış, musluğun iktidarın elinde olduğunu fark etmiş, faydacı, uyanık ve ideallerden yoksun kitle için artık ülkücü olmak geride kalmıştır. Terör ve çatışma da ülke sathından Güneydoğu’ya kaydığına göre, artık bunlar terörden de rahatsızlık duymamaktadır. Özellikle Orta Anadolu ve bir kısım Doğu Anadolu şehirlerinde görülen bu kesim; İslâmî görünüm altındaki ılımlı İslâm’ın ve diğer bazı cemaatleşme eğilimlerinin kanatlarına takılarak manevi boşluğunu gidermeye çalışmış, şeyh-tarikat-cemaat üçgeni içinde iradesini yitirmiş tipleri ortaya çıkarmıştır. Bunlar bırakın siyasi kararları, evlerinde yaptıracakları badananın rengine, çocuklarını gönderecekleri okullara bile kendileri karar verememektedirler. Bu yapılaşma anlaşılmadan MHP’nin sözde bazı kalelerinin niye çöktüğü iddiaları tartışılamaz. Sosyal ilişkilerdeki eksiklik ve yanlışlara, siyasetin hızlı temposuna yer yer ayak uyduramamaya rağmen; fatura MHP’ye çıkarılamaz.


Halk oylamasını Atlantik ötesi kazanmıştır. Zaten Sayın Başbakan da bunu teyit etmiştir. Ancak, siyasi katılmayı reddedip halk oylamasıyla yabancılaşan ve önemli bir bölümü hayırcı olması muhtemel olan ve en azından memnuniyetsizliğini zaman zaman ortaya koyan, oy kullanmayan % 23’lük bir kesim, demokrasi için bir kayıptır. Bunlar rahatlarını bozmamış, vatandaşlık görevlerini yerine getirmemiş ve sorumsuzluk örneği sergilemişlerdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları